Her düşünceyi hoş görmek zorunda değiliz!

Hayrettin Karaman İzmit’te ‘ümmet’, ‘birlik beraberlik’ konularında bir konferans verdi. Fatma Kebire Karaaslan haber veriyor..

Her düşünceyi hoş görmek zorunda değiliz!

 

Ensar Vakfı’nın İzmit şubesinin açılışı için gelen Hayrettin Karaman’ın açılış öncesi yaptığı konferans ilgiyle dinlendi. Her konuşmacıya nasip olmayan tıklım tıklım dolu bir salonda konferans verdi Karaman. Böyle olacağını tahmin ettiğimiz için vaktinden biraz erken gitmekle isabetli davranmış olduğumuzu gördük. Hocaların hocası diye anılan Hayrettin Karaman Hoca’yı ilk defa dinleyeceğim için biraz heyecanlandım açıkçası. Fakat konferanstan çıkarken “iyi ki gelmişim” duygusuyla oradan ayrıldık.

Anahtar kelime Esselamu aleyküm

Karaman Hoca “nasıl bir ümmet olmalıyız?” sorusunun cevaplarını ve kendi açısından önemli bulduğu bazı kavramları izah ederek bu konu hususunda zihnimizde var olan karmaşanın vuzuhuna vesile oldu anlattıklarıyla. “Ulus”un uyduruk bir sosyal yapı olduğunu, tanımlamaya kalkışılsa tanımlanamayacağını ve ümmetten bir ulus, kulluktan da özgür birey çıkarıldığını söyledi. “Ülkemizde dayatılan ideoloji karşısında belki birçok etnik grup yanlış yapabilirdi ve çok daha fazla kargaşa çıkabilirdi. Bunun olmamasını dinimize ve asırlardır süregelen ümmet yapısına borçluyuz” dedi ve ekledi: “Ulus mensubiyeti hacda kimseyi birleştirip, buluşturmaz ama ümmet mensubiyeti birleştirir. Esselamu aleyküm dediğinde iş bitiyor zaten. Bütün kalpleri açıyor.”

Ayrıca ümmete davet ve ümmete icabet kavramlarından bahsetti. Peygamberimizin herhangi bir coğrafyaya gönderilmediğini, İslam’ın ilk muhatabının Araplar olsa da “bütün dünyanın tek bir ümmet, Hz. Muhammed’in ümmeti olduğunu” belirtti. Bu ümmete icabet edenler vardır ve davet edilenler, edilmekte olanlar vardır. “Bu anlayış dünyanın her tarafındaki İslam’a mensup olmayanları, diğer ümmetleri de peşinen kabul eden bir ümmet anlayışıdır” dedi.

Birlik ve beraberlik ne demek?

Karaman Hoca, Medine Vesikasının bir toplumun hayatında uygulanan ilk anayasa olduğunu ve Peygamber Efendimizin ümmete uygulamak üzere düzenlediğini belirtti. Bugün etnisitiler arasında olan çatışmaların, kavgaların o dönemde kavimler arasında sürdüğünü ve Medine Vesikasını kabul edenlerin arasında Yahudilerin, Hıristiyanların ve hatta müşriklerin de bulunduğunu ve fakat yetki sahibinin Hz. Muhammed (sav) olduğunun da kabul edildiğinin altını çizdi hocamız.

“Ümmet olmak için Müslüman olmak şart değildir. Ancak söz sahibinin ve sorumluluğun Efendimize ait olması kaydı şartıyla. Dışlamak yok ama birliktelik vardır.” Hayrettin Karaman burada evvelden beridir neredeyse her siyasetçinin kullandığı “birlik ve beraberlik” kavramını kendisinin nasıl anladığını ve yorumladığını izah etti. Öncelikle bu iki kavramı birbirinden bağımsız olarak açıkladı: “Birlik: Müslümanlar arasında olan manevi ve sosyal ilişki. Beraberlik: Farklı olduklarımız ile aramızda olan ilişki. Yani İslam kardeşliğinin dışında kalan fakat ülkenin faydası, menfaati için bir arada yaşadığımız insanlarla olan ilişkimizin adı beraberlik. Onlarla arkadaş olalım yeter. İyilik ve hakkaniyet çerçevesindeki insanlarla ilişki kurmamızda hiçbir sakınca yoktur.” Özetle “Birliği dayatmayacağız, beraberliğin peşine düşeceğiz” dedi Hocamız.

İslam’ın önüne hiçbir şey geçemez!

“Ulustan ümmete geçebilmemiz için aileden başlayarak mahallemizde, köyümüzde, ülkemizde ve sonra da dünyada beraberliği sağlamamız lazım” diyerek konuşmasına devam eden Karaman, ardından şunu sordu: “Camilerimiz; ümmeti toplayan yerler. Ama boş, nerede bu ümmet? Müslümanların ilk imtihanı camidir! Biz nasıl ümmetleşeceğiz? En üste en baskın, en belirleyici unsur olarak İslam’ı koyarsak ümmetleşiriz. Partinizi, tarikatınızı, cemaatinizi İslam’ın üstüne koyarsanız, ‘sadece benim grubumdakiler beni ilgilendirir, diğerleri ne halleri varsa görsünler’ derseniz bu olmaz. İslam altta kalır, diğerlerini üste çıkarırsan ümmet filan olmaz.”

