banner17

Hamidettin Ateş Efendi İstanbul'daydı

Darende’nin iki sembol ismi Somuncu Baba ve Hulusi Efendi İstanbul’da bir panelle anıldı.

Hamidettin Ateş Efendi İstanbul'daydı

 

Geçtiğimiz günlerde Hulusi Efendi Vakfı tarafından, İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'nde Uluslararası Somuncu Baba ve Hulusi Efendi Sempozyumu gerçekleştirildi. “Gül ve gönül medeniyeti” temasıyla yapılan sempozyumda ülkemizden ve yurt dışından katılan akademisyenler çeşitli konularda tebliğlerini sundular.

Osman Hulusi Efendi Paneli Darende İstanbul

Sunuculuğunu Serdar Tuncer’in yaptığı program Fatih Camii imam hatibi Osman Şahin Hoca’nın Kur’an tilaveti ile başladı. Programın açılış konuşmasını ise Hulusi Efendi Vakfı yönetim kurulu üyesi Mustafa Yağcı Bey yaptı.

Turgut Özal parti kurmadan önce Hulusi Efendi’ye danışmış

Okuduğu beyitlerle ve başarılı sunumuyla dikkat çeken Serdar Tuncer Bey, anlattığı ilgi çekici anekdotlarla da programa renk kattı. Serdar Tuncer Bey, merhum Turgut Özal ile ilgili şöyle bir hatırayı anlattı: “Merhum Turgut Özal Bey parti kurup siyasete atılmaya niyet edince Ali Coşkun Bey’e der ki: ‘Gel seninle bir yere gideceğiz, akıl danışacağız.’ Doğrudan Malatya’ya gelirler, Şeker Fabrikasının misafirhanesinde Hulusi Efendi ile buluşurlar. Merhum Özal, ‘Parti kurup meclise girmek niyetindeyim. Milli güvenlik konseyi yeşil ışık yakıyor. Sizin düşünceniz benim için önemli, siz neHulusi Efendi ve Turgut Özal dersiniz?’ der. Hulusi Efendi, ‘Hayırlı olsun, Allah yolunu açık etsin’ dedikten sonra ‘Sana birkaç şey söyleyeceğim’ der ve şu nasihatleri yapar: ‘Ben, ben, ben deme, bencillik insanı şaşırtır, bencillik insanı doğru yoldan çıkartır. İstişareye önem ver, siyasette diyalog esastır. Devlet dairesinde dürüst ol. Dünya malına tamah etme, devletin malını parasını gözün gibi koru. Sakın ola ki makam hırsına kapılma.’

Turgut Özal, Ali Coşkun’dan Hazret’in bu sözlerini not almasını ister. Ali Coşkun da sözlerini not eder. Görüşme bitmiştir, çıkmak üzerelerdir. Seyyid Osman Hulusi Efendi son bir şey daha söyler: ‘Halka hizmet Hakk’a ibadettir. Ama sen bu sözü kullanırken ‘ibadet’ deme. Yoksa sana ‘takunyalı’ derler. En iyisi sen de ki halka hizmet hakka hizmettir.’ Özal Bey Hulusi Efendi’nin duasını alır, halkın teveccühünü kazanır, yıllarca memlekete hizmet eder.”

Somuncu Baba, nerede sırrı anlaşıldıysa oradan uzaklaşmış

Bu anekdottan sonra Serdar Tuncer bir sunum gösterimi yapılacağını anons etti. Bu sunumda Darende’nin iki önemli değeri olan Hamid-i Veli ve Hulusi Efendi ile ilgili özet mahiyetindeki şu bilgilere yer verildi. “Birçok medeniyete beşiklik yapan Darende Hz. Ömer döneminde fethedilmiştir. Şeyh Hamid-i Veli Darende ile özdeşleşmiş bir isimdir. Hamid-i Veli Anadolu’ya Orta Asya’dan gelen erenlerden Şemsettin Musa Kazım’ın oğludur. Kendisini Allah yoluna adamış büyük bir mutasavvıftır. Bursa’da yaşadığı süre içerisinde ekmek yapmış, pişirmiş; Ulu Camii’nin önünde ‘Müminlere somunlar’ diye satarak geçimini sağlamıştır. Ekmekçi Koca veya Somuncu Baba diye anılması bu sebeptendir. Hulusi Efendi ve Somuncu Baba türbesiSomuncu Baba, nerede sırrı anlaşılmaya başlamışsa oradan uzaklaşmış, en sonunda Darende’ye kadar gelmiştir. 1412 yılında Darende’de vefat etmiştir. Hacı Bayram Veli ve Akşemsettin onun en bilinen talebelerindendir.”

