Hekimoğlu İsmail'e vefa gecesi düzenlendi

İBB Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı tarafından, Ali Emirî Efendi Kültür Merkezi’nde Hekimoğlu İsmail (Ömer Okçu) Saygı Gecesi düzenlendi. Sadullah Yıldız yazdı.

Hekimoğlu İsmail'e vefa gecesi düzenlendi

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı tarafından tertip edilen Hekimoğlu İsmail (Ömer OkçuSaygı Gecesi, Fatih'de Ali Emirî Efendi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. 

Minyeli Abdullah bir dönüm noktası

Programın başından itibaren, Hekimoğlu İsmail de ön sırada, tekerlekli sandalyesinden sahneyi izledi: Vakur ve sıcakkanlı. Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Abdurrahman Şen, “Vefamızı göstermek ve çileli hayatına selam sunmak için bugün buradayız.” dedi. Yeni nesillerin, bugünkü rahatlık ortamına nasıl ve kimler sayesinde kavuşulduğundan bihaber oluşlarının, bazı hayatî hatalar/sorunlara yol açtığını ve bu eksikliğin giderilmesi için de, geçmişte Müslümanlar’ın bir şekilde önünde bulunup söz söylemiş insanlara vefa geceleri tertip edip, adlarını hatırlatmak istediklerini söyledi Abdurrahman Şen. “Minyeli Abdullah”ın, Müslüman camianın, roman denen icadın onları da ilgilendiren bir şey olduğunu keşfetmesinde mühim bir basamak olduğunu ifade etti Şen. Ayrıca kitabın senaryo uyarlamasının (Yücel Çakmaklı, 1990) da, beyaz sinema repertuarımız için bir dönüm noktası olduğunu söyledi.

Mehmet Nuri Yardım, Hekimoğlu İsmail’i tarif ederken, “bizim neslimizin çok istifade ettiği, kendisinden feyiz aldığı bir değer” ifadelerini kullandı. Bu tarif; Hekimoğlu İsmail’in duruşu ve şahsiyetine birebir uyuyor. .

Yardım, Hekimoğlu İsmail’i velud olması cihetinden Ahmet Mithat Efendi’ye teşbih ederek, “Ömer Ağabeyimizin de onun gibi çok eseri var” dedi,  Onun hepimize bir şeyler öğrettiğini, hâlâ Bab-ı Âli’ye sadakatle gelip gittiğini, orayı bir medrese gibi telakki etme şuurunu kaybetmediğini, aynı zamanda iyi bir hatip olduğunu söyledi. Henüz yeniyetme bir edebiyat talebesi olduğu ve Hekimoğlu İsmail’i ziyaret ettiği zamanlarda, onun yanından her ayrılışında Hekimoğlu talebelere bir “Sur Dergisi” hediye edermiş. Mehmet Nuri Yardım, o zamanlar içinden “Keşke bir çay ikram etse…” diye geçirirmiş. Bu temennisinin uzun yıllar sonra misliyle vuku bulduğunu, artık her perşembe günü Bab-ı Âli’deki sohbet meclislerinde, Hekimoğlu İsmail’in yüzlerce insana çay ikram ettiğini ve bu vesileyle gönüller yaptığını anlattı Yardım.

Askerdeyken gizlice yazılar yazmış

Mehmet Bey’in bir başka dikkati ise, “Minyeli Abdullah”ın kendi dönemi içindeki başarısına rağmen, sükût suikastına uğramış bir eser olması. Hem sol cenah hem muhafazakâr kesim, bu esere bir dönem sessiz kalmışlar; bunun, içinde bir hicran yarası olduğunu söyledi Yardım. Bu vesileyle edebiyat tarihçisi Ziya Bakırcıoğlu’nu rahmetle andı ve onun 80’li yıllarda çıkan “Başlangıcından Günümüze Türk Romanı”nda “Minyeli Abdullah”ı kıymetli bir eser hatta edebiyatımız için dönüm noktası addettiğini söyledi Hoca. Mehmet Hoca’nın mukaddimesinden sonra ilk sözü Ahmet Vural aldı ve Ömer Okçu’yla olan hatıralarını nakletmeye başladı.

Askeriyede görevli olduğu zamanlarda henüz tanımadığı Hekimoğlu İsmail’in, daha o zamanlarda diğer askerlerin ilgilenmediği işlerle uğraştığını ve durmadan kitap toplayıp okuduğunu söyledi Vural. Askerlerin yazı yazması yasak olduğundan Hekimoğlu’nun gizlice yürüttüğü bu işi de sonraları öğrenmiş Ahmet Bey. Hekimoğlu İsmail, o günleri anlatırken çok zor şartlar altında “Ha basıldık, ha basılacağız!” telaşıyla yazılar yazabildiğini söylüyor. Tamamladığı bir kâğıdı hemen ya döşemenin altına ya da komşunun evine götürürmüş ki, arama yapmak için gelen askerler eli boş dönsünler. Öyle de olurmuş nitekim. Hatta o kadar olurmuş ki, eşinin işkence zoruyla konuşturulması ihtimalini de hesaba katan Hekimoğlu, bu nüshaları zevcesinden dahi gizlermiş. Yazı yazmak suçundan bir de mahkeme macerası olan yazar, delil yetersizliğinden beraat etmiş.

