banner17

Ermeniler niye Alparslan'ı sever?

Ahmet kardeşimiz ülkücü gelenekten geliyor. Şu an Ürdün'de Araplara Türkçe öğretiyor. Arapları seviyordu, buna Ermenileri de eklemiş!

Ermeniler niye Alparslan'ı sever?

Askerdeyken “badi”m olan Alparslan’a kadar Ermeniler hakkında önyargılarım vardı benim de her Türk genci gibi… Annesi Ermeniymiş, babası Türk…  Babadan anadan gerçek bir İstanbullu olan Alparslan, babası  öldükten sonra ailesinin sorumluluğunu almış üstüne. Sormuştum ilk tanışmamızda merakla: “Malazgirt Savaşının kahramanı büyük Türk komutanı Alparslan adını herhalde baban koymuştur?” Verdiği cevap beni hem şaşırtmış hem de utandırmıştı: “Hayır annem koymuş!” “Annen mi!? Annen neden koysun ki?” “Çünkü Malazgirt’te savaşan Alparslan’ın ordusunda Ermeni birlikler de varmış. Neden biliyor musun?” “Bilmiyorum” diyemediğim için susmakla yetinmiştim.  Devam etmişti: “Çünkü Roma İmparatorluğu o dönemlerde Ermenilere zulüm ederken Alparslan onlara yardım etmiş, onları Romalılara karşı korumuş ve onlara yiyecek temin etmiş. Bu sebeple de Anadolu’daki Ermeniler Alparslan’ın ordusuna katılmışlar.”Türk ve Ermeni bayrakları

‘Facia’ dedi diye bayram havası estirdik

O zamanlarda buna pek inanmamıştım. “Rivayettir ne de olsa!” diye üzerinde durmamıştım. Ama yıllar sonra “Alparslan ve Dönemi” ile ilgili bir roman denemesine girişince yaptığım araştırmalarımda aynı gerçekle bir kez daha karşılaşmıştım hayretle, doğruydu tüm söyledikleri…

Sonra bu 1915’te olanlar her yıl temcit pilavı gibi gündeme geldi ülkemizde. Kimi emperyalist ülkeler bizi her yıl korkuttular; “Bak kabul ederiz bu soykırımı heeee!” diye… Veya yok işte “Falanca lider ‘soykırım’ ifadesini kullanmadı, onun yerine ‘facia’ dedi” diye neredeyse tüm yurtta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ve dış temsilciliklerde milli bayram havası estirdik. Bir ara kirli ve karanlık eller Hrant Abimize uzandı ve maalesef başardılar da ve birden hepimiz Ermeni olduk.

Sonra babamdan duydum ki bizim köyümüzde bile (Bu “bile” ifadesi yani Anadolu’nun her yerinde anlamındadır) eskiden bir iki tane Ermeni “usta” varmış. Ve insanlar çocuklarını bu ustalara çırak vermek için yarışırlarmış. Çünkü Ermeni ustalar hem işlerini iyi yapan hem de verdikleri sözleri tutan insanlarmış. Yani bizim eski Ahi geleneğindeki gibi… (Belki de o dönemlerde Ermeni esnaflar da Ahi idiler, kim bilir…)

Sonra Konya-Ereğli’de bir arkadaşımın vasıtasıyla tanıştığım, kardeş gibi sevdiğim Murat’ın da annesinin Ermeni olduğunu çok sonra öğrenince (Çünkü Türkiye’de insan arkadaşının annesinin başka bir milletten olabileceğini pek düşünmüyor.) Ermenilerin kişilik ve davranış olarak müspet kişiler olduğuna inanmaya başladım.

