banner17

Es Sabuni İstanbul'daydı!

Muhammed Ali es-Sabuni hocanın konferansı oldukça feyizliydi..

Es Sabuni İstanbul'daydı!
 
 
 
 
 
 

Kıymetli müfessir Muhammed Ali es-Sabuni hocanın Türkiye’de olduğundan ve bir konferans vereceğinden bahsetmiştim hatırlarsanız. Allah’a şükür ki bu konferansa katılma fırsatını buldum ve programda neler olduğunu –anahatlarıyla da olsa- burada anlatmaya karar verdim.  

Darul HikmeTilavet-i Kur’an 

Konferansın olduğu salona girdiğimde pek kalabalık yoktu etrafta. Erdal Kurgan ağabeyi gördüm hemen ve yanına oturdum. Konuşmadan önce Talha Hakan hoca günün anlam ve önemini belirtti. Bundan sonra Mahmud Yurdakul hoca Kur’an-ı Kerim tilavetiyle kulaklarımızı şereflendirdi. Kur’an tilaveti sırasında Muhammed Ali es-Sabuni hoca salona teşrif etti. Tilavetten sonra Fatih Kaya hoca, kısa bir takdimde bulundu. Bu takdimle birlikte, Sabuni hocanın miladi 1930 yılında Halep’te doğduğunu, kışları Mekke’de, yazları ise Yalova’da geçirdiğini öğrendik.  

Muhammed Es Sabuni
(+)

Anlık tercüme 

Takdimin ardından saat yaklaşık olarak 13:39’u göterdiğinde Muhammed Ali es-Sabuni hoca kürsüdeydi. Sabuni hocanın sağında Talha Hakan Alp hoca, solunda ise Fatih Kaya hoca vardı. Sabuni hoca, Arapça konuşurken Talha hoca anlık tercümeler yapıyordu. Bu arada Emin Saraç hoca ve cehaletimden ötürü isimlerini bilmediğim birçok hocamız salonda yerlerini almıştı.  

İman ve davet 

Sabuni hoca, “inşaallah cennette herkes aynı dili konuşacak ve orada tercümeye gerek olmayacak.” diyerek başladı sözlerine. Ve şükretti Allah’a bizi İslam nimetiyle lütuflandırdığı için. Doğrusu Allah’ın lütfu olmasa biz Müslüman olamazdık. Yine Allah’ın lütfu olmasa insanlardan bir tek kişi bile Cennet’e giremezdi. “Kim cehennemden uzaklaştırılır cennete sokulursa o kurtuluşa ermiştir” ve “Dünya hayatı ancak bir aldanış yurdudur” mealindeki ayetleri de okudu hoca. Bundan sonra ise iman nimetinin büyüklüğünü anlattı. Öyle ki, dünyadayken günaha ve ma’siyete batmış olanlar cehenneme girerler.

Ancak bu cehennem ehlinden iman etmiş olanlar bir süre sonra oradan çıkarılıp cennete girecekler. İşte bu durum kafirlerin hasretini ve kederini arttıracak. Böyle bir manzarayı tasvir ettikten sonra Sabuni hoca bizim görevimizin ne olduğunu da söyledi: davet. İnsanları davet etmeliyiz. Öncelikle de en yakınımızdaki insanları ve ehlimizi. İslam’dan başka dinin kabul edilmeyeceği ahiret yurdunda hüsrana uğramamaları için davet etmeliyiz en sevdiklerimizi, bu mecazi hayatta.  

Muhammed es Sabuni
(+)

Cennet’in anahtarı 

Bu noktada bir hadis-i şerif rivayet ediyor kıymetli hocamız. Hadis şöyle: “Emir ve yasaklarımı kabul etmeyip onlardan yüz çevirenlerden başka, ümmetimin hepsi cennete girecektir. Sahâbe: Ey Allah’ın elçisi! Emir ve yasaklarını kabul etmeyen kim olabilir? dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: Bana itaat eden cennete girer, emir ve yasaklarımı kabul etmeyip bana isyan eden de benden yüz çevirmiş demektir, buyurdu.” Sabuni hoca bu rivayeti naklettikten sonra dedi ki: “Cennetin anahtarı kelime-i şehadettir ve o anahtarın dişleri de Salih ameldir, bol bol Salih amel işleyiniz.” Burada salavat-i şerifeyi de bol bol okumamız ricasında bulundu hocamız ve salavat getirmenin Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in derecesini değil bizim derecemizi yükselttiğini söyledi.  

