Hat sanatı bugüne nasıl bozulmadan gelmiş?

Şehzadeler şehri Kütahya, bir İstanbul beyefendisini, Uğur Derman’ı ağırladı. Uğur Derman, “Türklerde Hat sanatı” üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi..

Hat sanatı bugüne nasıl bozulmadan gelmiş?

 

Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin düzenlediği Çarşamba Seminerleri’nin geçtiğimiz haftaki konuğu Klasik Türk Sanatları üstadı çok değerli hocamız Prof. Dr. Uğur Derman Beyefendi idi. Başta hat sanatı olmak üzere klasik kültürümüzün hemen her dalında şimdiye kadar 300 civarında makaleye ve 7 kitaba imza atan Uğur Derman Hocamız, Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında köprü olan zevatın oluşturduğu kültür iklimini günümüze taşıyan nadide şahsiyetlerden biri.

Mahir İz, Necmeddin Okyay, Süheyl Ünver gibi çok değerli hocaların talebesi olan Uğur Derman Beyefendi, kimsenin teveccüh göstermediği bir devirde klasik hat ve kitap sanatlarımız merkezde olmak üzere Türk İslam kültürünün zenginliğini yansıtan klasik sanatlarımızın her alanına ilgi göstermiş ve bu alanlarda kendini yetiştirerek çok değerli çalışmalara imza atmış.

İlahiyat Fakültesi’nin kurucu dekanı Prof. Dr. Bilal Kemikli Hocamızın refakatiyle üniversitemizi teşrif eden Uğur Derman Beyefendi, “Türklerde Hat Sanatı” konulu bir seminer verdi. Her sabah besmeleyle açılan dükkânlar misali seminerimiz de güzel bir besmele-i şerif hattıyla açıldı ve hocamız ilkin görsel malzemeler eşliğinde hüsn-i hat için gerekli olan alet ve edevatı tanıttı.

Meşk kâğıdının hazırlanmasından başlayarak kalem, kalemtraş, makta, hokka, mürekkep gibi yazı takımlarını oluşturan malzemeyi detaylı bir şekilde bizlere açıklayan Derman, bu uzun girişten sonra Nabatî yazısından başlayarak Arap harflerinin ve yazısının teşekkül sürecinden bahsetti. Yazının nasıl çeşitlendiğini, hangi aşamalardan geçerek adım adım güzelleştiğini bizlere görsel malzemeler eşliğinde çok güzel bir şekilde izah etti. Kufi yazının tarihsel gelişimini, Bağdadi yazının aklam-ı sitteye doğru olan evrimini anlatan hocamız sayesinde kufi, sülüs, nesih, muhakkak, reyhani, talik, divani, celi gibi yazı çeşitlerinin nasıl geliştiğini, hususiyetlerinin neler olduğunu öğrenmek için ilk adımı atmış olduk.Uğur Derman

Mustafa Rakım Efendi, hat sanatında bir milattır

Uğur Derman Hocamız hat sanatının tarihinden bahsederken bazı isimlerden ve hususiyetlerinden bahsetti. Buna göre; Abbasi Halifesi Musta’sım Billah döneminde yaşayan Yakut el-Musta’sımî, hat kaleminin ucunun kesilişinde yaptığı küçük değişiklikle büyük bir gelişmeye vesile olmuş ve hat sanatımızın tekâmül sürecinde kendisine mümtaz bir yer edinmiş. Fakat hat sanatı esas gelişmesini Osmanlılar devrinde yaşamış. Yazı Osmanlı hattatlarının elinde yazı olmaktan çıkmış, bir sanat harikası hâline dönüşmüş.

Uğur Derman 15. yüzyılda Osmanlı medreselerinde yetişen Amasyalı Şeyh Hamdullah’ın, Yakut el-Mustasımî gibi hattatların eserleri üzerinde çalışarak hat sanatımızda çok mühim bir gelişmeye vesile olduğunu da söyledi. Onun elinde hat o kadar güzel bir hal almış ki devrinde ve kendisinden sonra bütün hattatlar onu taklit etmeye çalışmış, onun gibi yazabilmek istemiş. Kendisinden geriye birçok mushaf-ı şerif, cüz ve kitabe kalan Şeyh Hamdullah’tan bir buçuk asır sonra yaşayan Hafız Osman ise, onun üslubunu derinlemesine incelemiş ve zamanla kendi üslubunu oluşturarak kendisinden sonra gelecek hattatlara örnek olmuş. Sanatı hususiyetle mushaflarında yaşayarak günümüze kadar gelmiş. Yesarî Mehmed Esad Efendi de hat sanatımıza yenilik getirenlerden biri. O, özellikle İran’da gelişen talik yazının Osmanlıdaki en güzel örneklerini vermiş.

