Herşeyde İslam'ı ölçü alıyorsan İslamcısındır

Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ adına İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nde düzenlenen konferansta Prof. Dr. Yasin Aktay konuşmacıydı. Aktay, 'Türkiye’de İslamcılık Tartışmaları' adıyla her ayın üçüncü Çarşamba’sı düzenlenen program çerçevesinde Bursalılara hitap etti. Cevat Akkanat yazdı.

Herşeyde İslam'ı ölçü alıyorsan İslamcısındır

 

 

Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ adına İbrahim Paşa Kültür Merkezi’nde 20 Kasım 2013 akşamı düzenlenen konferansta Prof. Dr. Yasin Aktay konuşmacıydı. Aktay, “Türkiye’de İslamcılık Tartışmaları” adıyla her ayın üçüncü çarşambası düzenlenen program çerçevesinde Bursalılara hitap etti. Başta Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Recep Altepe olmak üzere pek çok mülki ve idari yetkilinin ve Bursalıların ilgi gösterdiği programda Yasin Aktay, İslamcılıkla ilgili görüş ve yorumlarını paylaştı.

Yasin Aktay konuşmasına, İslamcılık kavramının çerçevesini çizerek başladı. İslamcılığın kendimiz üzerine düşünmekle bağlantılı olduğunu belirttikten sonra, “İslamcı” olmanın illa İslâm’ı temsil ediyor olmak anlamına gelmediğini söyledi. Yanı sıra İslamcının, İslam’ı mutlaka en iyi şekilde yorumluyor olmasının da gerekmediğini dile getiren Aktay, haddizatında İslamcı kavramına ihtiyaç bile duyulmamasının normal bir şey olduğunu belirtti. Bu bağlamda, geçmişte İslamcı kavramına karşı Müslümanlar arasında bir itirazın var olduğunu söyleyen Aktay, “Birisi bize, ‘İslamcı mısın?’ dediğinde biz, ‘Hâşâ!’ derdik. Çünkü İslamcı bize birilerinin taktığı bir isimlendirmedir. Bununla birlikte, İslamcı kelimesine itirazımız, biraz da başka kelimeye ihtiyacımız olmadığı içindir. Zira Allah’ın verdiği isim Müslüman ismidir.” dedi.

İslamcı sıfatına farklı dönemlerde siyasi kaygılarla veya baskılarla kimi Müslümanların dahi itiraz ettiğini belirten Yasin Aktay, 28 Şubat dönemini örnek verdi: “28 Şubat sürecinde eskiden kendisine ‘İslamcıyım’ diyenler itiraz etmeye, ‘Hayır, İslamcı değilim!’ demeye başladı. Bu durum ise zamanla, Müslümanlar arasında kelimeye sahip çıkılması gerektiğine dair görüşler doğurdu.”

Meşruiyet sorunlarına rağmen İslamcılığın başarısı…

Yasin Aktay, İslamcılık kavramına yaklaşımdaki farklılıkların, bu kavrama yönelik meşruiyet sorunlarından kaynaklandığını belirtti. Bu bağlamda iki sorundan değinen Aktay bunları şöyle açıkladı: “Birincisi, kavramın uzun süre yasak olmasıydı. Oysa bugün her düşünce talebini rahatça söyleyebiliyor. Bunu biz, İslamcılar sağladık. İkinci sorun ise, İslamcı diye tanımlanan hareketlerinin hiçbirisinin, kendini İslamcı olarak tanımlamıyor oluşuydu. Onlar kendilerini Nurcu, Süleymancı, Milli Görüşçü, vb. adlarla andılar.” Bununla birlikte İslamcılığın bu topraklarda hükmünü ferma ettiğini söyleyen Aktay, “Demek ki İslamcılık sahiplenilmese de hükmünü ferma eden bir yapı,” şeklinde yorum yaptı.

Akademik bir kavram…

Kavramın bir noktadan sonra akademik bir nitelik taşıdığını söyledi Yasin Aktay. Bu bağlamda akademik camianın Türkiye’de İslamcılık araştırması yapmak bakımından, oldukça zengin bir birikimle karşı karşıya olduğunu belirtti. Elmalılı’dan Sait Halim Paşa’ya, Âkif’ten Necip Fazıl’a, Erbakan’dan Yaşar Nuri’ye, Fethullah Gülen’den İsmet Özel’e geniş ve büyük bir yelpazenin akademisyenlerin incelemesini beklediğini söyledi.