Kişi sevdiğiyle beraberdir 

Es-Sabuni hocanın zikrettiği bir başka rivayet ise –ben de dahil olmak üzere- birçok günahkarı sevindirecek nitelikteydi. Ashab-ı kiram’dan bir zat Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’e soruyor; Ya Rasulallah kıyamet ne zaman kopacak? El cevab: Kıyamet için ne hazırladın. Sahabi: Kıyamet için fazla namaz ve oruç hazırlayamadım, fakat ben Allah’ı ve Rasulunü seviyorum. Ve işte tüm mücrim Müslümanları sevindiren cevap: “Kişi sevdiğiyle beraberdir, sen de sevdiğinle beraber olacaksın.” Biliyoruz ki bu rivayette soruyu soran sahabi bir günahkar değildi bizler gibi. Eminim ki, o da zühd ve takvayı hayatında yoğun bir şekilde yaşıyordu, ama muhtemelen bunları yeterli görmüyordu. Biz ise yıkık dökük ibadetlerimizi çok görüyoruz. Evet, Allah Rasulu sallallahu aleyhi vesellem, “kişi sevdiğiyle beraberdir” diyerek müjde veriyor bize. Bu yüzden biz de  

Bim-i düzah, nar-ı gam salmış dil-i suzanıma 
Var ümidim ebr-i ihsanın sepe ol nare su 

Diyen Fuzuli gibi daima ümitvar olabiliriz.  

Sünnete ittiba 

Hocamız konuşmasının devamında Sünnete itaat etmenin önemini bildiren bazı ayetler okuyor, mealleri şöyle:” Allah'a ve Resul'e kim itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar?”, “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.”.Burada sünnete ittibanın öneminden bahsediyor ve konu yine davete, yani irşada geliyor. Bir hadis-i şerif zikrediliyor yine: “Senin elinle bir insanın hidâyete gelmesi, dünyanın içindeki her şeye sahib olmaktan senin için daha hayırlıdır.”  

Namazın terki 

Muhammed Ali es-Sabuni hocamız, daha birçok şeyden bahsetti. Bu arada sık sık kaliteli esprilerle yüzlerde tatlı birer tebessüm oluşturmayı da ihmal etmedi. Konuşmanın bitimine yakın namazın önemini vurguladı. “Namazı terk edenin dini yoktur” hadisini okudu.  
 

Osmanlı paşasının anısı 

Yine konuşmanın sonuna doğru konferans salonunu sıcaklığından ötürü Mekke’ye benzetti ve nükte dolu bir olay anlattı. Vaktinde bir Osmanlı paşası bir vazife için Mekke’de uzun süre kalmış. Bu uzun soluklu ikametten sonra memleketine döndüğünde sormuşlar “Ya hu Mekke nasıldı?” diye. O da “çok sıcak, öyle ki yılın 13 ayı sıcaktır” demiş. Yine sormuşlar, yılın 13 ayı nasıl oluyor?. Ve bomba cevap: “Ramazan ayı 2 ay kadar uzun oluyor da o yüzden öyle dedim”  
 

Arapça bilmek 

Tabii ki hocamız konuşurken sık sık Talha Hakan hoca araya giriyor ve Türkçe’ye çeviriyordu hocamızın konuşmasını. Sabuni hoca bununla ilgili de bir nükte yaparak “Arapçayı öğrenin de böyle tercümeye gerek kalmasın” dedi. Aslında Arapça bilenler de salonun büyük kısmını oluşturuyordu. Bense Arapça bilmeyen azınlık içindeydim ve hoca bir espri yaptığında salonda oluşan gülme sesleri karşısında bir eziklik hissediyordum. Herkes esprinin kalitesini anlayıp gülerken gülememek ne kötüydü öyle?  

Kıyamet alametleri 

Muhammed Ali es-Sabuni hoca konuşmasını bitirdiğinde Fatih Kaya hoca aldı mikrofonu. Genel hatlarıyla Dar’ül Hikme’nin yaptığı çalışmalardan bahsetti ve bir de güzel bir haber verdi bize. İnşaallah  Mart ayı itibariyle Rıhle’nin yeni sayısı çıkmış olacak. Derginin konusu da Kıyamet Alametleri olarak belirlenmiş.  

El öpmek 

Program bitmişti ve herkes ayağa kalktı gideceği menzile ulaşmak için. Bu arada ben de Muhammed Ali es-Sabuni ve Emin Saraç hocaların ellerini öpme şerefine nail olduğum için seviniyordum. İnşaallah Dar’ül Hikme’nin bu kaliteli ve kıymetli faaliyetleri devam edecek. Dualarımız ve desteğimiz bu güzel işlerde katkısı bulunan tüm hocalarımızla beraberdir.  
 

 

Melih Koşucu, katıldı, feyiz buldu 

Güncelleme Tarihi: 24 Şubat 2010, 11:07
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20