Entelektüeller dedikoduyla harcanmaz

Farkında mısınız bilmiyorum, iyiden iyiye entelektüellerin dedikodusunu yapmak hastalığı yaygınlaştı, oturduğumuz koltuktan, pişkince!

Entelektüeller dedikoduyla harcanmaz

 

Partisinin Ankara’da yaptığı (20 Nisan 2013) kongreye iştirak etmedim. Kongreyi bir dostunun Pursaklar’daki fabrikasının bahçesinde kır sandalyeleri ve masaları üzerinde gerçekleştirdiğini, konuşmasını Pursaklar’ın çıkışına yakın bir toplantı salonunda yaptığını Enes Ateş’ten dinledim. Sezai Karakoç’un Ankara’daki konuşmasından izlenim yazamayacağım, bu haberi yazdıran bir tek fotoğraf karesi.

Hani Karakoç’un izni ve rızası olmadan çekilen fotoğraf ve görüntülere kızdığımızda da vakidir de, bu başka oldu sanki. Çayını karıştırırken objektife bakıyor Sezai Karakoç. Asabi? Çabuk sinirlenen? Geçimsiz? Tüm bunları işitti kulaklarım. Ramazan Bayramı’nda varıp bayramlaşmıştık Diriliş Partisi’nin Genel Merkezi’nde, tüm bu inanmadığım imajlar yerli yerinde daha bir geriye atılmıştı benim için. Sezai Karakoç var olan rahatlığı, yumuşaklığı, boş vermişliği, “bırakınız yapsınlar”cılığı makul karşılayamayacağı için, bunları “eh canım” başlangıcıyla makul karşılayan veya karşılayabilecek olanlar onu asabi addediyor zannımca. Esas meseleyse bunun çok ötesinde, şimdi sıra o kısımda.Edward Said

Lamia Hanım, Hitler, Yol Ayrımı!

Türkiye’de oturduğu koltuktan entelektüel eleştirme hastalığı var. Bu her cephede var olan, bir yerden sonra mide bulandıran bir rahatlık. Cemil Meriç mi? Aman canım, Lamia Hanım’a yazdığı mektupları okumadın mı! Nurettin Topçu? Geçiniz, Hitler hayranı! Imm, Kemal Tahir peki? Devlet Ana’sı güzel de Yol Ayrımı biraz aşırı mı ne? İdris Küçükömer? Tövbe haşa, ne yani solcu muyuz biz şimdi! Lenin okudun mu? Bizim bir arkadaş okudu, gerek yok diyor. Edward Said? Abi hani taş atmış diyorlardı ya, ha işte o yalanmış! Sezai Karakoç? Suriye konusunda iyi demedi be abi. İsmet Özel? Sadece şiir yazsın o!

Nedir bunlar? İtiraf edin, oturduğunuz kalktığınız masalarda geçen muhabbetler değil mi? Hepsi kolaycı, hepsi lakayt, hepsi çokbilmiş. Bu ülkede eleştirinin yerini ne almış diye uzun uzun düşünmeye hazırlanıyordum ki, hazırlıklarım boşa gitti, cevabı buldum sanırım: Evvela kıraathanelerde, şimdiyse kitap-kafelerde süregiden dedikodu. 90’larda okuduğu elli kitabın üzerine 2000’den sonra kurulduğu koltuğunda bir tane ilave etmemiş, gündemi belli enformasyon çizgisinden takip eden, bütün dünya sistemini çözdüğünü düşünen, rahat, bilmiş, entel tipler trajedisi! Geldiğiniz, geldiğimiz yer bundan ötesi değil. Sonra gelsin kredi kartına 5 taksitle Tel Aviv üstü Kudüs turları!

Dedikodu ve yaftalama!

En azından içiniz acımalıydı beyler. Sezai Karakoç’u Suriye konusunda “İrancı”, İsmet Özel’i sadece “şiirci”, Edward Said’i “yalancı” diye görmeden önce içiniz acımalıydı. 30 yılın çeviri birikiminden aldıklarınızı bir aklınızdan geçirmeliydiniz, bir içiniz acımalıydı. Saydığım isimlerin herhangi biriyle yekpare aynı dünya görüşünü savunmuyorum. Onların her birini savunmak da bana düşmez; eserleri, Kemal Tahironlarca kitapları var ve eleştiriniz olduğunda emin olun size cevap veriyorlar. Katılın veya katılmayın, anakronik görün veya çağın ruhunu kaçırmış deyin. Bir takım cevaplarını kabullenmesem de hakkaniyetli olduklarına şehadet ederim.

