Her insan kendi sırrının peşine düşer

İstanbul Tasarım Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren 'Sanat ve Medeniyet' atölyesinde geçtimiz haftalarda Cemal toy konuk idi. Sümeyra Cevahiroğlu etkinlikten notlarını aktarıyor.

Her insan kendi sırrının peşine düşer

Orada ne oldu? Orada çok şey oldu. Ve orada, çok şey olmaya devam ediyor. Orası neresi? Orası, İstanbul Tasarım Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren, sanat tarihçisi ve yazar İsmail Erdoğan'ın hazırlayıp yönettiği 'Sanat ve Medeniyet' atölyesi.

Bir atölye hayal edin, yüzünüzü nereye çevirirseniz çevirin, orada sizi bir güzelliğin selamladığı. . . Bakışınızın, duruşunuzun terbiye edildiği, gidip gelmelerinizin bu dar sokaklarda bir anlam kazandığı bir atölye. Daha atölyeye varmadan teneffüs ettiğiniz manzara... İç dünyanızda huzurun ayak seslerinin kıpırdanışlarını duymaya hazır olun. Bu duyuşla, bir diriliş hazırlıkları başlıyor içinizde. Adım attıkça hafiflemeye, dünya işlerinin sırtınıza yüklediklerini unutmaya başlıyorsunuz. Başınızı bir an kaldırıp gökyüzüne bakıyorsunuz. Harikulade!

İnanıyorum ki atölyedeki dersimiz, atölyeye gelene kadar deneyimlediğimiz bu atmosferden başlıyor. Fethi Gemuhluoğlu'nun ifadesiyle yeryüzünü fethe çıkar gibi yürüyorsunuz, artarak, çoğalarak... Şahit olduğunuz güzellikleri resmetme iştiyakıyla doluyorsunuz. Yol manzaralarınızı neler süslemiyor ki. Ayasofya, Sultanahmet Camii, Sokullu Mehmet Paşa Camii, İbrahim Paşa Sarayı, dikili taşlar, tarihi evler, sokaklar. . . İnsan bu yürüyüşte neler tasavvur etmez ki... Bu deneyimde Ross Daly'in 'Hatif' şarkısı da size eşlik etmişse, artık başka âlemdesinizdir. Tefekkür, şükür...

Her insan kendi sırrının peşine düşer

Sanat ve medeniyet atölyemizde 5 Aralık Cumartesi günü ressam Cemal Toy'u ağırladık. Cemal Toy'la resim üzerine söyleşi gerçekleştirdik. Bilhassa muhabbet ettik dersem daha doğru ifade etmiş olurum. Hakikatin konuşulduğu her muhabbet gibi, Cemal Toy'la yaptığımız sohbet de içimizi ısıtıverdi.

O gün Cemal Toy'u dinlerken gerçek bir sanatçıyla tanıştığımı düşünüyordum. Haliyle, tavrıyla, duruşuyla, kelamıyla gerçek bir sanatçı. Hakiki bir sanatçıda olması gereken bütün vasıflar onda vücut bulmuş gibiydi. Ve O'ndan yeryüzüne yansıyordu. Aydınlanma ve aydınlatma... Güzelleşme ve güzelleştirme...

Cemal Toy, söyleşide hiç bir kelam etmemiş olsaydı bile, hal diliyle bize yine çok şey söylerdi. Çünkü, ifadeler sözlerden daha seslidir ve susmak en büyük eylemdir. Susmak, hal diliyle konuşabilmek, halden anlayabilmek başlı başına bir sanattır. Ve belki de bizim için en değerli olanıdır. Yunus Özyavuz'un dediği gibi: “bana ancak dilsiz anlattı, dili olanın dile getiremediklerini... ”

Allah'ın herkese bir sır verdiğini ve her insanın kendi sırrının peşine düştüğünü söyleyen Cemal Toy, daha küçük yaşlarda resim çizmeye başladığını açıkladı. Kalem, fırça bulamadığı zamanlarda bile, başka materyallerle çizimler yapmaya çalışıyormuş. Çocukluğundan itibaren sanatla terbiye edilmeye başlamıştır kendisi. Güzellikle sürekli hemhal olması, onun şahsiyetini de şekillendirmiştir. Çünkü O, bir kere güzelliği (hakikati) tatmış ve sırrını fark etmiştir. Hülasa, artık o her yerde sırrının peşine düşmüştür.

Güzelliğin, sessizce ama derinden hatırlatılması

Cemal Toy, akademiye başladığı ilk yıllarda resim sanatı ile ilgili bazı tereddütlere düşmüş. Yaptığı şeyin günah olup olmadığına dair, kendini sürekli sorguladığını dile getirdi. Resim ve heykel sanatını, İslam dininin yasakladığına dair yanlış bir algının bizlere empoze edilmeye çalışıldığını belirtti. Maalesef bu yüzden de bir çok müslüman, sanatla hemhal olamamaktadır. Peki, sanatı anlamayan, onu hayatına entegre edemeyen insan, Allah'ın 'Sani' sıfatını nasıl anlayabilecekti?