Peki, İslamcılar arasında kim gerçek İslamcıdır yahut kim sahih Müslümandır, bunun kararını kim verebilir? Elbette her İslamcı kendi adına karar verebilir. İslamcıların kendi iç tartışmaları da önemlidir. Zira İslamcılar bu şekilde çoğalacaktır.

Aktay’dan İslamcılık vecizeleri…

Yasin Aktay, İslamcılıkla ilgili kanaatlerini dile getirirken vecize niteliği taşıyan cümleler kurdu. İşte onlardan bir kaçı:

“Hayatında, ölümünde, yaptığın her şeyde İslam’a ölçü alıyorsan İslamcısındır.”

“Siyaset dünyayı değiştirmek, olduğu gibi bırakmamak sanatıdır. İnsan dünyayı ya ifsad eder, ya da imar eder. İslamcı, dünyayı imar edendir.”

“’Biz’ zamiri siyasetin özüdür. ‘Biz’ denilince ‘öteki’ de belirlemiş oluruz. ‘Biz’ zamirini İslam üzerinden doldurursak İslamcıyız demektir.”

“İslamcılık, Müslümanlığı hayatına nakşetmiş olanların adıdır. Her Müslüman, İslamcı olmak zorundadır.”

“İslamcılık, her zaman aynı formda çıkmaz. Mesela din adamları yanlış din telakkileriyle insanları yanlış yola sürüklemişse, onlarla savaşmaktır İslamcılık…”

“İslamcılık için illa da bir slogan bulmamız gerekiyorsa, helal, haram gibi kavramlar yeter.”

Türköne ile Bulaç’ın İslamcılık tartışmaları…

Sözü bir ara, Mümtaz’er Türköne ile Ali Bulaç’ın yıl içinde çıkardıkları İslamcılık tartışmalarına getiren Aktay, onların bakış açılarına itirazları olduğunu belirtti. Bunu, İslamcılığın 19. yüzyıldaki görünümünü anlatarak gerçekleştiren Aktay, o dönemde İslamcılığın bir tür “ütopya” olduğunu belirtti. Oysa ütopik anlamda İslamcılık çoktan ölmüş, günümüzde ise birebir hayata müdahil hale gelmişti. İşte, Mümtaz’er Türköne’nin göremediği buydu. Ali Bulaç da Türköne’nin sunduğu yanılsamanın etkisinde kalmıştı. Yasin Aktay, ütopik İslamcılığın bir görüntüsü olarak “zorla empoze”ye itiraz ediyordu: “İslâm’ın değerlerini zorla empoze edeceksek böyle İslamcılık olmaz olsun!”

Dünyada ve onların uzantısı olarak Türkiye’de, zaman zaman “Siyasal İslam’”ın iflas ettiği, İslamcılığın bittiği konusunda farklı yorumların çıktığını söyleyen Yasin Aktay, bu söylem sahiplerinin, “İslamcılık öldü, çünkü Ortadoğu’da birçok olay var, fakat hiç birisinde İslamî talep yoktur!” görüşünü ileri sürdüklerini belirti. Bu söylemin ufuksuz bir bakıştan kaynaklandığını söyleyen Aktay, Ortadoğu halkının zaten Müslüman olduğunu, onların diğer coğrafyalardaki gibi sloganik bir söylemi kullanmalarının gerekmediğini, haddizatında onların İslamcılık taleplerinin ekonomik, sanayi vb. kalkınma şeklinde tezahür edebileceğini belirtti.

İslamcılık yerli mi yabancı mı?

İslamcılığın Türkiye’de iyi bir noktaya geldiğini, bunda Allah’ın lütfunun var olduğunu belirten Yasin Aktay, kimilerinin İslamcılığı yerlilik-yabancılık kategorileriyle yarıştırdığını söyledi. Yerlilik diye bir kutsamanın yanlış olduğuna vurgu yapan Aktay, İslamcılığın çeviri hareketleriyle başladığını, bununla birlikte örneğin Elmalılı ile Âkif arasında bir bakış açısı farkının olmadığını belirtti. Aktay bu konuda sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de İslamcılık yerli değildir. Zaten olmaması da gerekir. Çünkü bu topraklarda İslam’ın kendisi de yabancıdır. Bu yerlilik tartışması bu yüzden ‘faşizan’ bir tartışmadır. Tartışmanın bir başka gerekçesi Cumhuriyet dönemindeki kopukluktur.”

