Filibeli'nin yanlış bir İslam tarihi tasavvuru var

Üsküdar'da Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’yi anma toplantısı düzenlendi. Konuşmacılar Prof. Dr. İsmail Kara, Prof. Dr. Ekrem Demirli, Doç. Dr. Ali Yıldız ve Melek Paşalı idi. Ömer Faruk Deliktaş etkinlikten notlarını aktarıyor..

Filibeli'nin yanlış bir İslam tarihi tasavvuru var

Üsküdar Belediyesi, geçtiğimiz günlerde vefatının 100. yıldönümü münasebetiyle Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’yi anma toplantısı düzenledi. Salonun girişinde Şehbenderzade ile alakalı küçük bir fotoğraf sergisini de gezerek konuşmacıları dinlemek üzere salona girdik. Tek oturumluk paneli idare eden İhsan Ayal, konuşmacılar ise Prof. Dr. İsmail Kara, Prof. Dr. Ekrem Demirli, Doç. Dr. Ali Yıldız ve Melek Paşalı idi. Biz de bu vesileyle Üsküdar Belediyesi’ne, bu mühim Osmanlı münevverini vefatının 100. yıldönümünde unutmadığı için, vefakarlığını gösterdiği için teşekkür edelim.

Panelin ilk konuşmacısı olan İsmail Kara, konuşmasına Jöntürklük ve İttihadçılara değinerek başladı. Jöntürklüğün ve İttihadçılığın büyük bir havuz olduğunu ve bunun içinde âlimler, aydınlar, gazeteciler ve şeyhlerin yer aldığını ifade etti. Kendisinin çıkartmış olduğu Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi adlı eserin birinci cildi yayınlandığında herkesin kendisine merakla yönelttiği bir soru olduğunu söyledi: “İslamcılar nasıl istibdat karşıtı olur ve nasıl İttihad Terakki mensubu olur?” Bu soruya İsmail Kara, “İslamcılar, Batıcılar ve İttihadçılar gibi Jöntürktür. İttihad Terakki mensubudur. Sultan Abdülhamid muhalifidir. Fakat bu halen anlaşılabilmiş bir mevzu değildir” diyerek cevap verdi ve bunu Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi üzerinden örneklendirerek onun çok tipik bir Jöntürk olduğunu, İttihad Terakki mensubu ve Abdülhamid karşıtı olduğunu ifade etti.

Şehbenderzade aslında tenkid ve red üzerinden Dozy’i bizim içimize çekiyor

İsmail Hoca Ahmed Hilmi’nin tasavvufî fikirlerinin menbaının Fizan’da intisab ettiği Arusi tarikatından geldiğini ve İstanbul’a döndükten sonra da Sünusilik ve Kuzey Afrika’daki tarikatlar hakkında ilk sayılabilecek metinleri yazmış olduğunu ifade etti. Materyalist, pozitivist ve natüralist düşüncelere karşı geliştirdiği fikirleri ve telif ettiği reddiye eserleri olduğunu söyledikten sonra en önemli eserlerinden olan İslam Tarihi adlı eserine uzunca bir parantez açtı. Malum şu an Ötüken Yayınları'ndan Ziya Nur Bey’in hazırlayıp katkılarla genişletmiş olduğu İslam Tarihi kitabının aslında pozitivist bir kitap olduğunu ve İslam tarihini kronolojik olarak anlatmaya fırsat bulamadığını, bu iki cildin de bir giriş niteliğini taşımakta olduğunu söyledi: “Bu eserde dönemiyle irtibatlı olarak bir İslam anlayışı ortaya koymaya çalışıyor. Kitap 'İslam Tarihi' ismini taşıyor ama onu ihtiva etmiyor. Ahmed Hilmi’nin çok yanlış bir İslam tarihi tasavvuru var. İslam tarihini önemsizleştiren bir tarih anlayışına sahip. Kendi dönemi içerisinde İslam dininin nasıl anlaşılması gerektiği konusu üzerinde yoğunlaşıyor.”

İsmail Hoca bu eseri ilk okuduğunda şüpheye düşerek bunun Ahmed Hilmi Efendi’ye ait olamayacağını düşünmüş. Ve araştırmalarıyla bu metinle alakalı iyi sayılabilecek bir giriş metni yazdığını fakat Türkiye’de ilim ve fikir ortamı olmadığı için bu yazının hiç tedavüle girmediğini yakınarak ifade etti. Bu kitap aslında, bir müsteşrik olan Dozy’nin Abdullah Cevdet tarafından Türkçe’ye çevrilmiş olan İslam Tarihi kitabına bir tenkid ve reddiye olarak yazılmış. İslam ülkelerinde bu kitap çevrilmiş ve büyük bir tepkiye yol açmış. Sadece Türkçe’de Dozy’nin tarihine reddiye olarak yazılan beş müstakil kitabın olduğunu, makalelerin ise haddinin hesabının tutulamayacağını söyledi İsmail Kara. Bu kitap hakkında ilginç bir değerlendirmesi de şu oldu: “Şehbenderzade’den beklediğimiz Dozy’nin bütün kalelerini fethetmek, yazdıklarına cevap vermek iken o Dozy’nin usulünü, yaklaşımını benimseyerek hareket etmiş.”

