Hamaney kadınlara hitaben neler söyledi?

İran’da dini lider Hamaney’in kadınları dinlediği ve onlara hitaben konuştuğu mecliste yer alan Yıldız Ramazanoğlu gözlemlerini aktarıyor..

Hamaney kadınlara hitaben neler söyledi?

 

Geçtiğimiz Temmuz ayında (2012) İran’da kurulan Islamic Awakening (İslami Uyanış) örgütü Tahran’da Dünya Müslüman Kadınlar Konferansı düzenledi. 85 ülkeden 1200 kadın katıldı ve yaklaşık 500 makale sunuldu. Müslümanların modern zamanlarda nasıl bir yaşam tarzı kurabilecekleri ve bu çabalarda kadının rolünün ne olabileceği tartışmaya açılmıştı. Daha önce de dünya şairlerini, dünya direnişçilerini buluşturan inisiyatifin genel sekreterliğini eski dışişleri bakanı Ali Ekber Velayeti yapıyor. Destek verenler arasında Mezhepleri Yakınlaştırma Kurumu başkanı Ayetullah Tesgırî de var. Irak Yüksek İslam Konseyi başkanı Ammar el Hakîm’de konuklar arasındaydı. (Ayrıntılı bilgi için Zaman gazetesinde yayınladığım Müslüman Kadınların Kurucu Gücü yazısına bakılabilir.)Hamaney

Konferansın açılışında yanımda oturan Bangladeşli bir katılımcı, kadın devlet başkan yardımcısı Meryem Müçtehidzade’nin devlet başkanı Ahmedinejad’ın hemen yanında ve en önde oturmasından büyük heyecan duymuştu. Dünya Müslümanları arasında kadının böyle toplantılarda nerede oturduğu hâlâ büyük yankı yapıyor. Konuşmacıların çoğunun adını veremeyeceğim çünkü son güne kadar kimin ne zaman konuşacağına dair bir program verilmedi ve bir forum şeklinde iki gün boyunca sayısız konuşmacı söz aldı. Kongre başkanı açış konuşmasında hakiki ve tam bağımsızlığın bedelinin çok ağır olduğunu, İran halkının bunu ödediğini ve hâlâ da ödemeye devam ettiklerini, dünya Müslümanlarına kimlik ve kişiliklerini yeniden kazandırma mücadelesi verdiklerini anlattı. Bu konferans ise Müslüman kadınların gücünü ve etkisini dünyaya göstermek, gelişmelerinin önündeki engelleri kaldırmak için düzenlenmişti.

İran’ı her zamankinden daha büyük bir endişe içinde gördüm

Ahmedinejad, özlü konuşmasında Allah’ın insanları kan dökmek ve tefrika için değil adalet ve tevhidin gölgesinde yaşasınlar, halifesi olsunlar diye yarattığını söyledi. Avrupa ve ABD özgür değildi. İnsanlar İslam’ın hakikatiyle buluşmasınlar diye ellerinden geleni yapıyorlardı. Ortadoğu petrolünü kontrol etmek için pervasızca kan döküyorlardı ve üçyüz milyonluk Amerikan halkı ekonomik bakımından, siyaseten ve sosyal kurumlarla Siyonistler tarafından teslim alınmıştı. En kötü rejimin diktatörlük olduğunu söylüyordu ama İran’daki mevcut yönetimde de bunun alametleri olduğunu söyleyenler var. Neden o sürekli yenilenmeyi, geniş bir ruhla her türlü eleştiriye, yeni fikirlere açılmayı tam hissedemiyoruz son yıllarda. Maalesef her lider ve yönetim kendini öven insanlar tarafından kuşatılıyor ve bu girdaptan çıkmak hiç kolay değil, fazladan bir emek ve üstün bir irade gerektiriyor.

HamaneyKonferansın ikinci günü, hayatı güvenlik duvarlarının ardında geçen dinî lider imam Hamaney’i ziyarete gittik. İran’ı her zamankinden daha büyük bir endişe içinde gördüğümü söyleyebilirim. Daha önceki ziyaretlerde rahatça sokağa çıkıp kişisel olarak da gezip dolaşabilirken, şimdi ‘düşmanlarımız size bir şey yapabilir’ gerekçesiyle bizi program dışında otelden çıkarmama gayretleri hepimize zor anlar yaşattı. Bizi bir akşam buluşması için almaya gelen sevgili Cihan Aktaş ve eşi Mehdi Bey uzun bir mücadele vermek zorunda kaldılar mesela görevlileri ikna için.

