İhlas sahibi Müslümanların sayısı artmalı

Zübeyir Yetik'in kısa serencamını bilmek, Türkiye’deki İslami hareketlerin seyri hakkında fikir sahibi olmak anlamına da geliyor aynı zamanda. Ahmet Serin, Zübeyir Yetik'in Bursa'da 'Bugünün İslamcısına Notlar' başlıklı konuşmasından notlarını aktarıyor..

İhlas sahibi Müslümanların sayısı artmalı

Zübeyir Yetik, ellili yıllardan başlayarak günümüze kadar uzanan zaman diliminde var olan İslami hareketlerin içinde aktif olarak yer almış bir isim. Gazetecilikten öğretmenliğe, memuriyetten sivil toplum örgütü yöneticiliğine kadar birçok alanda da kah kurucu kah üye olarak günümüze kadar çalışmalarını sürdüren Yetik'in kısa serencamını bilmek, Türkiye’deki İslami hareketlerin seyri hakkında fikir sahibi olmak anlamına da geliyor aynı zamanda.

Bir diğer adı “Hür Düşünce Mektebi” olan İbrahim Paşa Kültür Merkezinin ‘Türkiye’de İslamcılık Tartışmaları’ ana başlığı altında ayda bir düzenlediği tartışma/konferansların 21 Mayıs tarihli son halkasına Zübeyir Yetik, ‘Bugünün İslamcısına Notlar’ başlıklı konuşmasıyla konuktu. Zübeyir Yetik, kendi hayatı üzerinden Türkiye’de İslami hareketin aldığı biçimler ve bu hareketin kat ettiği mesafe hakkında düşüncelerini paylaştı dinleyicilerle.

Büyük Doğu okuma’ diyen Büyük Doğucu

Konuşmasına “Benim kuşağım anne- babasından İslam’ı ne kadar öğrenebildiyse, ben de o kadar öğrendim.” cümlesiyle başlayan 1941 Siverek/Urfa doğumlu Yetik, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocukluğumdan beri büyük bir okuma merakım vardı. Durmadan gazete, dergi, kitap okurdum. Ama okuduğum yayınlar içinde beni en çok etkileyenler Sebil’ür-reşad ve Hür Adam dergileri oldu. Beni tanıyan, huyumu, düşüncemi bilen kırtasiyeci de bana, benim meşrebime uygun yayınları haber veriyordu. Bu iki dergiden sonra, bu dergilerin devamı niteliğinde olan Serdengeçti dergisi ve sonra da Büyük Doğu dergisi… Kırtasiyeci bana Büyük Doğu dergisini verdiğinde ben önce başyazıyı okudum ve çarpıldım. Sonra sürekli olarak bu dergiyi okudum.”’

Büyük Doğu ile daha ortaokuldayken tanışmasını bu şekilde anlatan Zübeyir Yetik, dönemin baskıcı ortamını anlatmak için şu anısını aktardı: “Kırtasiyeden Büyük Doğu’yu alır ve okula gidip teneffüslerde onu okurdum. Okulumuzda öğrenci olan Nihat Armağan adlı bir genç, bir gün bana 'O dergiyi okuma!' dedi azarlarcasına. Ben ona itiraz ettim, nedenini sordum ama o bana ısrarla 'Okuma!' demeye devam etti. Birkaç gün sonra yine beni Büyük Doğu’yu okurken gören Nihat Armağan 'Sen hâlâ o dergiyi mi okuyorsun? Okumasana!' dedi bağırarak. Fransızca dersimiz onunla ortaktı. Aynı sınıfa gittik ve ben o öfkeyle Büyük Doğu’nun bütün sayfalarını sınıfın duvarlarına raptiyeledim. O da yerinden kalkıp aynı öfkeyle onları duvardan söktü. Kavga etme noktasına geldik. Yanına kavga etmeye gittiğimde, koluma girdi ve bana 'Ben de o dergiyi okuyorum ama o dergiyi okulda okumak çok tehlikeli. O yüzden okuma diyorum sana.' dedi. Bir dergiyi okumanın bile büyük bir cesaret istediği bir dönemde atıldı İslami hareketin tohumları.”

Kendimizi geliştirmek için kitap okuma, münazara grupları kurduk

Nihat Armağan’ın varlığıyla yalnız olmaktan kurtulduğunu söyleyen Zübeyir Yetik, Armağan’ın kendisini bir başka Büyük Doğucu ile tanıştırdığını söyleyerek devam etti sözlerine: “Nihat Armağan beni Akif İnan’la tanıştırdı. Böylece üç kişi olduk. Akif’in evinde toplanmaya başladık ara sıra ve böylelikle sayımız yedi-sekize ulaştı. Kendimizi geliştirmek için kitap okuma, münazara grupları kurduk. Hepimiz kitap okuyor ve bunları tartışarak kendimizi geliştirmeye çalışıyorduk. Ama o zaman Türkiye’de İslami yayın yok gibiydi. O zaman biz İslamcılar, Türkçüler, milliyetçiler, sağcılar ‘milliyetçi - mukaddesatçı’ diye aynı kategoride isimlendirilir, çalışmalarımızı Türk Ocağı çatısı altında sürdürürdük.”