18. yüzyıl sonlarında karşımıza Ünyeli iki kardeşin çıktığını söyleyen Derman, bu isimlerin İsmail Zühdî ve Mustafa Râkım Efendiler olduğunu belirtti. Çok değerli eserleri olan bu iki kardeşten Mustafa Râkım Efendi, celî hatta yani büyük ebatlı yazılarda zirveyi temsil etmiş. Celî hattı fevkalade geliştiren Mustafa Râkım Efendi, aynı zamanda 40 metreyi bulan uzunlukta yazdığı kuşaklarla da hat tarihimizde silinmez bir iz bırakmış. Uğur Derman Hocamıza göre hat sanatımızın tarihi “Mustafa Râkım Efendi’den Önce”, “Mustafa Râkım Efendi’den Sonra” diye anlatılsa yeridir.

Hat sanatı bozulmadan bugünlere kadar nasıl geldi?

Mustafa Rakım Efendi’den sonra yetişen Mahmud Celaleddin, Yesarizade Mustafa İzzet, Kazasker Mustafa İzzet, Vasfi Efendi, Bakkal Arif Efendi, Şefik Bey, Şevki Efendi, Sami Efendi, Çarşambalı Arif Bey gibi büyük hattatlarımızın eserlerinden örnekler gösterip hat sanatımızın Osmanlı son dönemine kadar devamlı gelişerek geldiğini anlatan hocamız, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki harf inkılabıyla bu sanatın büyük bir darbe yediğini ve kimsenin teveccüh göstermediği bir sanat haline geldiğini belirtti. İşte bu devirde yetişen fakat çok sıkıntılar çeken hattatlarımız sayesinde bu klasik sanatımız günümüze kadar gelebilmiş. Necmeddin Okyay, Hâmid Aytaç, Kamil Akdik gibi büyük hattatlarımız bu zevattan birkaçıdır.

Uğur Derman Beyefendi bir de şu hususlara dikkat çekti. Öncelikle Arap yazısının estetik yönden dünyada eşi benzeri olmadığını ve sanatlı yazının Arap yazısında mükemmel düzeyde gerçekleşebildiğini söyledi. İkinci olarak hat sanatımızın bozulmadan, değişmeden, devamlı gelişerek günümüze kadar geldiğini belirtti. Bunun sebebi olarak ise hat sanatımızın Batı’da örneğinin olmamasını gösterdi. “Fakat bütün sanatlarımız için bunu söylemek mümkün değildir, zira Batı’da örneği olduğu için mesela mimarimiz, resmimiz (minyatür) dış tesirle bozulmuş, kendi hususiyetini kaybetmiştir” diye de ilave etti.

Uğur DermanBir hattatımızın süslü, sanatlı mezar taşı kitabesine bakarak konuşmasına nihayet veren hocamıza hediyeler takdim edildi ve ardından yemeğe geçildi. Rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Karaaslan’ın davetlisi olarak katıldığımız yemekten sonra ise çok bereketli bir gün geçirmenin ferahlığıyla evlerimize döndük. Ertesi sabah hocamız üniversitemizin merkez kampüsünde İlahiyat Fakültesi’nin hemen yakınındaki küçük gölün kenarında kahvaltıya davet edildi. Kütahya eşrafının ve dekanımızın katılımıyla göl ve dağ manzarası ve güzel sohbetler eşliğinde gerçekleşen kahvaltı sonrasında Uğur Derman Hocamızı İstanbul’a doğru uğurladık.

Beyefendiliği, nezaketi, zarafetiyle Kütahya şehrimizde hoş bir sada bırakan Uğur Derman Hocamızın daha nice güzel çalışmalara imza atmasını umuyor, Allah Teala’dan hocamıza her dâim sağlık, sıhhat, afiyet ve uzun ömürler vermesini temenni ediyoruz.

 

Abdullah Erdem Taş haber verdi

Güncelleme Tarihi: 18 Haziran 2013, 13:44
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13