Haluk Dursun: Kültürel Kapasiteniz, Kullandığınız Dille Doğru Orantılıdır

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Haluk Dursun, birkaç gün önce Diaspora Gençlik Akademisi’nde yaptığı konuşmada yurt dışında yaşayan gençlere tarih, dil ve kültür konularında altın nasihatler verdi. Esra Öztürk bu veciz konuşmanın önemli bölümlerini bizlere aktardı.

Haluk Dursun: Kültürel Kapasiteniz, Kullandığınız Dille Doğru Orantılıdır

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Dursun, Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı’nın Avrupa, Kanada ve bazı Ortadoğu ülkelerinde okuyan ve sivil toplum kuruluşlarında faaliyet gösteren gençler için düzenlediği Diaspora Gençlik Akademisi’nde konuştu.

Konuşmasına “diaspora” sözünü tercih etmediğinin altını çizerek başlayan Prof. Dr. Dursun, “kültür elçileri” ve “gönül coğrafyamızın gözbebekleri” olarak nitelediği gençlere Osmanlı tarihinden de örnekler vererek özellikle lisan ve kültür konularında pek çok tavsiyede bulundu.

Musahip nedir?

Prof. Dr. Dursun, farklı ülkelerde yaşayan gençler karşısında Bakan Yardımcılığı’nı ve bilgi notlarını bir kenara bıraktığını belirterek gençlere “musahip” kavramını anlattı: “Musahip kavramını iki açıdan değerlendirebiliriz. Birincisi kamuda musahiplik. Topkapı’da Harem’e girerken pek çok kişinin gezmeden geçtiği bölüm girişteki ‘Musahiban Dairesi’dir. Bu sarayın girişindeki ilk ana bölümüdür. Musahip, sohbet etme kökünden gelir. Bizim tarihimizde ve kültürümüzde böyle bir kariyer var. Sohbet etmeyi bilen adamdır musahip. Bir şeyi sohbet şeklinde anlatabilen adama musahip denir.

Saraydaki bu musahipler devlet hiyerarşisi içinde yer alır. Başmusahip vardır, ikincisi musahibi sânîdir ve bu şekilde devam eder.

Bu dairede başmusahip, padişaha sohbet arkadaşlığı yapar yani başdanışman olarak faaliyet gösterir ancak bu yalnızca bir tanedir. Tek baş olması lazımdır çünkü baş, bir tane olur.

Bu kişinin görevi ne zaman okursa padişaha giderek kendi görüşlerini yeteneğine ve o anki psikolojiye göre padişaha aktarmasıdır. Bu kişi kamusal görevlidir.

İkinci açı ise toplumsal ve folkloriktir. Türkmen Aleviliğinde ve Bektaşilikte bir can, etrafındaki başka bir canı kendisine musahip olarak seçer. O musahip onunla can kardeşi olur; hayatında sıkışınca, canı sıkılınca onu arar. Buna Anadolu dilinde “ahiretlik” denir. Ahiret kardeşliği denilen müthiş bir müessesedir.”

Gençlerle musahip olarak konuştu

Prof. Dr. Haluk Dursun, gençlerle musahiplik tarzı bir konuşma yaparak “Musahabenin bir alt kademesi muhabbettir. Muhabbet aşk kökünden gelir: hubb. Yani sohbet etmek, aşk yapmakla eşdeğer tutuluyor. Müthiş bir şey.” dedi. Dursun, eski İstanbul tekkelerinde yazan yazıyı hatırlatarak hakiki muhabbetin öneminden söz etti.

Aşık isen can baş üzere, gel berû

Müfsid isen bak kapıdan dön gerû

Prof. Dr. Dursun, konuşmasına şöyle devam etti: “Bir yere girdikten sonraki selamda muhabbet yapacağı için ‘aşk olsun’ diye selam verir. Aynı selamı hiç değiştirmeden vermek kültürel kapasitenin yetersizliğini gösterir. Bu yüzden karşıdakinin bir üst kademeden selam vermesi lazım gelir ki karşıdaki de “Aşkımız daim olsun.” diye yanıt verir. Anahtar kelime, aşktır. İkinci kelime, sohbettir.

Selamlamayı haremden örnek verdim; bir de divandan örnek vereyim çünkü padişahın haremi evidir; orada yatar, kalkar ama tek yeri orası değildir. Bir de divanı vardır.