Türk standında beni döverler

Sonra Ürdün’de üniversitenin bir etkinliğinde yaşadığım olay beni etkilemişti: Üniversitede her ülkeden öğrenci var ve bu öğrenciler bir festival gibi ülkelerini tanıtan stantlar açıyorlar belli dönemlerde… Bu kapsamda biz de diğer ülkeler gibi sergilerimizi açtık, Ermenistan standı da vardı. Ben her standı gezdim ve normal olarak o standı da görmek istedim. Gittim, selam verdim. Gülümseyerek aldılar selamımı ama Türk olduğumu söylediğimde biraz suratları ekşidi. Yılmadım, gezdim stantlarını, sonra dedim ki: “Sizlerle fotoğraf çektirmek istiyorum, mümkün mü?” Bu beklenmedik teklif karşısında şaşırdılar. “Tabii” dediler. “Ama” dedim “Bayrağınızın yanında…” Memnuniyetle kabul ettiler. Sonra onları davet ettim bizim standa… Kabul etmediler. “Neden gelmiyorsunuz?” dediğimde şakayla karışık korktuklarını ifade eden bir cümle söylediler: “Bizi orada döverler.” Güldüm: “Saçmalamayın” dedim, “Olur mu hiç öyle şey! Haydi gelin…” İçlerinden bir tanesi ikna oldu veya beni kırmamak için kabul etti. Birlikte bizim standın olduğu yere doğru giderken tekrar sordu: “Eminsiniz değil mi, bir şey olmaz?” “Şaka mı yapıyorsun? Hem yanında ben varım.” dedim. Bizim standa doğru giderken “Türkçe biliyor musun?” dedim Türkçe olarak… “Biraz” dedi, “Nasılsın? Hoş geldin, çok güzel, seni seviyorum…” “Ben de seni seviyorum, bu yeter.” dedim gülüştük.

Birlikte bizim standı ziyaret ettiğimiz arkadaş montlu olan
(+)

Standa geldiğimizde stresi geçmişti. Stanttaki arkadaşlara tanıttım. Sonra gezdik beraber. Her şey çok ilgisini çekti, hatta birçoğunun kendileriyle aynı olduğunu söyledi. Ben de, “Ta Selçuklulardan beri yani bin yıldan fazladır beraber yaşadığımızı ve kültürümüzün kaynaştığını, çok da fark kalmadığını” söyledim. Atalarının Malatyalı olduğunu söyledi. Malatya haritası istedi. Ben de seve seve verdim.

Sonra giderken “Gel” dedim, “Bir fotoğraf da Türk bayrağının yanında çektirelim?”  Gülümsedi. “Sonra lütfen” dedi. Ama arkadaşlarından çekindiğine eminim. Zaten benim davetimi kabul edip standa gelmekle onların gözünde hain damgası yemişti büyük ihtimalle. Kartımı verdim ve ne zaman isterse görüşebileceğimizi söyledim.

‘Kahramanmaraş’ dedi aynen

İkinci anım da Ürdün’de UNESCO’nun desteklediği festivalden: Festival kapsamında ülkeler halk dansları gösterileri yapacaktı. Ermeni grubun ve seyircilerinin yanına oturttum bizimkileri… “Hocam sakata gelmeyelim, bir şey olmasın!” dediler ama ben “Gelin” dedim ve önce onların grup sorumlusu olan hocaya yöneldim. Biraz tedirgin oldular biz topluca oraya doğru yönelince… “Merhaba” dedim. Kendimi ve ekibi tanıttım. “Türkiye’den…” dedim. O da kendini ve ekibini tanıttı. “Biz de Ermeni’yiz” dedi biraz çekinerek... Ve telaşla ekledi: “Ermenistanlı değiliz. Ürdünlüyüz, burada yaşıyoruz.” Ben de, “Biliyorum ve biz de yanınızda oturmak istiyoruz, mümkün mü?” dedim. Şaşkınlıkla, “Tabii ki buyurun” dedi. Onunla da kısa bir sohbet yapınca ailesinin aslen Kahramanmaraşlı (aynen böyle dedi, Maraş demedi yani) olduğunu, “Büyük Göç”te buralara geldiklerini söyledi. “1915’te mi?” dedim. “Evet” dedi. Bu “evet”i Türkçe söyleyince başka bildiği kelime var mı diye sordum Türkçe’de? Birkaç kelime daha ekledi, sonra, “Annem babam Türkçe konuşurlardı ama biz öğrenmedik.” dedi. “Anlıyorum” dedim. Yan yana oturan Türk ve Ermeni seyirciler ve ekip bu arada birbirine olan önyargılı soğukluğu aşmıştı. Arada birbirleriyle sohbet bile ediyorlardı. Ve o gece Ermeni ve Türk bayrakları yan yana sallandı.