Hamaney, dünyanın dört bir yanından gelen kadınları dinledi

Defalarca aramadan geçip ulaştığımız evinin yakınındaki mescide imam hiç bekletmeden hemen geldi.  Kadınlar Farsça, “Hamaney, dostluğuna hazırız, zulme boyun eğmeyeceğiz” diye haykırıyorlardı. Onu görmek ve bu kadar yakınında olmak onlar için o kadar heyecan vericiydi ki ister istemez hepimizi kapladı bu heyecan. Sonuçta toplumu bir sözüyle harekete geçiren büyük imamla karşı karşıyayız. Kendisini 1993’te daha özel bir toplantıda dinlemiş, arkasında namaz kılmıştım. Hareketleri ve beden dili hiç değişmemişti, ağırbaşlı, dikkatli ve şefkatli; saçları ve sakalları alabildiğine ağarmış sadece. Kadın kameramanlar çekim yaparken bizi selamladı ve Nasr suresini okudu. “Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde (Mekke’nin fethi) ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde Rabbine hamd ederek tesbihte bulun ve O’ndan bağışlanma dile. Çünkü o tevbeleri çok kabul edendir.” İslami uyanışın inkişafına yıllar önce İslam devriminin öncülük ettiğini söylerken hiç de haksız sayılmazdı.

Önceliğin kadınlara verilmesini ve onları dinlemek istediğini söylediğinde bazı kadınlar defterlerine iri harflerle sevgi ve sadakatlerini gösteren cümleler yazıp görmesi için uzatmaya başladılar. Ağlayanlar vardı bu mütevazı salonda Hamaney’in hüzün dolu vakur yüzüne bakıp.Hamaney

Filistin’den gelen Müfidi Hanım senelerce İsrail zindanlarında yatmış biri. Sünni bir kadın olarak burada Şii kardeşlerinin onu bağrına basmasından duyduğu memnuniyeti anlattı. İslami dayanışma ve sahip çıkılmayla zindandan kurtulduğuna inanıyordu.

Kahire üniversitesinden gelen konuşmacı, 25 Ocak 2011’de Hüsnü Mübarek’in bir inkılapla devrilmesinde kadınların verdiği emeği anlattı. Askerlerin hükümeti yerine halkın hükümetinin kurulabilmesi, despotların gidip yerine adaletin gelebilmesi için dünya Müslümanlarıyla nasıl dayanışma içine girdiklerini anlatırken sesi titriyordu. Hâlâ Tahrir meydanının heyecanı içindeydi.

Tefrikadan ve mezhep ihtilaflarından uzak durmamız için kadınlara çok iş düşüyor

Tunus’tan gelen Hacer Hanım, Muhammed Buazizi’yi anlattı. 26 yaşında üniversite mezunu ama işsizdi. El arabasında sebze satarak hayatını kazanırken defalarca arabasına el konmuş ve polis tarafından hakaret ve şiddete uğramıştı. Kendini ağır haksızlıklara karşı koymak ve ülkedeki despotluğu herkese göstermek için yakmıştı. “Bu olay olduğunda biz milyonlarca insan zaten hazırdık; adalet için harekete geçeceğimiz zamanları içimizde besleyip büyütüyorduk” dedi. Tunus bir zamanlar başörtülü sokağa bile çıkmanın yasaklandığı bir ülke. İslami bir yaşam tarzı oluşturabilmemiz için birlikte çaba sarfetmemiz gerekiyor Hacer’e göre. “Erkeklerden rica ediyorum, artık statü kaybettirici, kadını daha aşağıda gören söylemlerden vazgeçsinler, bize destek olsunlar. Tefrikadan ve mezhep ihtilaflarından uzak durmamız için kadınlara çok iş düşüyor” dedi.

Yemen’den, Irak’tan, Bahreyn’den gelen kadınlar, “âlimlerin yıllardır özlemini çektikleri ve bize hedef olarak gösterdikleri İslami yaşamı hayata geçirmek için çabalıyoruz” diyorlardı: “Zalim rejimlerle canımız pahasına savaşıyor, eşlerimizi kaybediyor ve yaralar alıyoruz.   Bize dua edin.”

Libya Zeytin Üniversitesinden Vicdan Miladi’ye göre emperyalist güçler yıllardır, Müslümanların kendine güvenini kaybetmesi, iradesini ortaya koyamayan bir topluluğa dönüşmesi için çalıştılar, Libya’da gençleri uyuşturucuyla zehirlemeye kalkıştılar. Oysa ülkesinde okuma yazma bilmeyen yoktu, her meslekten sayısız insan yetişmişti ve bir milyona yakın hafız genç vardı. “Bizi kimse hafife alamaz” diyordu.

2011 Şubatında Bahreyn’de başlayan çatışmalarda monarşiye ve zalim krallık rejimine karşı ayaklanmalarda 14 yaşındaki oğlunu kaybetmiş olan kalbi yaralı kadın, duygu yüklü konuşmasında yaşlı, hamile ve çocuk demeden kadınların uğradığı mezalimden söz ediyordu. Bu toplantıya katılınca yaraları sarılmıştı adeta.

HamaneyAzerbaycan’dan Mahbube’nin eşi rejimin İslam’a yönelik düşmanlığından payını alan yüzlerce Müslüman gibi cezaevinde. Türkiye’den devralınan sıkı bir başörtüsü yasağı var. “Uzun yıllar zalim Çarlar, ardından da zalim komünistlerin elindeydik. Şimdi de teessüf ki İslam düşmanlarının elindeyiz” diyor. “Dinî itikatlarımıza sadık kalmanın bedelini ödüyoruz şimdi” diyor, esir Karabağ için dua istiyordu.