Kara, buna ilahiyat fakültelerinden bir örnek verdi: “Güya ilahiyat fakülteleri oryantalizmi reddedecekler ama oryantalist düşüncenin bütün metodolojisini ve mantığını kabul ederek bunu yapmaya çalışıyorlar. Şehbenderzade aslında döneminin birçok aydını ve âlimi gibi tenkid ve red üzerinden Dozy’i bizim içimize çekiyor. Neyin tenkid, neyin reddiye ve neyin kabul olduğunu, neyin İslam’ın içine çekildiğini dikkatle takip etmek lazım. Kitabın tarifler ve tasnifler açısından çok büyük problemleri var. Mesela kitapta bir din tarifi var. Merhumun önümüze koyduğu din tarifinin ilahiyatla alakası yok, aslında yaptığı tarif dinin yerine geçmeyi sağlayan sosyolojinin yaptığı tariftir: 'Din iki haddin ceminden hasıl olan fikirdir. Bu iki haddin biri heyet-i içtimai (toplum) veya ferd-i beşer (insan), diğeri insanlıktan gayr-münfek bir surette (ayrılmaz bir surette) ve adeta bizzarure mülhem olan bir hakikat-ı fevka’d- tabiadır. Bu tarif-i muğlakı (kendi yaptığı tarifi muğlak görüyor. Çünkü muğlak görmesinin sebebi ifade yetersizliği değil, okuyucuların din dediği zaman karşılarında görecekleri tarif bu değil.) sade bir lisanla tercüme edersek şu hasıl olur ki; din bir insanın kendi fevkinde ve kendinin muhtaç ve muktedir olduğu bir kudreti fehm ve itiraf etmesidir.' Böyle bir din tarifi çıkmazda bir tariftir. Şehbenderzade sahası hâlâ boştur ve çalışılması gerekilen bir sahadır.”

Ahmet Hilmi’nin romanlarının haricinde yirmi kadar hikayesi varmış

Doç. Dr. Ali Yıldız ise Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’nin daha çok fikir adamı olarak görülmesinin onun edebi tarafını arka plana atmak demek olduğundan bahisle onun edebi eserlerini tanıttı bizlere. Filibeli’nin ilk edebi çalışmaları kendisinin çıkartmaya başladığı İttihad-ı İslam mecmuasında 1908 yılında tefrika edilmeye başlar. İlk romanının ismi 'Melekzade Ailesi' tamamlanamaz ve yarım kalır. Ali hoca bu eserin tamamlanmış olması halinde “Ahmet Mithat Efendi’nin Felatun Bey ve Rakım Efendi isimli meşhur romanının daha temellendirilmiş ve derinleştirilmiş hali olacaktı” diyor. İkinci romanı 1910 yılında kitap olarak yayınlanan Öksüz Turgut, 20 bölümden müteşekkildir. Ali Yıldız bu romandan uzun muhtevalı bahsettikten sonra Şehbenderzade’nin meşhur eseri Amak-ı Hayal’i tefrika etmeye başladığını söyledi: “Ahmed Hilmi Melekzade Ailesi ve Öksüz Turgut adlı roman denemelerindeki eksikliklerinden Amak-ı Hayal romanında büyük ölçüde kurtulmuş görünmektedir. Amak-ı Hayal’de iki ayrı çerçeve var. Birisi yaşadığımız dünya ile, realite ile ilgili, diğeri ise tasavvufla ilgili. Bir aydının hakikat arayışı şeklinde ifade edebileceğimiz olay örgüsü vardır.”

Ali Yıldız Hoca’dan Şehbenderzade’nin dördüncü romanı üç kitaplık İzzeddin Behmen’in, Amak-ı Hayal kadar cezbedici bir nitelik taşıdığını öğreniyoruz. Bu kitabın ilk ikisi tamamlanmış ama üçüncüsü yarım kalmıştır. Konusu da bir hayli ilginç. Bu romanın ilk kitabında Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah’ın bir arada, üç önemli şahısla yüz yüze gelmelerini işliyor. Bu üç önemli şahıs da Meşhedi isminde Mutezili bir âlim, Abdüssamed Sarkit isimli bir sufi ve İzzeddin Behmen isimli büyücü biri olarak anlatılıyor. Ahmed Hilmi’nin romanlarının haricinde yirmi kadar hikayesi varmış ki bunların bir kısmı Ervah- Hayat ismiyle, bir kısmı da Kısa Hikayeler başlığıyla yayınlanmış: “Bunların da ilgi çekici, ders verici hikayeler olduğunu ve oldukça başarılı hikayeler olduğunu söyleyebiliriz. Ahmed Hilmi Efendi’nin ikisi kitap olarak yayınlanan beş tiyatro oyunu vardır. Yayınlanan tiyatro eserlerinin isimleri İstibadadın Vahşetleri ve Vay Kız Bekçiyi Seviyor. Şiirle de meşgul olmuştur. Tasavvufi ve cemiyet hayatıyla ilgili çeşitli şiirler kaleme almıştır. Fakat edebi kimliğinin en zayıf halkasını şiirler oluşturur. Bunlar çeşitli fikirlerin yazılmasından ibarettir.”

