Hamidullah 'çekme' demiş ama…

Mustafa Kara BİSAV’da ‘Buhara- Bursa- Bosna’ kitabı hakkında konuştu. Muhammed Hamidullah ve Annemarie Schimmel ile ilgili hatıralarını da nakletti..

Hamidullah 'çekme' demiş ama…

 

Geçtiğimiz günlerde BİSAV’da Mustafa Kara bir söyleşi gerçekleştirdi. Buhara Bursa Bosna / Şehirler - Sufiler – Tekkeler (Dergah Yayınları) kitabıyla alâkalı sohbet etmek isteyen okuyucular, yazar Mustafa Kara ile 5 Ekim Cumartesi günü BİSAV’da buluştu. Kitap üzerine konuşan Mustafa Kara, bundan önce yayınlanan kitaplarının ismini kendisinin koymadığını, başkaları tarafından konulduğunu söyleyerek sözlerine başladı. 40 yıllık mesainin ürünü olan Buhara Bursa Bosna kitabının isim babasının ise kendisi olduğunu belirtti: “Kitaplarımın isim babası değilim. Genelde başkaları koyar. 15 torunum var ve isimlerini koymadım. Fakat bu kitabın isim babası benim.”

2000’li yılların başında, daha önceki makaleleri bir araya getirme fikrinin doğduğunu söyleyen Kara, bu fikirle kitap projesine başlandığını belirtti. Mustafa Kara, değişik yerlerde yayınlanan ve sempozyumlarda sunulan makalelerden oluşan bu kitapta ilk defa yayınlanan çok az makale olduğunu belirtti. Kitabın ilk bölümü ‘Osmanlı Dünyası’nda Tasavvuf ve Tarikatler’ isminde. İkinci bölüm “Bursa’da Tasavvuf ve Tarikatler”de ise, Mustafa Kara’nın 35 yıldır Bursa’yla alâkalı yazdıkları yer alıyor. Uzun süredir o şehirde bulunan Kara, Bursa ile ilgili başka çalışmalarının da mevcut olduğunu aktardı.

‘İki sevgilim var!’

Bursa’da derslerine “Dünyada iki sevgilim var” sözleriyle giriş yaparak (2003’e kadar) öğrencilerinin dikkatini çektiğini gülümseyerek belirten Kara, Türkiye’deki sevgililerinin sorulmamasını istediğini söyler, dünyadakileri açıklayacağı sırada öğrencilerin kulak kabarttığını görüp eklermiş: “Biri kadındır, biri erkektir.” Kulak kabartmanın daha da arttığını söyleyen Kara, sevgililerini söylermiş sonra: “Birisi Muhammed Hamidullah, birisi Annemarie Schimmel.” Çok kısa bir aralıkla iki sevgilisini de kaybettiğini söyleyen Kara, Schimmel’le ilgili gerçekten katılımcıların yüreklerini burkan bir anısını aktardı.

İran bir Schimmel sempozyumu düzenlemiş 2001’de. O sempozyuma Türkiye’den Mahmut Erol Kılıç katılacakmış. Buradan Schimmel’e, Kılıç aracılığıyla şunu iletmiş: “Mustafa Kara size selam söylüyor. Bir öğrencisine sizin hakkınızda master tezi yaptıracakmış.” Bu şekilde aslında izin de almayı amaçlamış Kara. Bunu duyan Schimmel’in ilk tepkisi ‘estağfirullah’ olmuş. Sonuç olarak izin alınmış ve Şule Bilman isimli öğrenci bu teze başlamış Mustafa Kara ile. Birkaç ay sonra Bilman, Kara’yı aramış ve şunu söylemiş ağlayarak: “Schimmel vefat etti hocam.” Devamında şunları ekledi Kara: “Allah rahmet eylesin. O teze devam etti ve bitirdi. Doktorayı burada yapmak istedi, Marmara İlahiyat’a geldi ve başladı. Bu sefer Şule Hanım’ın hastalandığını öğrendik. Sonra da Şule’nin vefat haberini duyduk... Allah rahmet eylesin.”

3’lü tasnifleri ve sacayağı örneğini çok sevdiğini belirten Kara, 3B formulünü çeyrek asırdır kullandığını belirtti. Burada 3B’ye takılmamak gerektiğini, bunun 3K da olabileceğini belirterek ekledi: “Bu K’lar da Kaşgar, Konya ve Kosova olur.” Bölüm başlıklarının şehir merkezli bir düzenlemeyle oluşturulduğunu belirten Kara, medeniyet ve şehir kavramlarının arasındaki bağdan bahsetti.

Kitapta 3. bölümün Bakü’yle alâkalı olduğunu söyleyen Mustafa Kara, edebiyatla ilgisi olanların mutlaka Dede Ömer ismini bilmesinin öneminden bahsetti. “Çıkalım Gidelim Urumeli’ne” başlıklı 4. bölümden bahseden Mustafa Kara, Buhara’nın Asya, Bursa’nın Anadolu ve Ortadoğu’yu, Bosna’nın ise Avrupa demek olduğunu ifade etti.  Buhara, Bosna ve Bursa’nın güzelliğinden söz eden Kara, Bosna’da Buharalı bir kişinin, Bursa’da bir Boşnak’ın bulunmasından bahsetti. Bu bölüme Mehmet Akif’in de girdiğini belirtti Mustafa Kara.

