Eskiden kürsü vaizleri vardı!

Prof. Dr. Mahmut Kaya Hoca; Mahmut Bayram Hoca ve hocası Hüsrev Hoca’yı anlattı.

Eskiden kürsü vaizleri vardı!

 

Alvarlı Efe Hazretlerinin; “Dillerde kalmamış hidayet nûru / İslâm’ın kalmamış kalpte sürûru / Kurban olur İslâm bulsa kubûru / Lutfî, Hak söyleyen diller mi kaldı?” diye bahsettiği İslam’ın adının bile yasaklandığı dönemlerde korkusuzca İslam’ı anlatan büyüklerimizi tanıdıkça İslam’a hizmet etmenin ne demek olduğunu daha iyi anlıyoruz... İşte bu büyük zatlardan Merhum Arnavut Hüsrev Aydınlar Hocaefendi’nin talebesi merhum Mahmut Bayram Hocanın anıldığı anma toplantısının son konuşmacısı Prof. Dr. Mahmut Kaya Hoca idi...Arnavut Hüsrev Hoca

Ali Emiri Kültür Merkezindeki anma toplantısının oturum başkanlığını yapan Prof. Dr. İsmail Kara Hoca, Prof. Dr. Mahmut Kaya Hocayı şu cümlelerle sundu: “Mahmut Kaya Hocamız, Mahmut Bayram Hocamızın yakınında oturmuş ve onun ilminden istifade etmiş bir hocamızdır. Mahmut Kaya Hocamız “İlim Fatih’tedir Aksaray’a inmez” fetvasınca ömrünü Fatih’te Hırka-yı Şerif Camii civarında geçirdi. Dolasıyla hem Mahmut Bayram Hocayı hem de o civardaki diğer hocalarımızı çok yakından tanıyan ve onlardan okuyan bir hocamız, bir büyüğümüz… Kendisinden bugün merhum Mahmut Bayram Hocamızı dinleyeceğiz.”

Besmele, hamdele ve salveleyle konuşmasına başlayan Prof. Dr. Mahmut Kaya Hoca Mahmut Bayram Hoca’yı tanıyabilmek için önce onun hocası Hüsrev Hoca’yı tanımak gerektiğini ifade etti ve şöyle bir konuşma yaptı:

Eskiden kürsü vaizleri vardı

Mahmut Bayram Hocamızı ve diğer talebelerini aktif hale getiren ve birer mücahit olmalarını sağlayan zat Hüsrev Hoca idi. Ben Hüsrev Hocaya yetişemedim, vefatından iki sene sonra İstanbul’a geldim. Merhum Salih Şeref Hocamızı Fatih Camii’nin minberinin sağ tarafında gördüm. Hüsrev Hocanın okuttuğu kitapları okutuyordu. Yıllar yılı hadis ve siyer okuttu. Bu çok güzel bir gelenekti. Kürsü vaizi derlerdi bunlara… Yani bildiğimiz kürsülere çıkıp da umumi sohbet değil de özel öğrencilere ders takibi veya kitap takibi yapan hocalardı.

Hüsrev Hoca, Cumhuriyet dönemi inkılaplarından sonra inzivaya çekilmemiş, bildiklerini insanlara anlatmaya devam eden, ders okutan kabına sığmaz bir şahsiyet… Nevi şahsına münhasır bir anlayışı var… Selefi bir anlayışı var... Menkıbe Müslümanlığına pabuç bırakmayan, İslam’ı özünden anlamış ve onu anlatmaya çalışan ve bunun için mücadele veren bir insan…