Fatih zamanında halk saraya girip divana katılabilirdi. Bir gün bir yörük duyar ki divana girilip padişahla görüşebilir. Yörük divana girer ve sorar: “Hangınız padişah?” Yörük Fatih’e soruyor bunu. Yavuz’a sorsa zaten gitti başı. Ne ise; padişaha ‘Sana bir diyeceğim var. Bir selam verip gideceğim.’ der.

Sevgili Hunkârum sabah-u şerufler hayr olsun

Yediğin bal ile kaymak, guzergâhun çayır olsun

Ne demek bu? Padişaha çayır içinde, doğa içinde, sağlık içinde bir ömür diliyor. İşte selam bizim kültürümüzde bu kadar kıymetli. Ve kelamınız ne kadar güzel olursa selamınız o kadar kıymetli olur.”

Bizim gençlerimizden daha önemli bir gündemimiz yok

Prof. Dr. Haluk Dursun, gençlerin en önemli gündemi olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Biz size gözümüzün bebeği diyemezsek bu dünyayı bize karartılar. En önemli işimiz gençlerimizin geleceği; bizim başka bir gündemimiz yok. Allah ömür verdikçe güzel bir gelecek, güzel bir dünya kurmak için hep beraber el vereceğiz.

Son 25 yıldır hayatım sizin geldiğiniz coğrafyalarda geçti; özellikle Avusturya ve Almanya, Belçika ve Hollanda’ya yaz kamplarında gençlerle bir arada olmak için gittim. Gençlerle kültürel kardeşlik hukukumuzu geliştirmeye gayret ettim. Yurtdışında yaşayan gençlerin hallerini orada görmek lazım. Viyana’da, Berlin’de, Brüksel’de, Amsterdam’da.

Diaspora sözünü tercih etmiyorum çünkü bu gençler bizim gönül coğrafyamızın göz bebeği. ‘Gönül’ kelimesinin batı dillerinde karşılığı yok. Kalp değil söz ettiğimiz. İçeride bir duygu ama ne olduğu belli değil. En büyük avantajımız, gönlümüzün genişliği ve gönül coğrafyamızın genişliği. Mesela Çin’in uçlarında Kaşgar’da gördüğüm muhabbeti unutamıyorum.”

Turnayı gözünden vurmak

“Bu gözün bebeği meselesi çok önemli. Gözünün içine bakmak çok önemli çünkü gözler yalan söylemez. Biliyor musunuz? Bizim Yeniçeri Ocağında ‘turnacıbaşı’ yani genel müdür vardır. O, gözünün içine bakarak gençleri işe alır. KPSS falan yoktur. Orada onun kodu turnadır yani turnacıbaşı, turnayı gözünden vurur. Turnacıbaşı, yeniçerinin nasıl bir oluşuma sahip olduğunu gözlerinden anlar.

Gözlerinden içti gönlüm neş’eyi

Senden öğrendim sevmeyi, sevilmeyi

Burada göz; sevme ve sevilmeyle ilgili ana noktamız. Önce göz, sonra selam, sonra kelam. Güzel selamı mutlaka yaygınlaştırmamız lazım. Selamın ‘Hello, bye bye ‘gibi renksiz türlerinden uzaklaşmamız lazım. Eskiden insanlar ‘saadetle’ diye yolcu ederdi. Uğurlarken ‘saadetle’ derdi. En güzeli ‘Allah’a emanet ol’ demektir. Bunu söylemek daha kârlıdır. Bizim güncel hadiselere göre selam geliştirmiş bir dilimiz var.  Anadilinizde sıkıntılar olabilir. Yaşadığınız yerde de o dili konuşan kimselerle hemhal olmak için o dili de en iyi şekilde bilmek lazımdır. Bizim ülkemizde bile artık Türkçe çalışmak zarûret oldu. Çünkü kültürel kapasiteniz, kullandığınız dille doğru orantılıdır.”

Önce lisan, sonra lisans

Prof. Dr. Dursun, akademik çalışmalar açısından dilin önemine değinerek ‘önce lisan sonra lisans’ sloganıyla konuya eleştiri getirdi. Dursun, yurtdışında yaşayan Türk gençlerine tavsiyelerini sıralayarak şöyle konuştu: “Dil bilmiyor ama doktora yapmak istiyor. Önce dil öğren ki sonra karşınıza sıkıntı çıkmasın.