Hulusi Efendi kitaplara düşkündü, hayvanlarını satar kitap alırdı

Sunumda Es Seyid Osman Hulusi Efendi ile ilgili de şu bilgiler verildi: “Hamid-i Veli’nin soyundan gelen Hulusi Efendi 1914 yılında Darende’de dünyaya geldi. Devrinin insanlarının gönüllerinde derin izler bıraktı. 1938 tarihinde Hacı Naciye Hanım’la evlendi. 1945 yılında babası Hatip Hasan Fevzi Efendi, Darende’deki tifo salgınına yakalanarak vefat etti. Şeyh Hamid-i Veli Camii’nin imam hatipliğini bu tarihten itibaren oğlu Osman Hulusi Efendi üstlendi. Hulusi Efendi’nin önem verdiği konuların başında eğitim konusu geliyordu. İlçedeki imam hatip okulunun kız kısmının açılmasında katkısı olmuştur.Hamit Hamidettin Ateş Efendi

Çocukluğundan beri kitaplara düşkünlüğü ile meşhurdur. Bazen bir kitap almak için hayvanını sattığı bile olurdu. Kitaplarının çoğunu kendi ciltler, onları okumaya olduğu kadar korumaya da özen gösterirdi. On bini aşkın kitabıyla oluşturduğu kütüphanesi bugün bile dünyanın çeşitli yerlerindeki araştırmacıların ilgisini çekmektedir.

1986 yılında kendi adını taşıyan Es Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı’nı kurdu. Bu vakıf, sosyal hizmet, eğitim gibi konularda son sürat çalışmaya devam etmektedir. 14 Haziran 1990 tarihinde vefat eden Hulusi Efendi, kıymetli evlatlarının yanı sıra Divan-ı Hulusi-yi Darendevi, Mektubat-ı Hulusi-yi Darendevi, Şeyh Hamid-i Veli Camii’nden Hutbeler adını taşıyan üç büyük eser bırakmıştır.”

Tasavvufun gayesi önce insanı ilimle ve ahlakla mücehhez kılmaktır

Sunumun ardından sempozyuma geçildi. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil Hoca’nın başkanlığında yapılan sempozyuma Şimşirgil’in giriş mahiyetindeki şu sözleri ile başlanıldı: “Tasavvufun gayesi önce insanı ilimle, ahlakla mücehhez kılmaktır. İşte tasavvuf erbabı bunun için çalışmışlardır. Hulusi Efendi ‘ben ben ben deme’ derken insana nefsini terbiye etmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Zira insan nefsinin peşinden gittiği zaman çok kötü hallere düşer. Ahmet ŞimşirgilŞeyh Hamid-i Veli, Osmanlı’yı ileri götüren en büyük ilim adamlarını yetiştiren zatlardan biridir. Bugün kendisini yani Somuncu Baba’yı ve onun ahfadından Osman Hulusi Efendi’yi anmak için buradayız.”

İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Efendi idi mürşidi

Bu girişin ardından sempozyumun ilk konuşmacısı Prof. Dr. Nihat Öztoprak Hoca, “Doğuş hikâyeleri ile Hulusi Efendi’nin şiirleri” konulu tebliğini sundu. Hulusi Efendi’nin, mürşidi Sivaslı İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Efendi ile daha yedi yaşında tanıştığını söyleyen Nihat Öztoprak Hoca, bu tanışmayı şöyle anlattı: “İhramcızade İsmail Efendi’nin daha önceden Darende’de ihvanları vardı. İhramcızade İsmail Toprak Efendi fırsat buldukça Darende’ye gelirlerdi.İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Efendi

Bir teşriflerinde yolda o zaman daha çocuk olan Osman Hulusi Efendi’ye rastladı. Hulusi Efendi’ye; ‘Oğlum Hacı Mustafa Efendi’nin evini biliyor musun’ diye sorunca; “Biliyorum Efendim’ cevabını aldı. İsmail Efendi; ‘Bizi oraya götürür müsün?’ deyince Hulusi Efendi; ‘Tabi götürüm Efendim’ dedi. Bahçelerin arasındaki kısa olan yoldan götürünce İsmail Hakkı Efendi; ‘Oğlum nereden gidiyoruz’ dedi. Hulusi Efendi; ‘Sizi yâr yolundan götürüyorum’ dedi. ‘Oğlum Hulusi bu yâr yolu nedir?’ deyince; ‘Yâre giden en kestirme yoldur Efendim” diye cevap verdi. Bu cevap İsmail Efendi’nin çok hoşuna gitti.