Sol çaprazda Ermenistan bayrağı
(+)

Sonra yine burada bir başka gün fotoğraf makinesi almak için girdiğimiz bir dükkândaki satıcı, bizim Türkçe konuştuğumuzu görünce Türkçe konuşmaya başlamıştı. Hem de ne akıcı bir Türkçe… Bize de çok yardımcı olmuştu. Sormuştum “Türkçe’yi nerede öğrendiniz?” diye. O da azıcık tedirginlikle, “Öğrendik işte bir yerlerde” demişti. O zaman aklıma gelmişti bu adam da Ermeni olabilir diye… Adam, satın aldığımız makine için bize hediye edeceği kabı almak için içeri gittiğinde duvardaki bir levha dikkatimi çekmişti. Diploma veya vergi levhası gibi bir şeydi. Arap harfleriyle yazılmış ismine baktım. Adını şimdi unuttum ama soyadı “Markaryan”dı. Çıkarken çok teşekkür ettim, “Yine bekleriz efendim” dedi. Her nedense gizlemek istedi Ermeni oluşunu, ben de saygı duydum ses etmedim. Ama bir ara gidip uzun uzun konuşmak istiyorum.

Daha sonra ben ve arkadaşlarım buna benzer birkaç olay daha yaşadık. Hepsinde de olumlu izlenimler edindik.

Birçok Türk’ten daha çok Türk bir Ermeni kızı

Ürdün’e ilk geldiğimde, Osmanlı zamanında Adana ve Hatay’dan Halep’e ve oradan da Ürdün’e göç eden Ermeniler olduğunu duymuştum. Bu ailelerin Türkçe bildikleri ve hatta çocuklarının da yıllarca “Ermenice konuşuyoruz” zannıyla Türkçe konuştukları söylenmişti bir arkadaşım tarafından.

Cristy'nin odasındaki Türk bayrağı
 

Christy’nin adını da o zamanlarda duymuştum. Annesi Ermeni, babası Arap olan Yağmur (Kendisi bu ismi kullanıyor Türkçe olarak) Türkiye, Türkçe ve Türklerle ilgili her şeye aşk derecesinde hayran… Zaten bu sebeple Türk Kültür Merkezi’nde Türkçe öğrenmiş. Öyle güzel Türkçe konuşuyor ki -hem de şivesiz, daha doğrusu resmî şivemiz olan İstanbul şivesiyle- Türkiye’de Türkçe konuşarak gezse kimse yabancı sanmaz onu… Hatta bir arkadaşımızın doğum gününde tanışmıştık, ben onu önce Türk sanmıştım. (Şimdi ise sanmıyorum; birçoğumuzdan daha Türk olduğuna emin oldum.)

Bir akşam beni evlerine davet etme inceliği gösterdiklerinde düşünmeden kabul ettim. Özellikle annesi Seta Hanım’ın Chrsty’e desteğini duymuştum. Çünkü anne tarafından bazı kişiler, “Senin bu kızın Türkleri severek bizi âleme rezil ediyor” Chrsty’nin facebookta paylaştığı fotodediklerinde kızından yana olmuş. Chrsty de inadına Türk bayraklı bir foto çektirip ‘facebook’ta yayınlamış.

Eve geldik. Babası Halit Bey açtı kapıyı, buyur etti. Arapça “hoş geldiniz, hoş bulduk”tan sonra Seta Hanım da geldi içeri. Ve o tatlı şivesiyle Türkçe “Hoş geldiniz, nasılsınız?” dedi. Ben de “Hoş bulduk efendim, siz nasılsınız?” dedim. Konuştuk ettik, Arapça, Türkçe, İngilizce (Keşke Ermenice de konuşulsaydı)… Sonra Seta Hanım kendi elleriyle (hizmetlileri olmasına rağmen) bana özel sade kahve pişirip ikram etti.