Ahmet Vural, Hekimoğlu İsmail’le birlikte katıldığı sohbet meclislerinde onun hareket ve tavırlarının kendisi için eğitici bir mahiyeti olduğunu ifadeyle, “Risale-i Nur’daki anlam yüklü cümleleri kendine has üslubuyla açıklaması beni cezbederdi!” dedi ve sırf ona daha yakın olmak için, evini onun evinin yakınına taşıdığını anlattı. Amerika’da yapmaya çalıştığı hizmetler esnasında da kitap dağıtma işlerinde Ömer Ağabeyin çok faydasını görmüş Ahmet Bey. Bir aralık da onun, “Ben Bir Müslüman’ım-Neye Nasıl İnanırım?” adlı eserini okyanus ötesinde epey dağıtmışlar. Ayrıca Vural, Hekimoğlu’nun Risale-i Nur’u izah metodunun, Bediüzzaman’ın kendini haşa peygamber yerine koyduğu veya külliyatının Kur’an’la arasında birtakım semantik mesafeler bulunduğu gibi eleştirel yaklaşımları da püskürten bir içeriğe sahip olduğunu anlattı.

Dursun Gürlek onun yazılarını kaçırmıyormuş

Minyeli Abdullah’la tanıştıktan sonra Hekimoğlu’na saygı duymaya başlayan bir diğer isim de Hüseyin Gökçe. Esasen Gökçe, bu saygının başlangıcını Okçu’nun Yeni Asya’da yayınlanan erken dönem yazılarıyla başlatıyor. Tercüman’da çalıştığı dönemde de onunla epey teşrik-i mesaisi olmuş.

Hüseyin Gökçe’nin anlattığı hatıralardaki bir teferruat şayan-ı dikkat olsa gerektir. Bu küçük hatıranın, bugün Müslüman camianın arasında tartışma götüren bir husus olup olmadığı da tartışmaya açık. Hekimoğlu İsmail’in evine yatıya giden Gökçe, sofrayı hazırlayan Hekimoğlu’nun menüsünde kola (Hüseyin Bey markanın ismini de zikretti) da olduğunu görünce, o maddeye, alışkın olduğumuz malum tereddüdünü ibraz etmiş ve Hekimoğlu’ndan, “Kola kötü bir şey olsaydı Amerikalıların bunu içmeyeceği” cevabını duyunca, Hüseyin Bey’e bir rahatlık gelmiş. “O zamanlar bizde biraz fanatiklik vardı,” diyor Hüseyin Bey. Ancak Hekimoğlu’nun bu geniş tavrı karşısında Hüseyin Bey de ikna olmuş ve “ondan aldığı cevazla kola içmeye başlamış.” Hekimoğlu kola içmenin sağlığa aykırı olmadığını, Amerika’da geçirdiği zamanlarda, “şayet sağlığa zararlı bir şey olsaydı, Amerikan ordusunun bize içirmeyeceği” argümanına bağlamış. Hekimoğlu İsmail, bunu teyit makamında başka şeyler de söylemiş: “Bizim bilimsel olmamız, her duyduğumuza inanmamamız lazım.”

Evleneceği vakit de onun tavsiyelerine başvurduğunu ve isabetli kararlarının ışığında adımlar attığını söyledi Hüseyin Gökçe. Dursun Gürlek ise, on yıllardır neredeyse bütün makalelerini okuduğunu söylediği Hekimoğlu’nun hiçbir yazısını hâlâ kaçırmadığını ve bu hararetli takipçiliğin, onun yazılarındaki samimi üsluptan kaynaklandığını, fikir ve hisle dolu olmaları sebebiyle yazıların kıymetlendiğini söyledi.

Dursun Gürlek, hem kendisinin hem de arkadaşlarının, kültür dünyasına gayretle atılıp sarılmalarında Hekimoğlu İsmail’in büyük payı olduğunu söyledi ve ekledi: “Kendisini ziyaret etmemizin haricinde, başka yardımları da olmuştu bize. Yeni evlenmiştim ve iş arıyordum; Ömer Ağabey beni Altan Deliorman’a gönderdi, orada işe başladım.” Onu daha ziyade manevî iyilikleri için sevdiğini söyleyen Dursun Hoca, yüzüne baktığında içimizin açıldığı insanları sevmenin ehemmiyet ve kıymetini vurguladı. Onun Risale-i Nur camiasından olmakla beraber, çerçeveyi geniş tutan bir duruşu olduğunu, Necip Fazıl hayranı olup aynı zamanda “şimdi sorsanız, Ferit Kam’dan şiirler okuyabileceği, Babanzade’yi bilmesi, Victor Hugo’yla meşguliyeti” gibi hususiyetlerin bir arada onda varlığının örnek alınabileceğini söyledi. Bu arada öğreniyoruz ki Hekimoğlu İsmail, “Çile”nin yarıdan çoğunu ezbere bilirmiş.

Sehl-i mümteni denen, hoş yazılmış ve en müşkül meseleleri ortaokul öğrencisinin anlayacağı basitlikte aktarabilen bir tarzda yazabildiğini söylediği Hekimoğlu için, “insanların anlayacağı dilden konuşan bir mütefekkir” tanımlamasını yaptı.

Hekimoğlu İsmail, cefakâr bir insan. Kendi dilinden dinliyoruz ki, bir arkadaşına her ay sigaraya kaç para harcadığını sorup, o kadar parayı kitap almak için kısıtlı bütçesinden aylık olarak kitaba yatırmış ve bugün teşekkül eden büyük kütüphanesinin tamamen böyle meydana geldiğini söylüyor. Zor zamanda doğru olduğuna inandığı yöntemleriyle İslam’ı müdafaa etmiş. Bize düşen de bugün, geçmişte mücadele edenlerin kendi zamanları için biçtikleri metotlar ve içerikleri aynen kopyalamadan fakat özü koruyarak, günümüz için yeni geliştirmeler ortaya koymak. Aslında bu geliştirmeler, geçmişin büyüklerine saygının da ifadesi olacaktır.

 

Sadullah Yıldız nakletti

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2013, 16:07
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13