Mustafa Efendi’nin kapısına gelince İsmail Efendi elini cebine atarak; ‘Oğlum sana para vereyim’ deyince; ‘Efendim ben para almam, himmet isterim’ dedi. ‘Al, himmet bunun içinde’ demelerine rağmen yine de almamakta ısrar etti. İsmail Efendi; ‘Himmet ettik, yine de al’ deyince bu sefer aldı. Ayrılırken İsmail Efendi, Osman Hulusi Efendi’ye bir nazar etti. Orada İsmail Efendi’ye intisap etti. İsmail Efendi de ona üç yüz lafza-i celal olan ilk dersini tarif etti.”

Prof. Dr. Nihat Öztoprak Hoca, Hulusi Efendi’nin daha sonra bu nazarı anlatmak için şu şiiri yazdığını söyledi: “Can alıcı gözlerinin/ Aldı beni bir nazarın/ Onmayıcı derdi gama/ Saldı beni bir nazarın// Gamze-i gaddâr okuna/ Şîve-i reftâr okuna/ Hoş leb-î güftâr okuna/ Çaldı beni bir nazarın//  Dağladı dağlandı gönül/ Zülfüne bağlandı gönül/ Ansızın avlandı gönül/ Buldu beni bir nazarın…”

Nihat ÖztoprakMürşidiyle arası neden açıldı?

Prof. Dr. Nihat Öztoprak Hoca, Hulusi Efendi’nin “Dil-i şeydâ-yı muhabbetle sarışsak ne olur, İkilik birliğe birlikle karışsak ne olur” diye başlayan meşhur sarışsak ilahisini şu olay üzerine yazdığını anlattı: Elbistan’dan birisi gelir ve ‘Hulusi Efendi sizi Elbistan’da çok severler. Ben belediye başkanlığı için adaylığımı koydum. Beraber Elbistan’a gidelim de propaganda yapalım. Söyleyin de bana oy versinler’ der. Hulusi Efendi o adama: ‘Ben kimseye oyunuzu falana verin diyemem. Benim siyasetle işim olmaz” der. Daha sonra bu adam Hulusi Efendi’ye çok bozulur ve onun aleyhinde çeşitli sözler sarf eder. ‘Hulusi Efendi kendisine rabıta ettiriyor’ sözünü yayar. Bundan sonrasını Hulusi Efendi şöyle anlatır: Bu söz Sivas’taki Hz Pir Efendimize kadar gitti. Bu olay üzerine yedi yıl Hz Pir Efendimizle görüşemedik. Bu söz aramızı açtı. Biz Hz. Pir Efendimiz manen biliyor diye gidip söylemedik oğul... Fakat bilemedik oğul… Gidip zahiren söylemek lazımmış.”

Allah’a giden yollar mahlûkatın nefesleri kadar çoktur

Nihat Öztaprak Hoca’nın konuşmasının ardından Prof. Dr. Necdet Tosun Hoca, Nakşibendilik ve Yeseviliğin karşılaştırmasını konu alan bir tebliğ sundu. Sufilerin meşhur sözü olan; “Allah’a giden yollar mahlûkatın nefesleri kadar çoktur” sözünü hatırlatarak konuşmasına başlayan Necdet Tosun Hoca her bir tasavvufî disiplinin birbirleri ile benzerlikleri ve farklılıkları olduğunu söyledi.Necdet Tosun

Ahmet Yesevi’nin 12. yüzyılda Türkistan şehrinde, Bahauddin Nakşibend’in ise 14. yüzyılda Buhara’da yaşadığını söyleyen Necdet Tosun Hoca, Yesevilikle Nakşibendiliğin Yusuf Hemadani’de birleştiğini ve iki kardeş tarikat olduğunu söyledi.

Şeriata bağlı tarikatlardır

Dinî kurallara riayet etmede ortak bir tavırları olan bu iki tarikatın şeriata önem verdiklerini ifade eden Necdet Tosun Hoca, Nakşilerden Abdulhalik Gücdevani’nin; “Fıkıh ile hadis öğren cahil sufilerden uzak dur” sözünü, Şah Nakşibend’in de; “Biz bu yolda ne elde ettiysek dinî kurallara riayet, azimetle, amel ve bidatlardan sakınmakla elde ettik” sözünü nakletti ve bu sözlerin Ahmet Yesevi’nin şu şiiri ile anlam itibari ile yakın olduğuna dikkat çekti: “Her kim kılsa tarîkatnı da‘vâsını,/ Evvel kadem şerîatga koymak kerek./ Şerîatnıng işlerini edâ kılıp/ Andın songra bu da‘vânı kılmak kerek” Yani: “Tarikat yolunda olduğunu iddia eden kişi önce şeriat yoluna girmeli, dini kurallara uyup ondan sonra sufilik iddiasında bulunmalıdır.”