Cemal Toy, resmin evrensel bir dile sahip olduğunu, renkler ve çizgilerle anlatılmak istenenin kavranabileceğini söyledi. Resmin sessiz bir iletişim olduğunu ve şiir gibi araç olarak dile ihtiyaç duymadığını belirtti. Cemal Toy'un ifadeleriyle esasen resmin 'sessiz bir haykırış' olduğunu söyleyebiliriz. Güzelliğin, sessizce ama derinden hatırlatılması. Ulvi bir fethin başlaması... İçerde, ta içimizde...

Bir müslümanın her hali ve duruşu güzel olmalı

Sanatçı da olabilirsin ama esas olanın insan olmak olduğunu ifade eden Toy, insan olmanın, insan kalabilmenin önemine vurgu yaptı. Nasıl insan olunur, nasıl kul olunur? Bu soruların cevabını aramamız gerektiğini söyledi. Yaratılmış hakikate bakarak, yüzümüzü nereye çevirirsek çevirelim orada O'nu görerek ancak insanileşebilir, insan kalabiliriz.

Cemal Toy, bir müslümanın her halinin ve duruşunun güzel olması gerektiğini söyledi. 'Andolsun ki biz insanı en güzel biçimde (ahsen-i takvim) yarattık'. Tin suresinin 4. ayetinde geçtiği gibi ahsen-i takvim üzere yaratılmış insanın, yaşayışının da ahseni takvim minvalinde ilerlemesi gerekir.

Salih amel bilinciyle hareket eden insan, Toy'un ifadesiyle çevresine bir huzur sergiler ve faydalı olmaya çalışır. Ümitvar olur ve kainata ümit saçar. Cemal Toy'un eserlerini incelediğinizde kullandığı canlı renklerden, çizgilerden, umut veren, hatırlatan ve bu hatırlayışla dirilten eserlere imza attığına şahit olursunuz.

Güzelliği temaşa etmek, insanı kendi ezel gerçeğiyle yüzleştirir. Bu yüzleşme dünyevi olmayan bir andır. Bizi bu dünyanın gerçekliğinden alan, başka bir âlemin kapısını aralayan bir yüzleşme. Bu ana 'hatırlayış' desek daha mı doğru olur? Unutulan hakikatin, ezelde verilmiş sözün, güzellik denen şeyle tekrar hatırlanması. Bu kesinlikle bir hatırlayış... Ve bu hatırlayış harikulade bir andır!

İçinizi temizlerseniz, sizden çok güzel sesler çıkar

Kuşkusuz bir gizdir iç dünyası insanın” der Nuri Pakdil. İnsan, ilk önce kendisini keşfetmelidir. Kendini bilmelidir, yaratılışındaki güzelliği. İçindeki muazzam yaratılışın farkına varıp, fıtratına zarar verecek eylemlerden içini koruyup temiz tutmalıdır. İçimizi temizlersek, bizden çok güzel seslerin çıkacağını belirten Toy, sanatçının, aslında insanın, iç dünyasının nasıl olması gerektiğine değindi. Dünyaya bakışımız, bizim iç dünyamızın bir yansımasıdır. O yüzdendir ki her insanın dünyayı görme şekli birbirinden farklıdır.

Yeryüzü, Allah'ın bize mektubudur. Çağrıldığımız bu eşsiz tanıklığa, mektubu okuyamayarak şahit olamamaktayız. Okumayarak demiyorum, okuyamayarak... Zira mektubu okuyacak donanımımızı, değerlerimizi, hassasiyetlerimizi kaybetmişizdir. Bu kıymetlerimizin bizlere kaybettirildiğini ifade eden Toy, artık güzelin muğlaklaştırıldığını söyledi. Güzel bakamayan, güzeli nasıl görecekti? Güzeli bilmeyen, neye güzel diyecekti?

Her an muazzam hadiseler cereyan ediyor kainatta. Güneş doğuyor, batıyor. Gökyüzünde bir kuş kaderle uçuyor. Ve bir yaprak dalından ağır ağır düşüp toprağa karışıyor. Allah u Teala, Kur'an-ı Kerim'de bir çok sureye kasem ederek başlar. Akıp giden geceye, duha vaktine, fecre... Dön bir bak diyor insana. Hayret et! Görmez misin her an kainatta ölüm ve yeniden diriliş gerçekleşmekte... Kainat korosu her vakit Allah'ı tesbih etmekte. Yaratıcı, insanın da bu koroya iradesiyle katılmasını dilemektedir. Amma velakin, Cemal Toy'un da belirttiği gibi, içimizin kirliliğinden, hayretimizi kaybetmiş ve etrafımızda çalınan eşsiz müziği duyamaz olmuşuz.

Allah'tan hayretimizi diri tutmasını dileyerek ,yazıma İbrahim Tenekeci'nin müşfik dizeleriyle son vermek istiyorum: “Allah biliyor ya/ Benim şaşkınlığım sizinkine benzemez/ Hayrete düşürür beni, umursamadığınız şeyler/ Mesela ırmağa binen balık/ Güneşi sırtında taşıyan dağ/ Ve peri bacaları, avurtları çökmüş kayalar/ Ve sarışın semazenler, ayçiçekleri/ Hayrete düşürür beni

 

Sümeyra Cevahiroğlu haber verdi

Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2015, 11:21
banner12
YORUM EKLE

banner19