Halk 28 Şubat ile zulmedene benzeşti!

Sakarya’da İslamcılığın 28 Şubat’la imtihanı konuşuldu.

Halk 28 Şubat ile zulmedene benzeşti!

 

 

Özgür Yazarlar Birliği, geçtiğimiz yıl “Neoliberal Dönemde İslamcılık” üst başlığıyla bir dizi etkinlik yapacağını duyurmuştu. Tokat’ta Ümit Aktaş konuyla aynı başlıkta bir seminer vermiş, İstanbul ise konu Abdurrahman Arslan, Ümit Aktaş ve Ufuk Aktaşlı’nın konuşmacı olduğu bir panelde farklı açılardan tartışılmıştı. ÖYB, seriye Sakarya’da düzenlenen “28 Şubat Dönemecinde İslamcılığın Halleri” paneli ile devam etti.

Panel, aynı zamanda Sakarya Temsilciliği’nin açılış programıydı. Serdar Aslan, Rüstem Budak ve Mustafa Kubilay’ın konuşmacı olduğu program, sürecin farklı boyutlarıyla ele alındığı ve soru-cevap faslında tartışmaların derinleştiği bir ortamda gerçekleşti.

Darbe sürecine ivme kazandıran şey ‘94 yerel seçimlerindeki başarıydı

İlk konuşmayı Serdar Aslan yaptı. Aslan’ın 28 Şubat darbesine giden süreci ve müdahale sürecinde yaşanan gelişmeleri, aktörleriyle birlikte değerlendirdiği konuşması, aynı zamanda hafızaların tazelenmesine vesile oldu. 28 Şubat sürecinin aslında 1991’deki genel seçimlerde Refah Partisi’nin MHP ile koalisyona girmesiyle başladığını iddia eden Aslan, sürece ivme kazandıran durumun ise 1994’teki yerel seçimlerde RP’nin birçok belediyeyi, özellikle büyükşehir belediyelerini kazanma başarısı göstermesi olduğunu söyledi. 1995’ten sonra özellikle medyada Müslümanları karalamak üzere uydurma haberler çıkmaya başladığına ve böylece toplumsal bir kamplaşmanın zeminin hazırlandığına dikkat çekti.Özgür Yazarlar Birliği

Seçimlerden sonraki haberlerde otobüslerde örtülü olmayanların bıçaklandığı, jiletlendiği gibi tekil haberlerle başlayan sürecin, 1997’ye geldiğinde topyekün bir medya seferberliğine dönüştüğünü belirten Aslan, 1995-1997 arasında medyanın devlet eliyle organize edilmiş bir habercilik yaptığını söyledi.

28 Şubat sürecinde İsrail’in rolünün bulunduğunu ama bunun son günlerdeki tartışmalarda pek gündeme gelmediğini belirten Serdar Aslan, oysaki Çevik Bir’in bağlantıları ve görüşmeleri dikkate alındığında bu iddianın yabana atılamayacağını belirtti. Yine İsmail Hakkı Karadayı’nın da bildiriden bir gün önce İsrail’de bulunmasını unutmamak gerekiyor. 28 Şubat sürecinde ikili anlaşmalarla büyük bir işbirliğine gidildiği ve ülkenin kaynaklarının silah alımlarıyla İsrail’e aktarıldığını, dolayısıyla İsrail’in 28 Şubat darbesinin dışında düşünülemeyeceğini söyledi.

Konuşmasında Fehmi Çalmuk’un, 28 Şubat kararlarının alındığı Milli Güvenlik Toplantısı'nda açıklanmayan bazı pazarlıklar yapıldığı yönündeki iddialarını da aktaran Aslan, bu maddelerin bildiride yer almamasının Necmettin Erbakan’ın ısrarı neticesinde sağlandığını belirtti. MGK tutanakları açıklanmadığı sürece iddiaların gerçekliğini şimdilik öğrenemeyeceğimizi ifade eden Aslan, bildiklerimize bakınca bunların akıldışı sayılamayacağına dikkat çekti. Bildiriyle birlikte EMASYA protokolünün de süreç açısından çok önemli olduğunu belirtti. Serdar Aslan daha sonra konuşmasının devamında 28 Şubat sürecinin aktörlerine ve yaptıklarına kısa kısa değindi.

Halk kendini 2. sınıf kabul edip zulmedene benzeşti

Panelin ikinci konuşmacısı Değirmen Dergisi genel yayın yönetmeni Rüstem Budak’tı. Tarih boyunca insanlık mücadelesinin Hz.Âdem-Şeytan, Habil-Kabil, Hz.Musa-Firavun, Hz Muhammed-Mekke Oligarşisi gibi tarafları olduğunu söyleyerek konuşmasına başlayan Budak, bu noktada bizim nebevî çizginin mücadele örnekliğini sürdürmemiz gerektiğini belirtti.

Her toplulukta kesintisiz süren bu mücadelenin Türkiye’de halen sürdüğünü, 28 Şubat’ın böyle bir tarihsel derinlikte değerlendirilmesinin doğru olacağını söyleyen Rüstem Budak, “28 Şubat müdahalesinin direkt veya dolaylı muhatapları vardır. Görünürdeki muhatapları siyasi irade olarak tecelli eden anlayışın temsilcileridir. İlk ve en önemli muhatap, anlayış ve ahlakını İslam’ın ve fıtratın belirlediği istikamet üzerinde belirleyen kesimlere yönelik olmuştur. Halk bu müdahalenin birincil muhatabıdır. Türkiye’de yaşayan halklar arasında sistemin müdahalelerine yönelik tavırları çok aşağılayıcı olmuştur. Etnik ve dinî olarak kendilerini 2. sınıf-sistem dışı-yabanıl olarak kabul edip konumuna göre tavrını ortaya koymuştur. Bu tavır, onurlu bir mücadelenin tarafı olarak değil, zulmedenlere yakınlaşma- benzeşme- kabul görme isteği şeklinde tezahür etmiştir.” dedi.

