Fetva ve fıkıh zamanla birbirine karıştı

Geçtiğimiz günlerde, İLEM’de fıkıh çalışmaları üzerine bir sunum gerçekleştirildi. Dr. Pehlül Düzenli’nin yayına hazırladığı ve Klasik Yayınları’ndan çıkan “Ma’rûzât” isimli kitap, Düzenli tarafından tanıtıldı. Abdullah Said Can yazdı.

Fetva ve fıkıh zamanla birbirine karıştı

 

 

Geçtiğimiz günlerde, İLEM’de fıkıh çalışmaları üzerine bir sunum gerçekleştirildi. Dr. Pehlül Düzenli’nin yayına hazırladığı ve Klasik Yayınları’ndan çıkan “Ma’rûzât” isimli kitap, Düzenli tarafından tanıtıldı. Habere geçmeden önce konuşmacı ve eseri hakkında kısaca bilgi verelim:

Dr. Pehül Düzenli, 1992’de Mısır el-Ezher Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun olmuştur. 1995’te Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez danışmanlığındaki, “İstanbul Müftülüğü Kütüphanesi’nde Bulunan Meşihat Fetvaları” başlıklı teziyle yüksek lisansını; 2007’de Selçuk Üniversitesi’nde hazırladığı, “Osmanlı Hukukçusu Şeyhülislam Ebussuud Efendi ve Fetvaları” başlıklı teziyle de doktorasını tamamlamıştır. İstanbul Fatih Lâleli Camii İmam-Hatibi olarak göverini sürdüren Düzenli’nin, çeşitli dergilerde yayınlanmış birçok makalesi bulunmaktadır.

Osmanlı dönemi hukuk literatürünün büyük bir kısmını fetvalar, fetvaların önemli bölümünü de ma’ruzatlar oluşturmaktadır. Ma’ruzatlar, tıpkı bugün içtihadı birşeştirme kararlarında olduğu gibi, uygulamada sorun oluşturan ihtilaflı konularda sorunu çözmek için şeyhülislam tarafından, mezhep içersidneki farklı görüşlerden yapılan tercihin fetva şeklinde sunulduğu Divan’da değerlendirilmesinin ardından, padişah tarafından onaylanarak bağlayıcılık kazanan metinlerdir. Mutelif zamanlarda maddeler halinde oluşan bu metinler, zamanla derlenerek telif eser haline dönüştürülmüştür. En başta gelenlerinden bir tanesi de Şeyhülislam Ebussuûd Efendi’nin “Ma’ruzat”ıdır. Dr. Pehlül Düzenli’nin yayına hazırlaması sonucu okuyucuya sunulan eser, Ebussuûd Efendi’nin Ma’ruzat’ı hakkında bir değerlendirme sunup ilgili nüshaların karşılaştırılması sonucu ortaya çıkmıştır.

Zamanla fetva ve fıkıh birbirine karışmış

Pehlül Düzenli sözlerine, fetva ile fıkıh arasındaki ayrımı izah ederek başladı. Fıkıhın, ayet ve hadislerle beraber güncel konuları tefekkür ederek, bu konulara cevap üretme faaliyeti olduğu ifade eden Düzenli fetvaların, gündelik hayatta yaşanan bir probleme, günün şartlarına göre sonuç üretme çalışması olduğunu belirtti. Konuşmacı, Peygamber Efendimiz’in kendisine gelen sorulara, kimi zaman kendi insiyatifiyle cevap verdiğini, kimi zamansa vahyi beklediğini, ondan sonra cevap verdiğini açıklıyor. Bu anlamıyla fetva ve fıkıh birlikte yürüyen alanlardır. İslamiyetin doğuşundan itibaren bu alanlar kolkola çalışmaktadır.

Düzenli ilerleyen dönemlerde, bu iki alanın biraz iç içe girdiğini belirterek şu şekilde devam etti konuşmasına: “Mezhep âlimlerinin döneminde fıkıh ile fetva biraz iç içedir. Yani bazı âlimlerin fıkıh kitapları vardır fakat fetva kitapları yoktur. Peygamber Efendimiz’den yaklaşık ikiyüz yıl sonra ayetler, hadisler ve Müslümanların bu kaynaklardan anladıkları yorumlar bir araya getirilmiş. Bir dönem, karışıklıkların önüne geçmek için içtihad kapasının kapatılması, fetva külliyatının önüne geçemiyor. Bu tür gündelik sorulardan oluşan telif eserler tasnif edilerek fıkıh kitapları yazılıyor. Fakat bundan dolayı fetvanın ne olduğunu anlayamayan fıkıh kitapları ortaya çıkıyor.”