Chrsty’inin odası evlerinin Türk elçiliği gibi… Türk bayrağı, Türkiye posterleri… Türkçe şarkılar dinliyor hep. Hatta babası Halit Bey şaka yollu diyor ki: “ ‘Türkçe konuşmayan giremez’ diye yazacak kapıya neredeyse…”

Kızı Türkçe soruyor, annesi Ermenice cevap veriyor

Chrsty Horani ve arkadaşı Revan Nesrevan, cüzdana kadar Türkiye…
(+)

Sonra “Bize de zorla Türkçe öğretiyor.” diyor memnun bir gülüşle… “Yüksek lisansını Türkiye’de yapsın inşallah” diyor. Chrsty ise, “Yetmez, Türk vatandaşı da olmak istiyorum.” diyor. Zaten kendisi de arkadaşları da sık sık Türkiye’ye gidiyorlar.

Halit Bey’in tarafı Arap olduğu için sorun yokmuş. Yani Arapların Türklere muhabbeti zaten bilinen bir şey artık… Ama anne tarafı bu sevgiye sitem ediyorlarmış. Zaten yolda sokakta Chrsty Türkçe konuşuyormuş, annesi Ermenice cevap veriyormuş. Yani annesi Seta Hanım da biliyor biraz Türkçe… Hatta bir dükkânda iki dili de bilen birisi, “Siz ne yapıyorsunuz böyle Allah aşkına!” demiş kahkaha atarak…

Laf dönüp dolaşıp Osmanlı’ya geliyor. “Osmanlı sadece Türkler değil ki” diyorum. “Araplar, Ermeniler, Kürtler, Yahudiler… Bu milletler de Osmanlı’ydı.” diyorum. Hak veriyorlar. 1915 olayları ile ilgili ise Halit Bey, Seta Hanım’ın akrabalarından biri kendilerine ziyarete geldiklerinde, “Soykırım falan değil, adam gibi durmamışsınız, Osmanlı da sizi sürgüne yollamış, yolda salgın hastalıktan ölmüşsünüz.” demiş.

Horani Ailesi; Seta Hanım, Zed, Chrsty ve Halit Bey
(+)

Seta Hanım, Halit Bey, Chrsty ve kardeşi Zed’in ortaklaşa dedikleri, “Türklerin, Arapların, Ermenilerin hep beraber kardeşçe yüzyıllarca yaşadığı, İngiliz oyunları sebebiyle bu ayrılık tohumlarının yeşerdiği ama artık inşallah bu filizlerin kuruyacağı” şeklindeki ifadelerdi.

Benimse gözlerimle görmesem asla inanamayacağım bütün bunlar karşısında sözlerim yetersiz kalmış, gözlerim dolu, yüreğimde ince biz sızı, izin isteyerek evimin yolunu tutma saatim gelmişti.

Not: Şimdi çıkıp bazıları diyecek ki, “İyi ama bizim Doğu Anadolu’da, Azerbaycan’daki Karabağ’da, ondan önce Hocalı’da olanlar ve ölenler, sonra Asala terör örgütünün katlettiği bürokratlarımız, ondan önceki Talat Paşa, Enver Paşa ne olacak!” Eğer bunu derseniz bence -geçmişle uğraşmak bakımından- “Soykırıma uğradık” diye atıp tutan Ermenilerden bir farkınız kalmaz. Çünkü, “Babalarının günahlarını oğulları çekmez.” Savaştı, bitti. Şimdi eski güzel günlere dönme zamanı…

 

Ahmet Akkoç, atalarının ruhuna bir Fatiha okuyup yolladı

Güncelleme Tarihi: 28 Eylül 2010, 16:14
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
muratk
muratk - 8 yıl Önce