Kaderin insanlara çeşitli oyunlar oynadığını söyleyen Zübeyir Yetik, bir öğretmenin kendisine hakaretine aynı sertlikte cevap veren Akif İnan’ın okuldan ilişiğinin kesilmesinin, Türk edebiyatı için bir dönüm noktası oluşunu şöyle anlattı: “Urfa Lisesi'nden uzaklaştırılan Akif İnan, Maraş Lisesi'ne gitti. Maraş Lisesi'nde, daha sonra ‘Yedi Güzel Adam’ diye anılacak olan ekiple tanıştı ve onlarla edebî faaliyetlerin içine girdi. İradesi güçlü, sosyal biri olan Akif İnan, Maraş grubu ile Urfa grubu arasında bir köprü görevi üstlenerek bu grupların İslami hareket içinde aktif bir rol almasını sağladı.”

Derdimiz, bir çatı altında davamızı anlatmaktı

O zamanlar sayılarının çok az olduğunu ve aynı zamanda yokluk içinde bir hayat sürdürdüklerini söyleyen Zübeyir Yetik, yine de okuyup yazmaktan, davalarını başkalarına anlatmaktan yılmadıklarını söyledikten sonra sözlerine şöyle devam etti: “O dönemlerde derdimizi / davamızı anlatmak için buluşabileceğimiz bir çatı arardık. Böylelikle hepimiz Türk Ocağı çatısı altında yer aldık. Türk Ocağı deyince aklınıza hemen şimdinin Türkçüleri gelmesin. O zamanlar İslami hareketin hemen hemen tüm önemli simaları o çatı altındaydı. Mesela Akif İnan, Türk Ocağı merkez müdürlüğü yapıyordu. Kader biz üçümüzü ayırmıştı. Akif İnan Ankara’ya gitmiş, Hilal dergisini yönetiyordu. Nihat Armağan İstanbul’a gitmiş, Hilal Yayınları'nı kurmuştu. Ben de İzmir’de çalışmalarıma devam ediyordum.

O dönemde sadece İslami hareket değil, solcu akımlar ve Türkçü akımlar da hareketliydi. Daha güçlü olmak için örgütlenmek gerekiyordu. Parti kuracak imkanımız yoktu. Bir dernek çatısı altında örgütlenmek gerekiyordu. Bu fikri arkadaşlara kabul ettirdim ama bu arkadaşların çoğu, Türkçü düşünceyi benimsiyordu. Bir gün benim yokluğumda, fikir babasının ben olduğum derneği, beni kurucu üye bile yapmadan kurduklarını söylediler. Daha sonra beni, adı 'Komünizmle Mücadele Derneği' olan o derneğe üye bile yapmadılar. Zaten bu dernek daha sonra tam olarak Türkçü düşünceyi savunur oldu, biz de o dernekten tam olarak koptuk.”

İhlas sahibi Müslümanların sayısı artmazsa eğer...

Zübeyir Yetik, tüm bu çalışmaları ceplerinde para pul olmadan, binbir türlü imkansızlıklarla yaptıklarının altını çizdikten sonra sözlerini şöyle tamamladı: “Yoksul da olsak, sıkıntı da çeksek, her şeye rağmen çalışmalarımıza devam ediyorduk. Aradan yıllar geçti ve Müslümanlar partileşti. Partileşmeyle beraber yayın organları arttı, imkanlar çoğaldı. Yine benim de aktif olarak içinde yer aldığım sendikal faaliyetlere başlandı. Bu şekilde hem sayı, hem de güç olarak belli bir yer kazandı İslami hareket.

Ama şu özeleştiriyi de yapmak gerek: ‘Zamanla İslami hareket güçlendi ama aynı zamanda hareket bölündü ve kendi içinde güç kazanma kavgaları yaşanır oldu.’ Zamanında biz, fikri derinliğimiz olmadığı halde tartışmalara girer ve söz savaşlarını kazanırdık çünkü davamızı ihlasla savunurduk ve Allah bize yardım ederdi. Şimdi bakıyorum da, o ihlas kalmamış artık. İhlas sahibi Müslümanların sayısı artmazsa eğer, geçmişten günümüze bir arpa boyu yol alındığını söylemek zor olur.”

Anılarıyla dinleyicileri düşündürücü bir gezintiye çıkaran Zübeyir Yetik’e, sohbetinin sonunda Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları'nın eserleri takdim edildi.

 

Ahmet Serin bildirdi

Yayın Tarihi: 23 Mayıs 2014 Cuma 15:59 Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2014, 16:18
banner25
YORUM EKLE

banner26