İslamcılığın üç vurgusu…

İslamcılıkla ilgili bir başka tartışmanın, İslamcılığın yeni bir şey söylemediği iddiası olduğunu söyleyen Aktay, bunun daha çok “gelenekçi” anlayış sahiplerinin gündeme getirdiğini belirtti. Onların, özellikle İslamcılığa yüklenerek bu söylemleri dile getirdiklerini öne süren Aktay, şu cümlelerle onlara karşı çıktı: “İslamcılık hariçten bir şey, mesela Batı emperyalizmine karşı değil, Müslüman dünyanın kendi iç kokuşmuşluklarına karşı gelişmiştir. İslamcı söylem aslında bir yeniden doğuş hareketidir.”

İslamcı söylemin baskın vurguları olduğunu belirten Yasin Aktay, bunları üç başlık halinde açıkladı:

1. Kur’an merkezlidir,

2. Akıl merkezlidir,

3. Kaderciliğe karşıdır, iradeyi merkeze alır.

İslamcılık bu üç temayla silkiniş hamleleri başlatmıştır.

Yeni şeyler söylemek…

Yasin Aktay, İslamcılık konusunda konuşanlardan bir kısmının İslamcılığın bittiğine dair görüşleri olduğunu söyledi. Bunların, “İslamcılar iktidara geldi, öyleyse İslamcılık bitti!” iddiasına yaslandıklarını söyledi. “Onlara göre İslamcılık muhalefette yapılabilecek bir şeydir!”  Aktay, Müslümanların hiçbir zaman, “İktidara gelmeyeceğiz!” şeklinde vaatleri olmadığını belirterek, söz konusu iddiaların boş olduğunu gösterdi.

İslamcılığı bitiren bir başka söylemin, “Müslümanlar müteahhit oldu!” şeklinde tezahür ettiğini belirten Aktay, bu ezber yaklaşımı da şu cümleleriyle çürüttü: ”Müslümanlar müteahhit olabilir. Yeter ki müteahhit olduklarında İslam’a aykırı iş yapmasınlar. Mesele budur.”

İslamcılığın dünyaya daima müdahale edebilen alternatifsiz bir yapı olduğunu, Kur’an’ın bu bağlamda Müslümanları devinime sevk ettiğini belirten Aktay, İslamcılığın genel anlamda, Müslüman dünyanın gidişatına müdahil olmak gibi bir zorunluluğu olduğunu söyledi. Bu çerçevede Aktay, “Bilinen mezhepler bugünün ihtiyaçlarını tam karşılamıyor. Yeni şeyler de bulup söylemek lazımdır ve bu İslamcıların işidir,” dedi.

Adalet bizim işimiz…

Görüşlerini zaman zaman güncel olaylarla da süsleye Yasin Aktay, sözü sosyalistlere ve emperyalizme karşı mücadeleye getirdi. İşte bu konudaki sözleri:

“Biz biliyoruz ki sosyalistler hiçbir zaman emperyalizme karşı mücadele yapmadılar. Sadece edebiyatını yaptılar. Mesela “Gezi Parkı” eylemlerinin ardında finans lobileri vardı. Aleni bir destek ile bankalar oradaydılar. Solcular, sosyalistler bu anlamda imtihanı kaybetti. Hepsi de sözde söylemlerinin aksine, finans kapitalizminin kucağına oturdu.”

Aktay, adalet dağıtma işinin ise gerçekte İslamcılara mahsus olduğunu söyledi. “Adalet bizim işimiz. Biz, bizden olmayana da adaletle davranırız. Bizim dinimizde ötekilerin her birinin bir statüsü vardır.”

Sözlerini Yusuf Suresi’nin 55. ayetine atıf yaparak bitiren Yasin Aktay, bu ayetin özellikle Seyyid Kutup’un (Fizilâl-il Kur’an) yorumuyla okunmasını tavsiye etti: “Yusuf: ‘Beni memleketin hazinelerine memur et, çünkü ben koruyup yönetmesini iyi bilirim.’ dedi.”

Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ tarafından organize edilen “Türkiye’de İslamcılık Tartışmaları” başlıklı programın Kasım oturumu dinleyicilerin sorularıyla devam etti. Yasin Aktay, kendisine yöneltilen çok sayıda soruyu da ayrıntılı bir şekilde cevapladı.

 

Cevat Akkanat notlarını paylaştı.

Güncelleme Tarihi: 25 Kasım 2013, 16:35
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Beyza Kara
Beyza Kara - 6 yıl Önce

Yasin Aktay yeni şeyler söylemiş. İlginç ve ufuk açıcı. Teşekkürler.

banner19

banner13