Siyasi aktörler sürece seyirci kaldı

28 Şubat sürecinde, tıpkı daha önceki darbelerde olduğu gibi, sistemin ideolojik-dinî-etnik bir kesimi kendi yedeğine aldığına ve halkın da tüm bu olan bitenler karşısında etnik- ideolojik veya dinî konumuna göre tavır geliştirdiğine dikkat çeken Budak, bunun örneklerini dönemin aktörlerini sıralayarak açıkladı.

Siyasal olarak cumhuriyet devrinin ilk dönemlerinden itibaren sürekli dışlanan ve baskı altına alınan bir kesimin, egemenlere rağmen hükümet kurabilme gücüne erişmesinin sistemin efendileri tarafından panikle karşılandığını hatırlatan Budak, dönemin siyasi aktörlerinden Refah Partisi’nin kendisine yönelen hamleleri doğru okuyamadığını ve gelişmelere seyirci kalarak siyaseten müdahaleyi boşa çıkaracak bir tavır geliştiremediğini söyledi.

Özgür Yazarlar Birliği28 Şubat’ta devlet kazandı

Rüstem Budak’ın, “28 Şubat’la birlikte birçok İslami yapının ideallerini sorgulamaya, yapılanların suçu kendilerindeymişçesine eziklik içine girmeye ve akabinde dağılmaya başladığı” noktasındaki tespiti önemliydi. Sistem hangi alanda suçlama yapmışsa, muhalif olan veya görünen Müslüman dindarların, kendilerinin farklı değil, bilakis onların benzeri olduklarını kanıtlamaya giriştiği yönündeki eleştiriler haklıydı. Nitekim bugün yaşanan birçok durumun da nedenleri konusunda ipucu veriyordu.

28 Şubat’ta halkın değil devletin kazandığını söyleyen Budak, “28 Şubat darbesini devlet kazanmıştır. Halk kazanmadı. Müslüman kimlik ve ahlak yerle bir edildi. Darbe aktörlerinin şu anda yargılanma evresinde olmaları bir şey değiştirmiyor. Bu ülkede bir direniş geleneği içinde bu haklar kazanılmadığı için her an elden alınma durumu ile de karşı karşıyadır. Darbe süreci canlı bir şekilde devam ediyor. Darbecilerin kazanımları yerle bir olmadı. Zevahiri kurtarmak adına atılan göreceli adımların değeri yoktur. Kazanımlar tüm toplum kesimlerini kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmadı. Üstü örtülerek gizli şekilde devam ettirilmektedir.” diyerek bitirdi.

Söylemdeki İslami vurgular slogandan öteye geçemiyor

Son konuşmacı Mustafa Kubilay, sunumuna Milli Görüş hareketinin genel bir tahlilini yaparak başladı. Milli Görüş’ün, öncülü sayılabilecek bazı muhafazakâr hareketlerden yaptığı İslam vurgusu ile ayrıldığını ama buradaki vurgunun tartışılmaya muhtaç olduğunu söyleyen Kubilay, özellikle Türkiye’nin kendine özgü şartlarında böylesine eklektik bir anlayışın sahih bir tavır üretebilmede yarattığı sıkıntıları anlattı.

Kuran ve sünnet gibi dinin ana kaynaklarından ziyade geçmişteki ataların tecrübelerinden din gibi devralınan bir anlayışın, siyasal anlamda İslami bir hareket üretmesinin güçlüğünü ifade eden Kubilay, söylemdeki İslamcı vurguların ise genelde İslami hareketlerden kendi argümanlarını doğrulamak üzere alıntılanan ve slogan düzeyinden öte geçemeyen unsurlar olarak değerlendirilebileceğini söyledi.

İnsanları dindarlaştırmaya değil, zulümden kurtarmaya ihtiyaç var

O dönem ortaya atılan birçok iddia ve siyasal talep, ekonomik proje ile kast edilenin aslında bir türlü belirginleştirilemediğini ve bu sebeple birçok şeyin de belirsiz bir ütopya olarak kaldığını ifade etti. Mustafa Kubilay, daha çok sürecin ve sonrasının siyasal analiziyle eleştirilerini dile getirdiği konuşmasında İslami mücadelenin teslim olarak değil, direnerek gerçekleşebileceğini vurguladı. Zulüm toplumlarında insanların kişiliksizleştirileceğini, bu sebeple onuru için savaşmayı göze alamayacak hale düşürülmüş kitleleri dindarlaştırmaya değil, ifsad ve zulüm ortamından kurtarmaya dönük çabalara ihtiyaç duyduğumuzu hatırlattı.

Özgür Yazarlar Birliği Sakarya Temsilciliği’nde “Neoliberal Dönemde İslamcılık Tartışmaları” üst başlığını altında yapılan “28 Şubat Dönemecinde İslamcılığın Halleri” paneli, dinleyicilerin soruları ve katkılarıyla son buldu.

 

Beytullah Emrah Önce oradaydı

Güncelleme Tarihi: 21 Şubat 2018, 14:44
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13