Lübnan’da 30 yıl önce kaçırılan İranlı diplomatlardan birinin eşi konuştu. Hâlâ onu bekliyordu ve hayatının sonuna kadar beklemeye devam edecekti. “Beklerken halkların kendi geleceklerini kendilerinin belirlemesine tanıklık ediyorum, üzerime düşeni yapmaya çalışıyorum” dedi. Lübnanlı bir konuşmacı ise İran İslam Devrimini denizdeki dalgalar gibi tarif etti, “dalgalar durduğu anda balıklar ölür” diyordu, diğer uyanışları kastederek. Hizbullah’ın eski lideri şehit Abbas Musavi’nin eşini de anmak lazım dokunaklı konuşmasıyla.

Müslümanlar arasındaki farklılıklar emperyalistlerin elinde silaha dönüşmesin

İmam Hamaney saatlerce süren bu konuşmaları dinlerken dayanacak kolları bile olmayan tahta bir sandalyenin üzerinde oturuyordu. Dikkati hiç eksilmeden kadınları yüzlerine bakarak büyük bir hayranlıkla, şefkatle dinliyordu. Yanındaki küçük tahta sehpada bir bardak su vardı, hiç içmedi. Nice olaylara tanık olmuş, kim ne derse desin milyonlarca insanın rehber bildiği bir kişiydi. Söz sırası geldiğinde etkili ve sakin bir ses tonuyla, ağır ağır konuşmaya başladı.

Müslüman kadının kendi kimliğinden uzaklaşması için müstekbirlerin ellerinden geleni yaptıklarını söyledi. Batı toplumunda kadının cinsiyetinin ön plana çıktığı anlayış, kadına ihanet ve onu aşağılama idi. “Kadın sosyal hareketlerde yerini almazsa gerekli dönüşümü sağlayamayız ve İslami ilkeleri kalıcı biçimde var edemeyiz” dedi ama bunun için mevcut kadın telakkilerinin, aile yapısının nasıl dönüşeceğine, kadınlar üzerindeki baskıların nasıl kalkacağına, toplumların nasıl yeniden yapılandırılabileceğine dair heyecan verici bir ufuk göstermemesi hayal kırıklığı yarattı.Hamaney

Irak’la yaşanan savaşta sekiz yıl boyunca savaş meydanlarında emek, sabır, metanet ve enerjileriyle kadınların verdiği güçten söz etti. “Otuzüç yıldır emperyalistlerin baskısı ve ambargosu altında olmak bizi daha da güçlendirdi” dedi ama halkla konuştuğumuzda birçok taleplerin göz ardı edildiğine, görmezden gelindiğine dair konuşmalar duyabiliyoruz.

Hamaney’in, “Dünya Müslümanları arasındaki farklılıkların ve mezheplerin emperyalistlerin elinde silaha ve çatışmaya dönüşmesine izin vermemeliyiz” demesi önemliydi.

Hamaney’in konuşmasında neler eksik kaldı?

Kadın meselesi gündeme gelince düşüncelerimizi Batının yanlışlarından hareketle kurmamız hiç de sağlam bir yaklaşım değil. Referansımız neden Avrupa kadını olsun, neden onun boy aynasında kendimize bakalım ki. Batıyı şeytanlaştırarak kendimizi temize çıkarmak, İslam adına çeşitli coğrafyalarda kadına yapılan baskıların ve şiddetin daha ürkütücü olabileceğini gözlerden saklıyor. Kimi örfe bulanmış İslami uygulamalarda kadının insanlık boyutunu ezip geçen, onu cinselliği içinde hapsetmeye çalışan fitne fesat söylemini nasıl göz ardı edebiliriz?

İmam Hamaney, aile ve nesli korumada kadının üstlendiği rolün Batıda baskı ve hakların gaspı olarak görüldüğünü söylerken haklıydı belki ama öyle evliliklere de şahitlik ediyoruz ki, İslam’ın öngördüğü karşılıklı nezaket, hayatı paylaşmadaki adalet, incelik ve merhamet, eşitlik içinde müstakil varlığa ve inkişafa saygı Avrupa’da daha kolay yeşerebiliyor.

İsterdim ki aile ve kadın kelimelerini ayrılmaz ikili olarak gören, erkeği en azından pratikte tamamen bunun dışında tutan anlayışın değişmesi için, İmam Hamaney, ezberleri bozan sarsıcı birkaç şey söylesin. Kadının 21. yüzyıldaki uyanışta sosyal sorumlulukları sıralanırken bunu gerçekleştirmek için ailenin nasıl yeniden yapılandırılması gerektiğine dair de bir yol açılsın.

 

Yıldız Ramazanoğlu yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Ekim 2012, 08:39
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13