Hayat ve varoluş Muhafazakâr mıymış?

BİSAV yaz seminerlerinde Uludağ Üniversitesi’nden Dr. Bengül Güngörmez “Siyasal Bir İdeoloji Olarak Muhafazakârlık” konusunda bir sunum yaptı..

Hayat ve varoluş Muhafazakâr mıymış?

 

Bilim ve Sanat Vakfı (BİSAV) yaz seminerlerinde bu sene “muhafazakârlık” enine boyuna masaya yatırılıyor. Seminerlerde katılabileceğimiz, katılamayacağımız değerlendirmeler de yapıldı, yapılıyor elbet. Haberini vereceğimiz ilk seminer de katılamayacağınız yargıların da bulunabildiği bir seminer. Uludağ Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Bengül Güngörmez de “Siyasal Bir İdeoloji Olarak Muhafazakârlık” konusunda bir sunum yaptı. Seminerden notlarımızı aktarıyoruz..

Siyasi muhafazakârlık bilinçli bir muhafazakârlıktır

“Conservatizm” tutuculuk değildir. Muhafazakârlık demek daha doğru. Muhafazakârlık ikiye ayrılır: a) Siyasal Muhafazakârlık b) Ontololojik muhafazakârlık. İnsan varoluşsal olarak muhafazakârdır. Hayat ya da var oluş olağan haliyle muhafazakârdır. Biz alıştığımız yerlere gideriz. Bildiklerimizi tercih ederiz. Bir iş yapacaksak kendi aletlerimizi tercih ederiz. Hayat bizi muhafazakâr kılar, çünkü muhafazakâr alan güvenlidir. Zamandan tasarruf sağlar. “Balık tutmak da bir muhafazakârlıktır” der bir Batılı. Saldırı düşüncesini bertaraf etmek de bir muhafazakârlıktır. Alışkanlık durumu insanı ontolojik olarak muhafazakâr kılar.Bengül Güngörmez

Burada bilinçli bir muhafazakârlık devreye girer: Siyasi muhafazakârlık. Bu, tam bir bilinç halidir. Bilinçli bir savunmadır. Batıda aydınlar geleneği kaybederken bilinçli bir şekilde geleneği savunmuşlardır. Tarihte her zaman muhafazakâr insanlar vardır. Bir disiplin olarak ortaya çıkışı 19. yüzyıldadır.

Muhafazakârlık tepkiden doğmuş bir düşüncedir. Aydınlanmaya ve Fransız devrimine karşıdır. 19. yy’da liberalizm ve radikalizmin yanında muhafazakârlık vardır. Muhafazakârlık radikalizm ve liberalizm’den etkilenmiştir. Aynı zamanda onlardan ayrıldığı yerler de vardır. Muhafazakârlık ile liberalizm sınırlı devlet konusunda uzlaşırlar. Bireyin cemaati olması bakımından da ayrışırlar. Radikalizm ve muhafazakârlık endüstriden nefret eder, kentten tiksinir. Bu bakımdan benzeşirler. Devrim konusunda anlaşamazlar. Muhafazakâr dünya cennetine karşı çıkar.

Anarşist muhafazakârlar da var

Aydınlanma insana şunu vaad ediyordu: İnsanlar durumlarından akılla kurtulur. Bireyin kendini koruması sosyal sözleşme ile olacak. Aydınlanma akılla temizlenmek demekti o dönem için. Akıl dışında her şeyi akılla eleştirme. Her şey aklın eleştirisine tâbi tutuluyor. Fransız Devrimi bütün dünyada bir din olarak yayılmıştır. Bu dönemde insanlar zincirlerinden kurtulup sözleşme ile rasyonel bir kültür oluşturmaya çalışmışlardır. Gelenekle bağ kesilirse insan özgürleşir. Muhafazakârlar, devrimin şiddet ve terörüne karşı şüphelendiler. Bu tepkiden Batıdaki muhafazakârlık ortaya çıktı.

“Acaba insan yalnız birey olarak özgür müdür?” sorusu sorulmaya başlandı. “Yalnız insan yabancılaşan bir varlık mıdır?” sorusu soruldu mukabilinde. Cemaat, otorite, aile ve dinsel cemaat kavramları üzerinde duruldu Batıda.

Orta Çağ’da dünya sosyologlar için piramidaldir. Bu çağda piramidin üstü değişebiliyor; kimi zaman kilise ya da kimi zaman kral olabiliyor. Bu çağda farklı güçler dengelemesi var.

Modernitede ise devlet ile kitleler arasında aracı kurumlar kalkıyor. Kilise etkin değil. Din kişinin vicdanına indirgeniyor. “Soyut Haklar” diye bir kavram ortaya çıkıyor. Soyut Haklar sınırlandırabilen haklardır. Devlete sınırlama sırasında hesap sorulamaz. 20. yy’da olan bir anlayış bu. Bu yapıyı muhafazakâr düşünce sahipleri eleştiriyor. Bazı muhafazakâr düşünürler STK’lara karşıdır. Çünkü STK’ları devlet kapatabilir.

BİSAVAnarşist muhafazakârlar vardır. Bunların halkın geleneğiyle dertleri yoktur. Kurumlarla kavga ederler. Geleneği korur, kuruma karşı çıkarlar.

Ateist muhafazakârlar vardır. Onlara göre geleneğin korunması için Tanrı’ya gerek yoktur, ama gelenek korunmalıdır.

Romantik Muhafazakârlar, geçmişe özlem duyarlar.

Bir muhafazakâr serbest piyasayı savunur. Bir muhafazakâr için ekonomi çıkış noktası değildir. Türkiye’de durum tam tersinedir. Türk muhafazakârların çelişkisidir bu. Muhafazakârlar savaşa karşıdır. Devlet gücünün artmasını istemezler. Onlara göre, devletin iktidarı artmamalıdır.  Yoksullara yardım etme Batılı muhafazakârlar için bir tehlikedir. Geçici her yönteme karşı çıkarlar.

Muhafazakâr, dengeli bir yönetimi, birey ve devlet arasında sivil kurumlar olan cemaatleri savunur. Muhafazakâr, devletin kendisine ne kadar güvenileceği sorusunu sorar. Pazarın köleliğine de karşıdır. Düşüncenin ipotek altına alınmasına da karşıdır muhafazakâr. Modernin soyut haklarını güvenilmez bulur.

Türkiye’de kültürel muhafazakârlık var. Türkiye’de son dönemde insanlar devletin değişebileceğini fark etti.

 

Arda Şeker, notlarını yazdı

Güncelleme Tarihi: 30 Haziran 2012, 01:35
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13