Necdet Tosun Hoca, bu konuda bir de Ahmet Yesevi’nin şu şiirini nakletti: “Cemâatge barmayin terk-i namâz kılganlar,/ Şeytân birle bir yerde derk-i esfelde kördüm.” Yani: “Cemaate gitmeyen, namazı terk eden kişileri şeytan ile aynı çukurda gördüm”

İkisi de melamidir

Her iki tarikatın da melamet yani gösterişten uzak kalma konusunda hassas olmak, manevi hali gizlemek, kendini eleştirip otokritik yapmak ve halkın dünyevî eleştirilerine kulak vermemek gibi prensipleri olduğunu söyleyen Necdet Tosun Hoca, bu konuda da yine Abdulhalık Gücdevani’nin; “Halkın yermesi ve örmesi senin nazarında bir olsun. Halkın kınamasına üzülme” sözünü nakletti.

Her iki tarikatın da sohbet yolunu benimsediğini söyleyen Necdet Tosun Hoca, bu iki tarikatın benimsediği ortak unsurlardan birisinin de hizmet olduğunu söyledi. Bu konuda Yesevi şeyhlerinden İsmail Ata’nın; “Allah’a giden en kestirme yol bir insana faydalı olmaktır” dediğini, nakşi şeyhi Ubeydullah Ahrar’ın da, “Biz bu manevi yolu kitaplardan öğrenmedik, halka hizmet etmekle elde ettik’ dediğini nakletti.

Yeseviler testere zikri yapardı

Osman Hulusi Efendi Paneli Darende İstanbul

Necdet Tosun Hoca, iki tarikat arasındaki farklılıkları ise şöyle özetledi: “Bir kişi Yesevi dervişi olmak isterse Şeyh Efendi onun saçından birkaç kıl keser, sembolik olarak bu saçların kesilip atıldığı gibi sen de gönlünden dünya sevgisini kes at anlamında... Nakşilikte ise böyle bir merasim yoktur. Nakşibendilikte prensip olarak sessiz zikir, Yesevilikte ise cehri zikir benimsenmiştir. Yesevilerin yaptığı zikre testere zikri adı verilir.”

Helvayı ye, şerbeti de üstüne iç!

Yesevilikte riyazata önem verildiğini, fakat Nakşilikte o kadar önem verilmediğini söyleyen Necdet Tosun Hoca sözlerine şöyle devam etti: “Evet az yemek makbuldür ama Nakşibendilikte diğer tarikatlarda olduğu gibi aşırı az yeme bir eğitim metodu olarak kullanılmamıştır.”

Şah Nakşibend’in katıldığı bir yemekten sonra tatlı veya meyve gelmezse “bu yemek kuyruksuz oldu” dediğini söyleyen Necdet Hoca, perhiz yapmak isteyen bir müridine de şöyle söylediğini nakletti: “Evladım Buhara’nın falanca sokağında bir helvacı var, git oradan bir helva ye, üstüne de bir şerbet iç, bizim yolumuzda böyle aşırı bir perhiz yoktur.”

Ahmet ÖzhanBektaşilik Yeseviliğin bir kolu değil

Yeseviyede halvet uygulamasının da olduğunu söyleyen Necdet Hoca, Yesevi dervişlerinin kırk gün ibadete yoğunlaşma amacıyla bir odada kaldıklarını, bunun bir eğitim metodu olduğunu, ancak Yesevilikteki bu uygulamanın Nakşilikte olmadığını, bunun yerine “halvet der encümen” yani “halk içinde hak içinde olmak” prensibinin bulunduğunu söyledi.

Bugün dünyada Yesevi mensubu kalmadığını ama Nakşiliğin her yöne yayıldığını söyleyen Necdet Tosun Hoca, Bektaşiliğin de Yesevilik tarikatının bir kolu olmadığını, Bektaşiliğin Bağdat’ta doğan Vefaiyye tarikatının bir kolu olduğunu söyledi.

Bu konuşmadan sonra yurt dışından gelen ilim adamları da çeşitli konuşmalar yaptılar. Hulusi Efendi’nin çok önemli bir divan şairi olduğu vurgusunun ağır bastığı bu konuşmalardan sonra sanatçı Ahmet Özhan bir konser verdi. Ardından da ikinci oturuma geçildi. Programın sonunda Hulusi Efendi Vakfı Başkanı Hamit Hamidettin Ateş Efendi katılımcılara plaket takdim etti.

 

Aydın Başar haber verdi

Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2012, 10:44
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bilal Yavuz
Bilal Yavuz - 7 yıl Önce

BarekAllah ne güzel . .

Fatih Biberoğlu
Fatih Biberoğlu - 7 yıl Önce

Mürşide bağlılık insanı nasıl yüceltiyor. Ne güzel bir yol

aydın
aydın - 7 ay Önce

rabbimiz muhabbetimizi artırsın dinimizi güzel yaşamayı nasip etsin

banner19

banner13

banner20