Gençler Abdülhamid Han'ın hatırasını yad etti

10 Şubat 2014 günü, Ulu Hakan’ımız Hâmid-i Sani Hazretleri’ne vefa borcumuzu yerine getirmek maksadıyla, Ömer Faruk Deliktaş Bey’in düzenlediği sultanımızı kabrinde dualarla yâd etme programına iştirak ettik. Saliha Kübra Solaş yazdı.

Gençler Abdülhamid Han'ın hatırasını yad etti

 

 

“Ölmeden bilinmedi kadri,

Babam Sultan Abdülhamid Han’ın!..

Hiç kimseye bâkî değildir,

İtibarı bu fânî cihânın!..”

 Ayşe Osmanoğlu

 

10 Şubat 2014 günü, Ulu Hakan’ımız Hâmid-i Sani Hazretleri’ne vefa borcumuzu yerine getirmek maksadıyla, Ömer Faruk Deliktaş Bey’in düzenlediği sultanımızı kabrinde dualarla yâd etme programına iştirak ettik. Dört bir yandan vefalı, ecdad sevgisiyle dolu insanlarımızın okuduğu Yâsin ve hatimleri heybemize koyup dedemizin kapısını çaldık.

Nerdesin şevketli Sultan Hamid Han?!

Feryadım varır mı bargâhına?

Ölüm uykusundan bir lahza uyan,     

Şu nankör milletin bak günahına

(Rıza Tevfik)

 

Kartal Anadolu İmam-Hatip Lisesi’nden gelen bir grup kardeşimiz ve küçük büyük demeden Abdülhamid Hân’ı sevip güzel programa iştirak eden ekibimiz ile Şeyh Bedreddin, Said Halim Paşa, Muallim Nâci, Ziya Gökalp gibi şahsiyetlerin bulunduğu hazireden geçerek türbeyi açtırdık. Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülaziz, Sultan Abdülhamid’in hanımı Bezmi Âlem Valide Sultan, babası ile ilgili hatıratı Timaş Yayınları’ndan çıkan Sultan Abdülhamid’in kızı Şadiye Sultan gibi pek mühim şahsiyetlerin medfun bulunduğu türbede, sultanımızın yanında Kur’an-ı Kerim tilavetini dinleyip, yapılan duaya âmin dedik. Duanın ardından Süleyman Zeki Bağlan Hocamız başta olmak üzere, oradaki büyüklerimiz Abdülhamid Han’a dair birkaç kelam ettiler. Ardından Âlemdar Mustafa Paşa’nın torunu olan beyefendi, Rıza Tevfik’in “Abdülhamid’in Ruhaniyetinden İstimdâd” şiirini gür sadâsıyla okudu:

 

Padişah’ım hem zalim hem deli dedik

İhtilâle kıyam etmeli dedik,

Şeytan ne dediyse biz belî dedik,

Çalıştık fitnenin intihabına!”     

(Rıza Tevfik)

 

Sonra Sultanımızın torunlarından Harun Osmanoğlu, Kayıhan Osmanoğlu ve hanedan ailesinin ferdlerinden bazıları teşrif ettiler. Ekibimize hayır dualarından sonra Süleyman Zeki Bağlan Hocamızın rehberliğinde, Abdülhamid Hân’ın 1876'da iki devrime şahit olduğu için Dolmabahçe Sarayı’ndan daha güvenli bulunan fakat ona adeta çilehane olan Yıldız Sarayı’na doğru yola çıktık.

Yerine otoparkın yapıldığı tekke

Servisimize giderken İstanbul Valiliği’nin karşısında bulunan otoparkı gösteren rehberlerimiz, Sultan Abdülhamid’in hürmet ettiği Gümüşhânevi Hazretleri’nin tekkesi olan Fatma Sultan Camii’nin burada bulunduğunu söylediler. Fakat bu tekke de, diğer birçok eser gibi, kıymeti bilinmeyen ve Cumhuriyet devrinde jandarmaların yatakhane olarak kullandığı, sonra da harâb olup yıkılan bir tekke olarak tarihe geçmiş. Şimdilerde Fatma Sultan Camii eski yerinde yeniden ihya edilmektedir.

 

“Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın

Attın ama yazık ki yazıklar ki vuramadın hedefi”

(Tevfik Fikret)

(Tevfik Fikret’in, “Bir Lahza-i Taahhur” şiiri Abdülhamid Hân’ın suikastten kurtulmasından sonra kaleme alınmıştır.)

İlk olarak hocamızdan, Hamidiye (Yıldız) Camii bahçesinde suikast hadisesini dinledik. Osmanlı İmparatorluğu’nun başında güçlü bir padişah olmasını istemeyen Ermeni komitacılar, suikast konusunda profesyonel olduklarını düşündükleri Belçikalı meşhur anarşist Jorris’i getirtmişler. Bir süre Padişahımızın Cuma selamlık törenlerini izleyen Jorris, Padişah’ın camiden çıktıktan sonra mutat olarak 1 dakika 42 saniyede arabasına bindiğini tespit etmiş ve suikast hazırlıklarına başlamış. Fakat 1905 yılı temmuzunda Padişah, Hamidiye Camii’nde namazını kılıp çıkacakken, Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’nin bazı mevzuları danışması vesilesiyle suikast isabetli olmamıştır.

