banner17

Genelkurmay'da ilk namazı Dilipak mı kıldı?

‘Kendimi tutuklattırmak için çok uğraştım’ diyen Abdurrahman Dilipak, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde darbeler ve askeriyeyle ilgili anılarını anlattı.

Genelkurmay'da ilk namazı Dilipak mı kıldı?

 

Abdurrahman Dilipak, 3 Mayıs Perşembe günü İstanbul Ticaret Üniversitesi’ne konuk oldu. 28 Şubat meselesiyle ilgili dinleyicilere normal bir konferans havasında, ciddi malumatlar vermesi beklenen Dilipak, kendi insiyatifiyle 1971, 12 Eylül ve 28 Şubat darbeleriyle ilgili kendi başından geçen “komik” ama bir o kadar da “düşündürücü” şeyler anlattı. Öyle ki anlatırken kendisi de sık sık güldü.

Askere gidersen askerler seni orada bulamaz

Öncelikle 71 Muhtırası sırasında kendisinin Erbakan’ın yardımcısı olması, çeşitli derneklerde faaliyetler düzenlemesi ve Eyüp, Beyazıt, Sultanahmet mitinglerinin sorumlusu olması dolayısıyla askerî kurumların gözüne çokça battığını belirterek söze başladı Dilipak: “O zamanlar köşe bucak kaçıyordum ve aynı apartmanda oturduğum dindar tanıdıklarım bana ve aileme evini açmadı ama yeni tanıştığım Urfalı bir kardeşim, sağolsun, kabul etti bizi. Ve sonrasında ben bulunduğum yerleri sürekli değiştirmeye başladım, kaçıyordum.”

O günlerde gideceği her yeri tüketmiş olan Dilipak, sahte bir askerî izin belgesi benzeri bir kağıt yazıp yol çeviren askerlere rol dahi kesmiş. Ayrıntısını söylemeyelim. Tabi o günlerdeki haksız tutuklamaları böyle kaçamak yollarla bertaraf etmesi yazarımızın hakkıdır diye düşünüyoruz. Daha sonra bir arkadaşı Dilipak’a, “Sen asker kaçağıydın değil mi, askere gitmemiştin. Bak askere gidersen seni orada bulamazlar” demiş. Dilipak bu anekdotu anlattıktan sonra basıyor kahkahayı.Abdurrahman Dilipak

Tutuklanırsanız yanınıza kalın içlik alın

O günlerde Dilipak tam bir kovalamaca içerisinde. Sonraları kaçmaktan vazgeçiyor ve yakalanma ihtimali olduğu halde niçin yakalamadıkları kuşku uyandırıyor kendisinde. Ve kendi kendine, “Bunlar benim işimi dışarıda halledecek” diyor. Bu sefer de resmi olarak, savcılık ve mahkemeleri de muhatap alıp kendini tutuklattırmaya çalışmış. “Hiç değilse bu türlü teslim olursam nerede, ne halde olduğum kayıtlarla sabit olur, aksi gerçekleşirse kimvurduya gidebilirim” diye düşünmüş haklı olarak ve işe koyulmuş.

İlk olarak birkaç sefer bizzat Genelkurmay’ı aramış ve sonunda bir randevu almış. Zamanın kara kuvvetleri komutanıyla yüz yüze  görüşmüş. Komutan ona “niçin yapıyorsun, neyine güveniyorsun” gibi şeyler sormuş. Dilipak’ın cevabı ise bir Müslüman yaraşır şekilde: “Hasbinallah ve nim’el vekil.” Bu cevap üzerine komutan yine onu tutuklatmamış. Dilipak hapishane için hazırladığı kıyafetleriyle evine geri dönmüş. Bu konuyla ilgili de dinleyicilere espriyle karışık bir tavsiyesi vardı: “Tutuklanırsanız, siz siz olun, yanınıza kalın içlik, don falan alın. Oralar soğuk oluyor.”

Genelkurmay’da askerlere “kıble neresi” diye sormuş

O günlerde gazetedeki yazılarını sürdüren Dilipak, kendini tutuklattırmanın başka yollarını da denemiş. Genelkurmay başta olmak üzere askerî kurumların aleyhinde yazılar yazmış. Ardından “yahu irticaî faaliyetleri yapan benim, ben mürteciyim diyorum, adamlar gidip başka insanları tutukluyorlar. Bu bana da, onlara da haksızlıktır.” diyor ve yine kendine has kahkahasını atıyor. Bu yazılardan sonra Genelkurmay Başkanlığı Dilipak’ı merkezine davet etmiş. Gayeleri ise bu kurumun, Dilipak’ın yazdığı gibi olmadığını göstermek.

Tabi Dilipak da tutuklanacağını sanıp, büyük bir iştahla hazırlanmış ve gitmiş. Ancak yine trajikomik bir şekilde, “Ben arka kapıdan girmeye hazırlanırken, beni kırmızı halıda karşıladılar” diyor. Yanına Genelkurmay çalışanlarına hediye etmek için aldığı Bir Başka Açıdan Kemalizm ve Yaşasın Şeriat kitaplarını subaylar görünce epey şaşırmışlar.

Dilipak arabadan iniyor, kapıya doğru yöneliyor. Bir görevli yaklaşmış ve kendisine promosyon olarak altın Atatürk rozeti, kravat tokası vs. gibi şeyler takdim etmiş. Dilipak bunları takmamış tabi, teşekkür edip atmış cebe. Merkezi gezdirmeye başlamışlar, “burası şu komutanın, burası şu komutanın odası” diye. Tam o esnada civardaki camiden ezanı işiten Dilipak “namaz kılacağım” demiş. Subaylar şokta.

Belki de ilk defa bir adam bu mekânda namaz kılmaya yelteniyor. Bir oda göstermişler kendisine. Girmiş, fakat oda bomboşmuş, ne olduğu belirsiz bir oda. Haliyle kıble ne taraf belli değil. “Tahmin etmeye çalıştım ama işi garantiye almak lazım” deyip kapıda bekleşen 3-5 subaya “Kıble neresi acaba?” diye sordum diyor. Askerler şaşkın halde birbirlerine bakmışlar ve sonunda “aşağı katta bir çaycı var, o biliyordur belki” demişler. Çaycı gelmiş (burada Dilipak sıkı bir kahkaha patlatıyor), “Ağam Allah’ını seveyim senin” şeklinde bir cümle etmiş. Kendisine ikramda bulunup yine kırmızı halıdan uğurlamışlar.

Abdurrahman Dilipak, bu hatıralarını anlatmayı bitirdi ve başka bir toplantıya yetişmek üzere, dinleyicilerin alkış ve tebessümleriyle salondan uğurlandı.

 

Cenk Işıldaklı güldü, düşündü, yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Mayıs 2012, 16:16
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20