Eser kötü değil, biz insanlarda akort yok

“İhvan-ı Safa’da Müzik Düşüncesi” adlı önemli bir kitabı olan Yalçın Çetinkaya, geçtiğimiz günlerde BİSAV’da ‘Müzik ve Hafıza’ başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi..

Eser kötü değil, biz insanlarda akort yok

 

“İhvan-ı Safa’da Müzik Düşüncesi” adlı önemli bir kitabı olan Yalçın Çetinkaya, Bilim ve Sanat Vakfı (BİSAV)’da 27 Nisan’da ‘Müzik ve Hafıza’ başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi. Söze kendisini tanıtarak başlayan Yard. Doç. Dr. Yalçın Çetinkaya, öğretmen lisesinde okuduğunu,  sonra sırası ile ilahiyatta yüksek lisans, İTÜ’de ve Mimar Sinan’da müzik ve sosyoloji alanında paralel doktora yaptığını belirtti. Öğretmen lisesinde tek kazancının mandolin eğitimi ile Batı müziğine aşinalık olduğunu belirten Yalçın Çetinkaya, klasik gitarın ardından kanun ile de Türk müziği eğitimine başlamış.

“Müzik ve hafıza” başlıklı söyleşisine beynin işlevlerini analiz ederek başlayan Çetinkaya, beynin sol lobunun hafıza ile sağ lobunun ise kabiliyetle ilgili olduğunu söyledikten sonra bir müzisyende her iki lobun da gelişmiş olduğunu söyleyip ardından ünlü müzik adamı Ravi Shankar’ın kızı ile talim yaptıkları kısa bir konser kaydını izletti.

Videoda geçen talimi örnek vererek Doğudaki müzik sistemini anlatmaya başlayan Yalçın Bey, hafıza melekesini harekete geçirebilirlik adına kadim kültürlerde notanın müzikten sonra geldiğini söyledi. Özellikle Osmanlı’da 20. yüzyıla kadar doğru düzgün nota kullanımına rastlanmadığını ifade eden Çetinkaya’ya göre.  Osmanlı meşk sisteminde ritim duygusunu geliştirmek üzere dervişlere öncelikle usul öğretilirdi. Bu noktada Türk müziğinde 500-600 civarı makam bulunması ile Hint müziğinde 400 raga bulunmasını karşılaştıran konuşmacı, ilginç bir noktaya da dikkat çekti. Raga’lar insan ruhunun hallerinin birer karşılığı olarak ifade edilmekte idi ve bizde ‘makam’ın teknik tanımı da ‘inici, çıkıcı seyirli’ olarak addediliyordu.Yalçın Çetinkaya

Müziğin ölümsüzlüğü ‘en güzele’ yazılmasına dayanır

Ritim olmadan müziğin olamayacağını, hafızaya yerleşmeyeceğini ifade eden Yalçın Çetinkaya, hafıza gerektiren müzik eğitimini konuşurken de asıl dikkat edilmesi gerekenin müziğin başlı başına günümüz deyimi ile bir ‘bellek’ olduğu bilgisi olduğunu söyledi. Müzik tabi ki insan hafızasını geliştirici bir unsur fakat asıl itibari ile müzik, geçmişi kaydeden bir tür kayıt cihazı işlevine de sahip. Farabi musikiyi yani müziği yüksek ilimler arasında zikreder. Müziğe bu değeri verir çünkü müziğin ritim özelliği ve insan hafızasını besleyişi birbirine bağlıdır ve ezber yapabilme kabiliyeti kesinlikle müzikten ayrı değildir.

Fiziksel hafızanın yanı sıra notaya kaydedilmeden kurumsal hafıza sayesinde günümüze aktarılan eserlerin de mevlevihane, cami ve dergâhlar sayesinde kalıcı olduğundan bahsetti Çetinkaya. “Meşk sistemi ve onun ahlakı hâkim olmasa idi 500 yıllık eserlerin günümüze ulaşmış olması mucizesi gerçekleşmezdi” dedi ve bu eserlerle can bulan müziğin ölümsüzlüğünü ‘en güzele’ yazılmasına dayandırdı.

Konuşmasına kâinatın ritminden bahsederek devam eden Yalçın Çetinkaya, müzisyenin doğadan kopuk olamayacağını söyledi. Buna göre kâinat ritim üzerine kuruludur ve melodi arkasından gelir. Ritim üzerine kurulu kâinata melodiyi giydiren insanoğludur ve melodiyi ayakta tutan ise ritimdir. Hermes’e göre Allah dünyada çok güzel kompozisyonlar oluşturmuş ve insanoğlu bu kompozisyondaki enstrümanlardan biri fakat bizim akortsuz oluşumuz eserin kötü olduğu anlamına gelmez.

Dengesi bozulan ritim, fıtratı bozulan hayat tekrar nasıl rayına oturtulmalı?

Yalçın ÇetinkayaSon tahlilde, eşyanın doğasına aykırı olup, her enstrüman için kullanılan ‘sol anahtarı’ kavramını dile getiren Yalçın Bey,  yatay meşk sisteminde bir eserin dikey Batı müziği ve nota sisteminde icra edilmeye kalkışıldığında düzene aykırı olarak tanımlandığını belirtti. İnsan ruhu ile modern olmayan makamı ve ragaları özdeşleştirip, usul ve düzenlerde sorun çıkınca yani fıtrat bozulunca ritmin bozulduğunu ve psikolojik rahatsızlıklara sebep olacağını vurgulayan konuşmacı, günlük hayatımızdaki ritim bozukluklarına daha dikkatle bakmamızı salık verdi ve ritmin sekteye uğraması ile unutkanlıkların baş gösterdiğini belirtti.

Modern belalardan kurtulmanın ise ancak emaneti ehline vermek ile olabileceğini söyleyerek, belli bir ahlak sistemine bağlı olmayan kişinin, bilgisinin merkezine Allah’ı koymayan kişinin müzisyen olamayacağını dile getirdi. İlahi bilgiyi yaymak için tekrar öze dönmenin gerekliliğini de vurgularken, bunu ancak frekans kavramının karşısına usulü, ritim ile beraber koyarak başarabileceğimizi ifade etti. Çünkü frekans, hafızayı güçlendirebilir belki fakat tek başına akılda tutmayı sağlamaz. Usuller basitten mürekkebe gider ve insan hafızasına ‘akılda kalıcılık’ özelliği ile daha uygundur.

 

Fatma Betül Demirel haber verdi

Güncelleme Tarihi: 30 Nisan 2013, 16:33
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13