Hocamız burada Enfal suresi 46. Ayeti de hatırlattı: “O zaman dağılırsınız ve yok olursunuz. Birbirinizi yok edersiniz.” Şu an dünyada olan olaylar niçin oluyor? Ümmet olamadığımız için. Hayrettin Karaman ümmetçe davranış şeklinin hayırda yarış olduğunu, ‘her şeyi sadece bu vakıf yapar, başkası yapamaz’ demenin yanlış olduğunu, hayırda yarışmanın tekelcilikle değil paylaşmakla olacağını belirtti. “Hayırda yarış, yardımlaşmayla olur” dedi. Herkesin gücü ve kapasitesi yettiğince herhangi bir dernekte, vakıfta görev alabileceğini ve içerisinde bulunduğumuz nimetlerden sorumlu olacağımızı unutmamamız gerektiğini de ekledi.

Her düşünceyi hoş görmek zorunda değiliz!

Hayrettin Karaman konuşmasına şöyle devam etti: “İslam ümmetinin en büyük handikabı bölünme ve parçalanmadır. Bu bir sonuçtur, biraz önce zikrettiğim sebepleri ortadan kaldırdığınızda sonuç da ortadan kalkacaktır. Mahalledeki komşularımızla selamlaşıyoruz, hal hatır soruyoruz yeri geldiğinde. Bu iş gezi olaylarına kadar devam ediyordu. Gece vakti tencere tava çalıp, çocukları korkudan tir tir titrettiler. Mahalle ikiye ayrıldı. Tencere tava çalanlar ve bunlardan rahatsız olanlar. Yani korkanlar ve korkulanlar. Korkuyorlarmış!? Siz ortada bir şey yokken korkuyorsunuz. Biz var olduğu için korkuyorduk. Senelerce her türlü sıkıntıyı, çileyi çektik. İnandığımız gibi yaşayamadık. Bu insanlar on senedir imtihan veriyorlar. Hangi korktuğun başına geldi?”

Hayrettin Karaman’ın şu sözleri salondan da hayli destek gördü ve alkışlandı: “Düşünce hürriyeti deniyor. Düşünce hürriyetine saygımız var, evet. İnsanlar istediğini düşünebilir. Fakat düşüncenin muhtevasına saygım yok, hoş göremem. Adamın kötü, pis düşüncelerine saygı duymak zorunda değilim. Mümin olarak saygı göstermeye mecbur değilim. Bunu ben değil Kur’an söylüyor. O zaman mutlak hakikat ortadan kalkar.” Gerçekten de bu iş o kadar çığırından çıktı ki bizler herkesi hoş görmek pahasına yerinde ve söylenmesi gereken sözü söyleyen büyüklerimizi bile kınar olduk. Hakikatten uzaklaştıkça unuttuklarımızı bize yeri geldikçe hatırlatanları hoş görmemiz ve teşekkür etmemiz gerekirken. Bunu hiç hak etmeyenlere göstermekte bir beis görmüyoruz.

Ümmet olmadan bağımsız olamayız

Karaman Hoca senelerdir borçlu olduğumuz kurumun belli aralıklarla ülkemize gelip bize adeta akıl verdiğini hatırlatarak, “borcumuz bitti gelen giden yok. Bağımsız olmak istiyorsak güçlü olmak zorundayız” dedi ve ekledi: “Bizim derdimiz, davamız bağımsızlık. Bağımsızlık şuur ister, irade ister, güç ister. Bunlar yoksa bağımsız olamazsın. Niçin Osmanlıyı parçaladılar? Osmanlı bir ümmeti temsil ediyordu. 72 milleti bir araya getirmişti. Parçalanınca güçten düşersin ve bağımsız olamazsın.” Hayerttin Karaman Arap baharıyla ilgili de şu tespiti yaptı: “Niye Avrupa birliğine girmeye uğraşıyoruz? Bağımsızlık güce bağlı, güç ümmete, ümmet birliğe bağlıdır. Arap baharı bir ümmetleşme hareketidir. Bizi ümmetleştirecek olan çerçeve İslam’dır.”

İnsan, isminin önünde hocaların hocası ibaresi bulunan bir konuşmacıyı dinlemeden evvel “konuşmanın uzun, sıkıcı, ilimsel ve bilimsel bir konuşma mı olur mu acaba” diye düşünmeden edemiyor. Hele de benim gibi yanında küçük çocuğu ile gitmek durumunda kalıyorsa eğer. Fakat Hayrettin Karaman Hoca, konuşmasını dikkatler dağılmayacak bir sürede tuttu ve konuşma esnasında gerek kendi hayatından anlattıkları, gerekse yaptığı esprilerle bizleri tebessüm ettirmekten de geri bırakmadı. Değil sıkılmak, saatin nasıl geçtiğini fark etmedik bile. Çocukluğuna dair bir anısını anlatırken de “şimdi yaşım da ortaya çıkacak ama olsun” dedikten sonra yaşını söyleyince kızım hemen şu an ki yaşını hesaplamaya durdu. “Anne 80 yaşına gelmiş, çok yaşlı değil mi, ananemden bile büyük” dedi. Onun için konferansın en önemli mevzusu buydu ve akşam babasını gördüğünde de heyecanla verdiği ilk havadisi de bu oldu.

 

F.Kebire Gündüz Karaaslan haberdar etti

Güncelleme Tarihi: 01 Kasım 2013, 10:17
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13