Kapısından ulemâ çıkan mekân

Yıldız Camii’nden sonraki durağımız şu an İslam Teşkilatı Konferansı’nın kültürel birimi IRCICA’nın kütüphanesi olarak hizmet veren silahhane binasıydı. Şuan kütüphanede, Takvim-i Vakâyi Koleksiyonu’ndan, Kur’an-ı Kerim’in ilk Latince tercümesine, Vankulu lügatinden müteferrika baskılarına kadar başlıcalar Türkçe, Arapça, Farsça, İngilizce, Almanca olmak üzere 140 dilde eser bulunmaktaymış. Süleyman Hocamız kapının önünde konuşurken, ”Bu kapının arkasından ulema çıkar, dikkat edin!” diye eklediler.

Cesedimi çiğnemeden geçemezsiniz!

Tabi Yıldız Sarayı Kütüphanesi’nin Hareket Ordusu’nun elinden nasıl kurtulduğuna değinmeden geçmeyelim. Abdülhamid Hân’a düşmanlık besleyen çoğu Yahudilerden oluşan Hareket Ordusu, Selanik’ten yola çıkmış, ilk olarak Fatih Camii’ne girerek hep bir ağızdan, "Biz ne idik ne olduk; saye-i hürriyette şeriattan kurtulduk!" diyerek etrafı kurşun yağmuruna tutmuş, bahçede gördüğü mollalardan birini süngüyle katletmiş. Bunun ardından Fatih Camii’nde üç gün namaz kılınamamıştır. Camiye isabet eden 110 kurşun halen görülebilmekteymiş. Daha sonra Hareket Ordusu, Yıldız Sarayı’na saldırıp etrafı yağmalamışlar. Ta ki sıra kütüphaneye gelene kadar... Kütüphanenin önüne geldiklerinde Hafız-ı Kütüb Kalkandelenli Sabri Bey yere yatarak kütüphaneye siper olmuş ve orduya, “Cesedimi çiğnemeden geçemezsiniz!” diyerek kitaplarımıza sahip çıkmış. Ruhu şâd olsun.

Paha biçilemeyecek eserler

Silahhaneden sonra, 1994‘te ziyarete açılan Sultan Abdülhamid dönemine ait eşya ve fotoğrafların sergilendiği Yıldız Sarayı Müzesi’ne doğru ilerledik. Müzede Sultan Abdülhamid Han’ın mutfak eşyalarından arabasına, koltuklarından paravanlarına, sandıklarından çalışma masalarına kadar çok sayıda kıymetli ve paha biçilemeyecek güzellikte eşyalar vardı. İsminin baş harfleri olan “ayn” ve “ha”nın çok hoş bir süslemeyle nakşedildiği paravan ile arabasının plakası hükmünde olan kenarlarındaki küçük Osmanlı armaları en çok dikkatimizi çekenler oldu.

Huzur odasında bir soluk

Saraydaki son durağımız, 1897 Yunan harbinin idare edildiği ve huzur derslerinin yapıldığı mekân olan Çit Kasrı’ydı. Burada Yrd. Doç. Recep Çelik Bey’in ikram ettiği çaylarımızı yudumlayıp, bu güzel günün hatırası olarak hediye edilen eski İstanbul fotoğraflarından oluşan kartpostallarımızı aldık. Ayrıca saray gezisine katılan herkese Mehmet Mazak Beyefendi’nin gönderdiği, otuz civârında akademisyenin makalelerinin bulunduğu Coşkun Yılmaz Bey’in editörlüğünü yaptığı, “Sultan II. Abdülhamid ve Dönemi” kitabı hediye edildi.

Şeyh Zafir Efendi Makâmı

Saraydan çıktıktan sonra ikindi namazlarımızı kılmak için Ertuğrul Tekke Camii’ne gittik. Bu camii II. Abdülhamid Hân’ın bağlı bulunduğu Şazeli Tarikatı’nın, Medeni kolu Şeyhi Muhammed Zâfir Efendi için bizzat Abdülhamid Hân’ın yaptırttığı tekkeymiş. Caminin yanında bulunan iki metruk yapının, Şeyh Zafir Hazretleri’nin hareminin ikamet ettiği bölümler olduğunu öğreniyoruz. Devrin en önemli simalar gelip burada namaz kılmış, mühim şahsiyetler misafir edilmiş.

Bu güzel gün için ne kadar şükretsek az. Bu güzel programı hazırlayan Ömer Faruk Bey, seneye daha çok kişinin iştirak edebileceği daha kapsamlı programlar yapmayı düşündüğünü ifade etti. Allah muvaffak eylesin ve böyle programlarımızın sayısını arttırsın.

Allah, başta bize rehberlik eden Süleyman Zeki Bağlan Hocamızdan, bu güzel programdan istifade etmemizi sağlayan Ömer Faruk kardeşimizden, hatim ve yasinleriyle, dualarıyla bizlere yardım eden tüm dostlarımızdan ebeden razı olsun. Allah, Devleti Âli Osman padişahlarına, bilhassa vefatının 96. sene-i devriyesi yâd etmek için toplandığımız Hamid-i Sani Hazretleri’ne rahmet eylesin.

 

Saliha Kübra Solaş yazdı

Güncelleme Tarihi: 15 Şubat 2014, 14:11
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13