Millet olmak güzel birşey hocam, ama ümmet olmak tadından yenmiyor değil mi?:) Her yerde kendinden bir parça bulmak...

hakikate davet
hakikate davet - 8 yıl Önce

şu hain hayatın cilveleri artık bizi şaşırtmıyor. ancak tarih bilgisi olmayan bir ermeni alparslan'ı sevebilir. bu yazıda asıl takıldığım nokta bu değil; doğrusu burada tersinden türk milliyetçiliği yapılmış. bir ermeni kızı türk bayrağını sevebilir. bir ülkücü kız, kürt milliyetçisi bir erkeğe aşık olabilir. bir pkk gerillası olan neval boz, JİTEM'in kurucusu sayılan cem ersever'e aşık olmamış mıydı?

alparslan & ermeniler ilişkisi için bkz: kutsal anadolu toprakları, lord kinross, nokta y

Ahmet AKKOÇ
Ahmet AKKOÇ - 8 yıl Önce

Murat kardeşim,tam da dediğin gibi ki zaten en alta atalarıma fatihayı o sebeple yolladım. Ecdadımız nasıl bir medeniyet inşa etmiş ki en "hain"(!) görünen milletler bile nasıl da içten içe onları özlüyor.hakikate davet edip hakikati ve ismini açıklamayan arkadaşım içinse bir şey diyemeyeceğim.o ermeni kızı türk bayrağını sevmiyor,dikkat buyurun;türk (hadi gocunma olmasın osmanlı diyelim)kültür ve medeniyetiyle ilgili olan her şeyi BENimsiyor.Olumsuz örnek görmedim.Ki bireysel olsa hiçyazmazdı

ali ahmet birkan
ali ahmet birkan - 8 yıl Önce

Tarihin içine girilip bakıldığında ermeniler ve türkler hep iç içe yaşamış,Mimar Sinan'ın ermeni olduğu ortaköy camii mimarı Balyan ailesinin ermeni olduğunu görenler Ahmet hocanın yaptığı gibi ermenileri severler bence benim gibi ama tabii hem biz hem ermeniler birbirine düşman olarak yetiştiril miyor muyuz sizce,ilkokuldan başlayan eğitim öğretim hayatı içinde bu düşmanlık aşılanmıyor mu her iki ülkenin evlatlarına.Bu ailenin türkiye sevgisine layık olmalıyız bence

müslüman
müslüman - 8 yıl Önce

ermeni ile türk'ü düşman eden aslında ittihatçılıktır. aynı ittihatçılık şimdilerde kemalizm adını aldı ve yıllarca kürt ile türk'ü düşman etti. yazık ki kemalist söylem olan sağcılık yer yer müslümanlarda da taraftar, hatta savunucular buldu. eski islamcı abilerimi bu yüzden bazen böyledirler.

S&S
S&S - 8 yıl Önce

Bir insanın yüceltilmesi için kendi IRKINDAN, kendi DİLİNDEN, kendi TOPRAĞINDAN mı olması gerekir? Ne diyeyim...
Allah kimseyi şaşırtmasın dunyabizim!

zeliha erdem
zeliha erdem - 8 yıl Önce

eski dost düşman olmaz. küfür zulüm tuğyan varken, bin yıllık komşuyla düşmanlık niye. barışmak kolay. yapıcı olma imkanı varken olalım. he aynı iyi niyet olmaz onlarda, o zaman başka. ama eldeki tüm iyiniyetleri çoğaltalım

s.arslan
s.arslan - 8 yıl Önce

doğrusunu isterseniz ben de tersinden türk milliyetçiliği yapıldığını düşünüyorum. bir ermeni (veya kürt, arap..) türk bayrağına sarılmadan saygıdeğer, anlaşılmaya değer ve sevilmeye layık olamaz mı? yani "bakın onlar bizi hala seviyor, hadi biz de onları sevelim" durumu olmuş sanki.
yoksa yanılıyor muyum?


banner8

banner19

banner20