Dr. Pehlül Düzenli, sunumunun ilerleyen kısımlarında, yaygın olarak bilinen tarihi bir süreç ortaya koydu. Düzenli, devam eden yıllarda 750 kişi başına bir müçtehid düşen İslam toplumları yerine, koca bir devletin içersinde birkaç tane âlimin bulunduğunu belirterek, buna hızla gerçekleştirilen fetihlerin sebebiyet verdiğini söyledi. Konuşmacıya göre bundan dolayı, Peygamber dönemini kopyalamak mümkün olamıyor. Çünkü Peygamber Efendimiz döneminde ve hemen sonrasında, ulemaların birbirlerine saygıları var, oluşan ihtilafları çözmek için halife hemen konuyu sonuca bağlıyor. Geçmişte çok fazla görüş ve mezhep olmasına rağmen, bu tür durumlardan çok ciddi sorunlara sebep olmadığını görüyoruz. Ulemaların birbirlerine olan saygılarını, bilgileri sonucunda karşısısındakileri ötekileştirme yoluna gidilmediğini görüyoruz. Düzenli’ye göre bugün kaybedilen en büyük değerlenden bir tanesi de bu. Çünkü bugün, geçmişte olduğundan çok dah az fikir ayrılığı olmasına rağmen, ulema sınıfı birbirine karşı çok daha acımasız. Düzenli, başta onlar olmak üzere, fikir ayrılığına düşen herkesin, birbirlerine karşı saygılı, sağduyulu olması gerektiğini belirtiyor.

Osmanlı’nın işi fetvalarda daha zor

Osmanlı döneminde ise bu durumun daha da zor olduğunu görüyoruz. Çünkü Osmanlı’nın çok geniş topraklara yayılması ile beraber, gerekli olan âlimler yetiştirilememiş ve bu eksiklik doğrultusunda feth edilen topraklara İslamiyet’in götürülmesi, orada gerekli İslam düzeninin sağlanması sekteye uğratılmış. Konuşmacı bunların sonucunda onlarca inancın, kültürün İslam’a göre yönetilmesinin gittikçe daha da zorlaştığını ifade etti. Osmanlı tarihinde, içtihatların gerekli ölçüde yapılamaması, bir takım hususlarda mutabakata varılamaması sonucunda, bir Osmanlı Şeyhülislam’ı olan Ebussuud Efendi’nin, tarihi bir uygulaması ortaya çıkıyor.

Ebussuud Efendi, söz konusu ihtilaflı durumlarda, içtihadı birleştirme kararları gibi, meseleleri divana getiriyor, divanda görüşülen konu kanunlaştırılmak üzere, müftülerin verdiği fetvaların üzerinde bir bağlayıcılığa sahip olarak padişahın fermanı ortaya çıkıyor. Artık bu yolla oluşturulan bir ferman sonucunda, hiçbir müftü padişahın fermanına zıt bir fetva veremiyor. Dr. Pehlül Düzenli, bu tür fermanların birleştirilmesi sonucunda, bugün ulaşabildiğimiz ma’ruzat metinlerinin ortaya çıktığını belirtti. Haberin başında da ifade ettiğimiz gibi, Ebussuûd Efendi’nin “Ma’ruzat” eseri, bugün ulaşabildiğimiz en yetkin ma’ruzat metni olarak karşımıza çıkmış oluyor.        

Konuşmacı, Osmanlı’da fetva önemine binaen şunları ifade etti: “Normal fıkıh kitapları fetvaları, insanların müftülere bir meseleyi danışmaları sonucunda alınan cevaplar olarak tanımlıyor. Fakat bu tür fetvaların her hangi bir bağlayıcılığı yoktur. Mümin kişinin kişisel görüşlerine göre kabulu ya da reddi tercihe bırakılmıştır. Fakat Osmanlı’da fetvaların yeri ve konumu bu şekilde değil. Osmanlı’da iki çeşit müftünün olduğunu görüyoruz: biri medresede müderris olarak çalışan ve kendisini temsil eden müftü, diğeri ise devlet görevlisi olan resmi müftüdür. Bu tür müftüler halifeyi temsil eder ki, halifenin temsiliyeti bütün İslam ümmetini bağlamaktadır. Dolayısıyla bu tür müftülerin verdiği fetvaların bağlayıcılığı, kişisel görüşü beyan eden müftünün fetvasından çok daha farklıdır. Öyle ki, halifeyi temsil eden müftünün fetvasına uyulmadığı taktirde, müminin dinden çıkma durumu söz konusu olmaktadır.” Dr. Pehlül Düzenli, bu tür fetvalara ilişkin bir takım örnekler vererek sunumunu tamamladı.

Klasik Yayınları’ndan çıkan Ebussuûd Efendi’nin Ma’ruzat’ı, meraklısı için ilgi ile okunabilecek bir eser. İslam hukuku çalışan öğrenciler olmak üzere, birçok sosyal bilimciye tez konusu seçmede ilham kaynağı olabilir. Bir an evvel tarafınızdan kütüphanelerde yer edinmesini temenni ediyoruz.

 

Abdullah Said Can yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Ocak 2014, 15:09
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13