Hem hastalıkla hem de sosyalistlerle uğraştı

Mehmed Niyazi, geçtiğimiz günlerde Peyami Safa’yı anlattı.

Hem hastalıkla hem de sosyalistlerle uğraştı

 

“Matbuat Dünyasından Sanatkâr Çehreler” başlıklı seminer dizisinin üçüncüsü, Cuma günü Türkiye Gazeteciler Cemiyet Basın Müzesi’nde gerçekleştirildi. Yazar ve fikir adamı Mehmed Niyazi’nin dilinden Peyami Safa’yı dinledik. Takdimini Serdar Üstündağ’ın yaptığı söyleşiye, Peyami Safa ile ilgili en çok yazı kaleme alan yazarımız Mehmed Niyazi’nin konuşması ile devam edildi. Yazar konuşmasına Peyami Safa’nın hayatından kesitler anlatarak başladı: “Peyami Safa, şair İsmail Safa’nın oğludur. Soyu Akşemseddin’e dayanır. O, çok büyük bir idraktir; hatta geçtiğimiz yüz yılın nadir entelektüellerinden biridir diyebiliriz.”

Peyami Safa’nın çok ciddi bir okur kitlesi vardı

Bir yazarı, fikir adamını, şairi anlamak için onun yaşadığı döneme de ışık tutmak gerektiğini söyleyen Mehmed Niyazi, Peyami Safa’nın babasının yaşadığı dönemde büyük bir II. Abdülhamid düşmanlığı olduğunu belirtti. Bizim bugün aydın gözüyle baktığımız birçok insanın o dönemde Abdülhamid’e karşı düşmanlık içinde olduğunu söyledi. Bu minvalde şunları aktardı: “Peyami Safa’nın babası da diğer aydınlar gibi II. Abdülhamid’e düşmanlık beslerdi. Ben Peyami Safa’nın babasını pek tanımam, ama bizde Mehmed Akif’in ve hatta Said Nursi hz.lerinin bile Abdülhamid’e karşı düzgün üsluplarıyla yazılmış yazıları vardır. Bu nedenle İsmail Safa’nın II. Abdülhamid düşmanlığını sorgulamayı doğru bulmuyorum. Ben bu isimlere kızmıyorum, çünkü onlar II. Abdülhamid’i basının yazdığı şekliyle tanıyorlar. Basın nasıl yazarsa, insanlar da şahısları o şekilde tanır. Bugün de bunun örneğini görüyoruz. Basın ne yazarsa, halk ona inanır.”

İsmail Safa, oğlu Peyami Safa iki yaşındayken vefat etmiş. O yaşından itibaren Ahmet Cevdet’in himayesinde yetişmiş. Dolayısıyla onun fikirleri doğrultusunda büyümüş. Ahmet Cevdet’in menfi görüşleriyle hemhal olduktan sonra zamanla bu görüşlerden kurtulmaya başlamış. Bir gün bir röportaj esnasında kendisine şu soruyu yöneltmişler: “Allah’a inanıyor musunuz?” Peyami Safa da “Bal gibi de inanıyorum.” diye cevap vermiş. Bu onun din dozajının en büyük göstergesi gibi…

Peyami Safa 18 yaşındayken abisiyle birlikte akşam gazetesi çıkarmaya başlar. Gazetecilik onun üç temel mesleğinden biridir. Mehmed Niyazi şöyle devam etti: “Günlük gazete çıkaran insanlara çok üzülürüm, çünkü günlük gazete insanları çok yorar ve insana çok eziyet veren bir iştir. Bu durum Peyami Safa’nın çok daha fazla sayıda eser vermesini engellemiştir. Yalnız şöyle bir durum da vardır, Peyami Safa’nın çok ciddi bir okur kitlesi vardır. O bir gazeteden çıkıp diğerine geçtiğinde, 60.000 okurunu da peşinden götürebilen bir gazeteciydi. Yani çalıştığı gazeteye damgasını vurabilecek derecede hâkim olan bir muharrirdi.”