Hüsrev Hoca bir okuldu

Fatih Camii’nin cemaati İslam’ı çok iyi biliyordu. Belki cami imamlarımızdan da daha iyi biliyorlardı. Çünkü Hüsrev Hocanın derslerine katılıyorlardı. Bu da gösteriyor ki yaygın eğitim bu kadar çok insana tesir edebiliyor. Onun talebeleri, Mahmut Hoca olsun, Sadık Hoca olsun, Abdulhalim Akgül Hoca olsun; bunların hepsi hocalarından devraldıkları, ihlası, o samimiyeti aynen devam ettirerek hep talebe okuttular, hep kendilerini İslam’a adadılar. Hiçbirisi sıradan birer imam olmadı. Sahabe gibi, aşk derecesinde bir imanları vardı. Kur’an’ı dolu dolu yaşadılar ve bulundukları çevrede insanlara onu doğru aktardılar, insanları yetiştirdiler, yönlendirdiler ve onlara feyiz saçtılar…

Ben Hüsrev Hocanın talebelerinden Sadık Hocayı da tanımak için Akdağmadeni’ne gittim. Orada kendisin bir “okul” olduğunu gördüm. Hani şimdilerde “ekol” diyorlar ya, hakikaten bu Hüsrev Efendi ekolü ürünlerini vermiş, her bir yana yayılmıştı.

Hüsrev Efendi cıva gibi bir insan, ele avuca sığmaz, onun tek bir düşüncesi var; İslam’a hizmet etmek, Müslüman toplumu bulunduğu durumdan daha iyi bir konuma getirmek. Daha bilgili, daha aktif ve İslam’ı aile hayatında ve toplum hayatında yaşanması için gayret gösteren bir nesil yetiştirmek... Arapça bir atasözünde: “Kişilerin samimiyeti ve gayreti dağları yerinden söker” denilir. Büyük olumsuzlukların yaşandığı o dönemde gece gündüz talebe okuttular.

Dünyanın kıçına tekmeyi vurmuştuMahmut Bayram

Mahmut Hoca sırdan bir insan değildi. “Benim” diyen allamenin yapamayacağı o kadar çok şey başarmıştı ki… Fevkalade mütevazı idi… Dünyanın kıçına tekmeyi vurmuştu, hiç umurunda değildi. Tek hedefi vardı. Sahabe-i Güzin Efendilerimiz tarzında kendisini İslam’a adamış nesiller yetiştirmekti.

Günün her saatinde ya okur ya okutulurlardı

Hutbeleri birer formaliteyi yerine getirme kabilinden birer hutbe değildi. Hutbelere özel hazırlanırdı. Nasıl olsa “ne söylesem bunlar dinler” diye düşünmezdi. Çok önem verirdi. Ve hutbe esnasında cemaatini hep uyanık tutardı. Talebelerinin ve dostlarının evlerinde yaz kış kitap okurdu. Nurul İzah, Sünen-i Tırmızi, Ali Nasıf’ın telif ettiği hadis külliyatını okutur, İmam-ı Nevevi Riyazus Salihin’i okuturdu. Senlerce devam ederdi.

Ayrıca üniversiteye giden gençlerle de sohbet halkaları olurdu. Toplumsal gelişmeleri, dünyanın gidişatını, İslam’ın meselelerini tartışırlardı. Hem verir hem onlardan alırdı.

Fedakârlığı dillere destandı

Mahmut Bayram Hocanın fedakârlığı dillere destandı. Bununla ilgili bir anımı anlatmak istiyorum. Gençliğimde Fatih’te bir mescitte imam oldum. O zamanlar o civar bahçelerle doluydu. Bahçelerde çalışanlar için bir bağ mescidi olarak yapılmış bir yerdi. Suyu yok, tuvaleti yok, öyle bir yere beni imam tayin etmişlerdi. Orada göreve başladım. Su getirdik bir yerden, tuvaletini yaptık, bir de benim kalmam için iki göz bir yer yaptık. Ama ne altının ne üstünün tahtası vardı, üstü açık öylece kalmıştı. Mahmut Bayram Hocam; “Adaşım nasılsın, bir ihtiyacın var mı?” diye hep sorardı. Durumu ona anlattım; “böyle böyle çatım yok” dedim.