Bunun yanında yaşadığınız ülkenin ve ailenizin köklerinin bulunduğu ülkenin coğrafi ve kültürel yapısını çok iyi bilmeniz lazım. Oradan gelen bir soruyu bilmezseniz çok üzülürsünüz ve bizi de mahçup edersiniz. Örneğin Almanlar bunu çok yapar. Entelektüel seviyenizi ölçmek için kendi kültürünüzü ne kadar bildiğinizle ilgili sorular yöneltirler. Mesela Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Listesinde kaç eseri, alanı var? Türkiye’de yapacağınız ilk iş, bu listeye giren kaç yer var, bunu öğrenmek olmalı. Peki bunun kalite kontrolünü nasıl yapacaksınız? Kendinize ‘Ben bunun kaçını gördüm?’ diye soracaksınız. Bodrum, Alanya, Çeşme, Alaçatı, Bozcaada programı mı yapıyorsunuz? Yoksa her tatilde iki, üç UNESCO mirası görecek şekilde bir tatil planı mı oluşturuyorsunuz? İkincisi, Türkiye’ye gelince kaç müze görüyorsunuz? Bilgilerin kitabi olanı var ama esas olan görülen ve yaşanan bilgilerdir; görmek ve yaşamak önemlidir. Kaç müze gördünüz?”

Defineci sayısı arkeolog sayısından fazla

“Bir diğer önemli konu arkeolojik kazılar. Türkiye’deki arkeolojik kazıları çok uzun bir zaman yabancılar yaptı ve buldukları eserleri alıp götürdüler. Neden şikâyet ediyoruz? Türkiye’de defineci sayısı arkeologlardan fazla. Böyle bir yanlış olabilir mi?

Mesela Göbeklitepe’yi bütün dünya konuşuyor. Yurtdışına döndüğünüzde entelektüel kapasitesi yüksek olan birisi size sorabilir. ‘Göbeklitepe’ye mi gittiniz?’ Ne diyeceksiniz? Bu şekilde sayısız alan var. Arkeolojiyi hak ettiği yere getirmek zorundayız. Arkeolojik kazılarla ilgilenmeniz lazım.”

Louvre’daki İznik Çinileri

“Bunun yanında sanat tarihine ilginiz olması lazım. Mesela Louvre Müzesi’nde Ayasofya’dan alınıp habersizce, izinsizce alınıp götürülen ne var?  Ayasofya’nın 16. yüzyıl İznik çinileri; adam boyu bir pano olarak izinsizce, habersizce alıp götürülmüş. Bu İznik çinileri, bahçenin içindeki Sultan II. Selim’in türbesinin kapısına konmuştu. Cennete bahar dallarıyla gitmeyi temsil eden firuze renkli panolardan biri yurtdışına uçurulmuş ve Louvre Müzesi’nde yerini almış. Bunlar bizim çinilerimiz. Müzede İznik çinileri olarak belirtiliyor ama kaynağı gösterilmiyor. Ayasofya’dan alınıp getirildiğini yazmazlar.”

Diyarbakır’sız Türkiye olmaz

Yurtdışında yaşayan gençlerin Türkiye’nin her yanını bilmesi gerektiğinin altını çizen ve onlara kültür elçileri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Dursun, konuşmasını şöyle tamamladı: “Önce aşk, sonra göz, sonra kelam, sonra ufkunuzun genişliği, doymak bilmeyen bir iştahla öğrenme aşkı… Bunlar olmazsa olmazlarımız. Geniş bir ufkunuz olması için İstanbul ve Ankara dışındaki Türkiye gerçeğiyle tanışmak zorundasınız. Selçuklu’nun Ahlat’ı olmadan Türkiye olmaz. Konya’sız Türkiye olmaz. Diyarbakır’sız Türkiye olmaz. Dicle’deki Hevsel Bahçeleri olmadan olmaz. Millet bahçelerinin çıkış noktası Diyarbakır’daki Hevsel Bahçeleri’dir. UNESCO, bunu dünya mirası ilan etti. Hala ‘Diyarbakır surlarını görmedim’ diyorsanız artık görmeye ihtiyacınız olacak. Mesela Mardin… Mardin şu anda Türkiye’de kültür turizmi rekoru kırıyor; Mardin’de yer yok. Kars’ta kışın yer yok. Kars Kalesi ve Ani harabeleri… Çıldır Gölü… Türkiye’yi elinizde bir listeyle gezmeniz lazım. Tatillerde şunu demeniz lazım: ‘Anne, baba; bana tatilde müsaade et. Büyüklerimin elini öpeyim ama entelektüel kültür elçileri olarak bu yerleri görmemiz lazım.’ “

 

Esra Öztürk

 

 

Güncelleme Tarihi: 03 Ağustos 2018, 15:53
YORUM EKLE

banner19

banner13