Peyami Safa’nın dönemin birçok ünlü fikir adamıyla da arkadaşlığı vardır. Mehmed Niyazi bunlardan da örnekler verdi: “Bugün Vatan ve Millet caddelerine baktığımızda oradaki durakların hiçbirinde alelade bir isim bulamazsınız. Hepsi anlam ifade eden isimlerdir, çünkü o isimlerin hepsini rahmetli Adnan Menderes koymuştur. Peyami Safa da onun entelektüel bilgi birikimine sahip olduğunu bilir ve Menderes’e olan yakınlığı bundan kaynaklanmaktadır.”

Bir kemik hastalığıyla, bir de sosyalistlerle uğraştı

Şu hatırayı da anlattı Mehmed Niyazi: “Büyük basında en büyük yük Peyami Safa ile Ali Fuad Başgil’e düşmüştür. O dönemde Necip Fazıl’a yazı yazdırmak istemezlerdi, çünkü onun din dozajı diğerlerinden fazlaydı. Peyami Safa’nın din ölçüsü portakaldaki şeker gibiydi. O nedenle büyük basın, ulusal yayın yapan gazeteler Peyami Safa’ya yazı yazdırırlardı. Fakat o da fikirlerinden ötürü 27 Mayıs darbesinden sonra darbecilerin sert yüzüyle karşı karşıya geldi. Her şeye rağmen Necip Fazıl, Peyami Safa’yı çok severdi. Bir gün kendisiyle röportaj yapılırken ‘Nerede oturuyorsunuz?’ diye soran gazeteciye, ‘Peyami Safa’nın evinde oturuyorum.’ diye cevap veriyor, ‘Peyami Safa nerede oturuyor?’ diye sorulduğunda ise ‘Cingöz Recai’nin evinde!’ diye yanıtlıyor. Bu onun Peyami Safa ile münasebetini gösterir.”

Peyami Safa hakkında Sabiha Sertel bir gün şöyle der: “Biz Türkiye’yi komünist yapardık, ama Peyami’yi inandıramadık.” Bu ise Peyami Safa’nın fikir ideolojisinin hangi minvalde yürüdüğünün en büyük ispatı gibi… Yakup Kadri ve arkadaşları o dönemde Kadro isminde bir dergi çıkarırlar. “İnkılaplar masayı temizledi, masanın masa olabilmesi için üzerine bir şey koymak gerekir, o da sosyalizmdir.” diyorlardı. 7 yaşında yakalandığı kemik hastalığıyla bir ömür boyu mücadele eden Peyami Safa, bir yandan da tek başına bu zümre ile mücadele ediyordu.

Mehmed Niyazi, “Peyami Safa, annesinin ismi olan Server Bedia’dan esinlenerek Server Bedi ismiyle yazdığı romanlar da (Cingöz Recai,vd.) dâhil, dünyada en çok roman yazan kişidir. Alexander Dumas’tan bile daha çok romanı vardır.” diyor onun için. “Peki bu kadar çeşitli alanlarda eserler vermiş bir insan neden romancı kimliği ile ön plana çıkıyor?” diye bir soru belirdiyse zihninizde; Mehmed Niyazi’nin şu sözlerini okumamız yeterli olur sanırım: “Millet ve İnsan kitabının altına hiçbir sosyal bilimci imza atamaz. Peyami Safa toprak altında kalmış bir define gibidir. O define toprak altında kalınca hiçbir önemi kalmaz. Bize düşen onun eserlerini gün yüzüne çıkarmaktır. Böylelikle onu diğer kimlikleriyle de anabiliriz.”

Bu söyleşinin ardından kapanışta Peyami Safa’nın fotoğraflarına bakarak son bir kez daha yâd etmiş olduk onu. Türk edebiyatının nice cevherlerini Mehmed Niyazi gibi üstadlardan dinlemek gerek bazen. Çünkü o dönemleri anlamak için, yazarlarımızın, şairlerimizin, fikir adamlarımızın hayatlarının canlı tanıklarına ihtiyacımız var.

 

Hatice Sarı haber verdi

Güncelleme Tarihi: 25 Haziran 2013, 11:49
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13