Ertesi gün sabah namazından sonra bir baktım Hoca sırtında tahtalarla yanımıza geldi. “Diğer tahtalar da at arabasıyla geliyor” dedi. Arabadan arta kalanları sırtına yüklenmiş, Aksaray’dan buraya kadar sırtında getirmişti. Gözlerim yaşardı. O iman aşk derecesinde olmazsa bu yapılmaz, bu sıradan bir insanın yapabileceği bir şey değil.

İslam bir sistem olarak yaşanmalı

Mahmut Bayram Hocanın çok özel fikirleri vardı. İslam’dan asla taviz vermezdi. Biliyorsunuz bir halk Müslümanlığı var; daha çok menkıbeye dayanır. Ne yapsın onun seviyesi o kadar, anlatılan şey bir menkıbe şeklinde olursa, kerametlerle süslenirse ona kulak veriyor. Yoksa İslam’ın bütün boyutlarıyla, bir sistem halinde yaşanmasına talip değil. O kerametler o menkıbeler ona yetiyor. Ama mesele o değil ki… İslam bir sistem olarak yaşanırsa bir anlam ifade eder. Ferdi İslam da olur eyvallah ama İslam’da toplum fertten önemlidir. Çünkü ferdi yetiştirecek ve onu koruyacak olan onun yapısıdır. Hocam sistem konusundaki düşüncelerini benimle paylaşırdı. Bana “Bu konuları kimselere anlatamıyorum, bu konuları konuşacak çok az kimseler var. Bunları cemaate anlatsam cenazem ortada kalır, kimse cenazemi kılmaz” derdi. Gerçekten de o dönemde halkın kafasına şu veya bu şekilde yerleştirilmiş bidat ve hurafeleri eleştirdiğiniz zaman size mülhit gözüyle bakarlardı.

Müftüler birer bürokrat gibi hareket ediyor

Bugün Türkiye’de Müftü, imam, vaiz, ilahiyat hocası, din öğretmeni; bunlar yüz bini geçti. O müftü efendiler, o imamlar, hepsi Mahmut Bayram Hoca gibi olsalar yemin ediyorum Türkiye’de çok önemli mesafeler kat ederiz. Maalesef müftü efendilerin birçoğu kendilerini bir bürokrat gibi görüyorlar. Bir daire amiri gibi… İmamlarla ve müezzinlerle son derece mesafeli, krantuvalet giyiniyor, sakal filan yok zaten, bazılarında bıyık bile yok! Sonra nesin? Müftü efendi… Ne fetva soran var ne fetva veren var; neyin müftüsü…

Hâlbuki böyle olmaz. Müftüler bulundukları yerde birer hoca efendi olmalı, imamlarla kaynaşmalı, onlarla işbirliği yapmalı, toplumu kucaklamalı, bulundukları yerde iman nazarından toplumu bir yerden alıp belli bir seviyeye getirmeli. Mahmut Hocamızın yöntemeleri uygulanırsa çok önemli bir ilerleme kaydedilir.

 

Aydın Başar haber verdi

Güncelleme Tarihi: 17 Mart 2012, 00:49
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
M.Hüsrev Şeref
M.Hüsrev Şeref - 7 yıl Önce

Prof.Dr. Mahmut Kaya'nın bu konuşmasında "Eskiden kürsü vaizleri vardı" başlığı altında geçen Fatih Camiinde Minberin sağ tarafında Hüsrev Hocanın derslerini devam ettiren zat Mahmut Bayram hoca değil, Salih Şeref hocadır. Yazılı metin kalıcı olduğundan düzeltmek istedim. Mezkür konuşmanın tamamını sesli ve görüntülü olarak www.ensar.tv sitesinden izleyebilirsiniz.

Serpico
Serpico - 2 yıl Önce

Bu mübarek insanlar aramızdan göz göre gittiler ve bizi bir başımıza, herkesin küçük dağları yarattığı bir cehennemde bıraktılar.Nefeslerine, sarıklarının ve sakallarının heybetine muhtacız, çok muhtacız.

banner19

banner13