Amak-ı Hayal’in Türk tahkiye geleneğindeki yeri

Panelin üçüncü konuşmacısı Melek Paşalı, Amak-ı Hayal’in Türk tahkiye geleneğindeki yerinden bahsetti. İlk roman denemelerimizin içerik olarak birçok boşluk ve eksikliklerle dolu olduğunu ifade etti: “Çünkü bu romanlarda karşımıza kahraman ve tip olarak çıkartılan şahısların toplumda karşılığı yoktur, ilginç bir şekilde bunlar yazarın hayalindeki insanlardır. Amak-ı Hayal, bu tür romanların, bize yabancı romanların arasında insan tanımında geçmişe sadık bir şekilde durmaktadır. Fransız edebiyatının etkisinde yönünü kaybeden tahkiyeye yeniden hedef çizme, bu tahkiyeyi geleneğe ekleme ve bunu eklerken de modern imkanlardan, dilin yeni imkanlarından yararlanma suretiyle gerçekleştirme başarısı vardır.”

Prof. Dr. Ekrem Demirli ise, kendi bakış açısından Amak-ı Hayal’in ve Filibeli’nin çok da büyütülecek birşey olmadığını; Lale devrinden sonraki zihniyeti yansıtan, anlatan bir kitap olduğunu ifade etti: “Hayat ve ölüm paradoksunun Amak-ı Hayal’de işlenilmesi çok hoştur. Kitap çatışmalar üzerinden gidiyor. Meczupluk-akıllılık çatışması, hayat ve ölüm çatışması ve kendi okuduğu ilmi kitaplar karşısında Aynalı Baba tiplemesi. Raci burada yolunu arayan bir adam.” Ekrem Hoca, Amak-ı Hayal’i “bizi kim kurtaracak” sorusunun cevabını arama mücadelesi olarak tevil etti.

Ara ara İsmail Kara, Ekrem Demirli ve oturum başkanı İhsan Ayal’ın esprileriyle daha da eğlenceli hale gelen program sona erdiğinde, bu vesilesiyle aslında Filibeli Ahmed Hilmi’nin üzerine ne kadar çok az çalışıldığını öğrendim. Hikaye kitaplarının, tiyatrolarının, şiirlerinin dahi yeni harflerle baskısı yok. Gerçekten Türk edebiyatı tarihi ve Türk tefekkür tarihine adını yazdıracak böyle şahsiyetlerin eserleriyle meşgul olmak, onları tekrar ortaya çıkartmak büyük hizmet olur herhalde. Filibeli’nin Amak-ı Hayal tasavvufi romanını okuyup bir hakikat arayışına tanık olmanız bu haberi okuduktan sonra şart olmuştur.

 

Ömer Faruk Deliktaş haber verdi

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2014, 13:33
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Muhsin Bey
Muhsin Bey - 4 yıl Önce

anma dediğimiz şey, yalnızca övmek, eleştirmemek, şakşakçılık yapmak anlamına mı geliyor?önceki iki yorumcunun taaccübüne taaccüp ediyorum.anmanın böyle de olabileceğinin güzel bir örneği filibeli etkinliği. tebrikler.

Ali
Ali - 4 yıl Önce

Bu enteresan bir anma olmuş. Adamı yerin dibine sokmuşlar resmen.

Ekrem Senai
Ekrem Senai - 4 yıl Önce

Filibeli'nin tarih anlayışının yanlışlığını eleştirmek; Filibeli'nin ve A'mak-ı Hayal'in abartılacak bir şey olmadığını söylemek nasıl bir "anmak" olmuş çözemedim.

Umman
Umman - 4 yıl Önce

Birileri herkesi yerin dibine sokuyorlar, bilmem farkında mısınız? Yerüstü bitti, yer altına başladılar:)

İlve
İlve - 2 yıl Önce

Amak-ı Hayal'in baştan sona tevhidle alakalı olduğunu anlamayan zevat kitabı eleştirmiş de o zevatın o sempozyumda ne işi varmış.

banner19

banner13