Kitabın devamındaki bölümlerinden de söz eden Kara, anladığımız kadarıyla söyleşi havasının dışına çıkmamaya özen gösteriyordu. Bir kitap tanıtımından ziyade, kitap üzerine konuşulan bir ortam oluşturma havası var idi. Konuşması sırasında çeşitli konulara da temas eden Kara, bir ara tekkeler kapatıldıktan sonra tarikatlerin durumundan söz etti ve bunun hakkında çok fazla bilgi olmadığını belirten Kara, tekkelerin kapatılışına ‘şeyhler’in tepkisinin ne olduğunun önemli bir soru olduğunu aktardı. Kapatılmasından sonra ne yapıldığı sorusuna ise şöyle cevap verdi: “Bir şey yaptıkları gözükmüyor. Vasat müsait değil.” Devamında başkalarını hesaba çekmenin kolay olduğunu söyleyen Kara, kişinin kendisinin ne yaptığına bakmasının önemli olduğunu belirtti.

Tarihî dokumuz gitti!

Yaşadığımız şehirlerin tarihî dokusunun gittiğine de değinen konuşmacı, kapitalizm ve çağdaşlığın bunda etkili olduğunu söyledi. Şu anda buna direnilmediğini belirten Mustafa Kara, mecburen satılıp dikilen 20 katlı binadan alınan daireye tav olunduğundan söz ederek, bu durumu kasırgaya değil, tsunamiye benzettiğini söyledi. Sadece binalarla sınırlı olmayan bu durumun, beyinleri de ‘ezdiğini’ belirten Kara, bu durumun nasıl durdurulacağını sorguladığını söyledi. Halihazirda etkisini sürdüren durumdan geri dönmeyi bir kenara bırakıp, bulunulan konumun tespitinin bile zor olduğunu belirten Mustafa Kara, bu durumu ‘zavallı’ kelimesiyle nitelendirdi.

Konuşmasında ‘sevgili’ olarak bahsettiği Muhammed Hamidullah’la nasıl karşılaştıklarını da anlattı Mustafa Kara. İmam- hatip talebesi olan Mustafa Kara, 60’lı yıllarda İstanbul İmam Hatip’te imiş ve yine o zamanlar Hamidullah yılda 3 ay şimdiki Edebiyat Fakültesi’nde kamuya açık, resmî olmayan- notu olmayan ama düzenli dersler verirmiş. Birinin adı Dinler tarihi ve diğerinin de adı Abbasîler Tarihi olan 2- 3 ders verirmiş. Kendi dersleriyle çakışmayacak şekilde haftada bir gün okuldan çıkıp Edebiyat Fakültesi’ne derslere giderlermiş arkadaşlarıyla. Mütercimi iki kişi imiş Hamidullah’ın. Bazı günler Salih Tuğ, bazı günler ise Yusuf Ziya Kavakçı (her ikisi de asistanı) tercüme edermiş.  Kara ve arkadaşlarının katıldığı dersler Arapça anlatılırmış ama diğer derslerden Fransızca anlattığı da olurmuş Hamidullah’ın. Hamidullah aynı zamanda Türkçe konuşan insanların hatalarına müdahele edebilecek Türkçe bilgisine sahipmiş ama konuşmada bu kadar iyi değilmiş.

Hamidullah ‘çekme’ demiş ama!

Hamidullah’la bir başka anısını anlatan Kara, Kayseri Yüksek İslam Enstitüsü’nde 3. sınıf öğrencisiyken Hamidullah Kayseri’ye gelmiş öğrenci konseyinin davetlisi olarak. Yanında da Yusuf Ziya Kavakçı mütercim olarak bulunuyormuş. Halka açık ve öğrencilerle beraber bir konferans tertiplenmiş. Hamidullah’ın bir tavrı var imiş Kara’nın hoşuna gitmeyen: Fotoğraf çektirmeyi sevmemek. Fakat o zamanlar fotoğraf çekme hastalığı olan Kara da, işin üzerine gitmiş ve kaçak bir şekilde duvarın arkasından çekmiş Hamidullah’ın fotoğrafını, ona gözükmeden. Yakından müdahele eden Hamidullah bir başka zaman ise yine fotoğraf amacıyla Hamidullah’ı takip etmiş ve tam çekerken yakalanmış, Hamidullah ‘çekme’ dercesine elini uzatmış...  Bu şekilde hoş bir fotoğraf elde etmiş Mustafa Kara.

 

Esad Eseoğlu aktardı

Fotoğraflar: Cemil Akgül

Güncelleme Tarihi: 11 Ekim 2013, 14:42
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Oyan
Mehmet Oyan - 6 yıl Önce

Muhammed Hamidullah Hoca'yı 60'lı yılların sonunda Ankara Türkocağı'ında dinlemek nasip olmuştu.Hoca arapça konuşuyordu mütercim Yusuf Ziya Kavakçı idi.Hoca ara sıra mütercime dönerek yanlışlarını düzeltiyordu.Konferansın başında size ana dilinizle hitap edeceğim demişti.Ezvac-ı Tahirat analarımızın diliyle.

banner19

banner13