Entelektüeller ötelenemezler!

Sezai Karakoç, olanca birikimi ve bunlardan süzdüklerinden dipnotsuz yazdığı kitaplarıyla Türkiye düşüncesine silinmeyecek bir iz bıraktı. Saydığım diğer isimler gibi. Bu isimlerle hesaplaşmak istiyorsanız, bunu hakkaniyetsizce, bunu arsızca, bunu dedikodu seviyesinde yapamazsınız. Bu isimlerin sağcılıkla, faşizmle, nasyonalizmle, komünistlikle vs. göçüp gitmeye hazırlanan/evrilen onlarca ideolojiyle ilişkilerini analiz eden, inceleyen bir tek tez yok bu ülkede, farkında mısınız? Bir elin parmaklarını geçmeyecek saygın hocaların yazdığı birkaç makaleden gayrı bir birikim yok. Fırat Mollaer’in, Laurent Mignon’un, Orhan Koçak’ın, Turan Karataş’ın, Mustafa Özel’in, Ebubekir Eroğlu’nun yazdıkları ne kadar dikkate alındı, nasıl yorumlandı, bilen var mı? Varsa yoksa dedikodu.

Bakınız, entelektüeller en güncel olayların çemberinde harcanmazlar, ötelenemezler de; beğenin veya beğenmeyin, sizden daha geniş bir arka planla olaya bakıyor ve yorumluyorlar. Karşılarında ise ne yazık ki, kendilerine gündemlerinden nass’lar ya da putlar yontan dedikoducuları buluyorlar. Ne yazık!

 

M. Fatih Kutan yazık ki yazık dedi

Güncelleme Tarihi: 19 Ocak 2018, 17:12
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
malcolm
malcolm - 6 yıl Önce

birileri yine kraldan cok kralcı olmaya çalışıyor. karakoç'un külliyatına şiirlerine fikriyatına kimsenin sözü yok. hepimiz onun paltosundan cıktık desek yeridir. ama suriye meselesine ve barış sürecine yaklaşımı tamamen faciaydı. kürt meselesine güneydoğu meselesi diyecek kadar bu meselede geri kalmış üstad. entelektüel kimliğinden oldukça uzak siyasi konuşmalar yapıyor ve bu karakoç efsanesine büyük zarar veriyor.

İsmail Aydoğdu
İsmail Aydoğdu - 6 yıl Önce

Yazarın tüm dediklerine katılıyorum, yılların, on yılların emeği bi çırpıda harcanabiliyor. Sezai Karakoç dediğimiz kişi bu yüzyılda batı paradigmasının karşısını esaslı bir karşı duruştur. Bir medeniyet inşacısıdır, bir düşün insanıdır, bir aşkın insanıdır... Hiçbir yazar ve mütefekkirin dediklerine şartsız teslim olamayız ancak, azami saygıyı gözardı etmemeliyiz...

berk
berk - 6 yıl Önce

helal olsun size. çok önemli bir tespitte bulunmuşsunuz.

Mehmet Latif ÇİÇEK
Mehmet Latif ÇİÇEK - 6 yıl Önce

ITRİ'nin güzel beyiti ne diyor? " Ehli dildir diyemem sinesi saf olmayana, Ehli dil birbirini bilmemek insaf değil" Dil ehli olmayanların dedikodularına itibar etmeyelim.

bekir
bekir - 6 yıl Önce

yazı güzel, katılıyorum. fakat fotoğraf konusunda bir düzeltme yapmak isterim. sezai bey objektife bakmıyor burada. yanlış anlamayın sadece bu fotoğraf için yazıyorum. dikkat ederseniz gözleri daha da sağa bakıyor. makine uzaktan çekimlerde bu hissi verse de gözünün az gözükmesinden de kaynaklanan, objektife doğru bakıyormuş zannı oluşmuş. benim dikkatimi çeken buydu, teşekkürler.

cahşt saçak
cahşt saçak - 6 yıl Önce

fatih kutan beyefendinin ellerine sağlık. kitap kafe entelektüellerinden gına geldi. bir de bunların bir tek prototipi yok, türevleri var. tam bir sosyolojik vaka buralardaki toplum kimlikleri. neyse, Allah (c.c.) râzı olsun diyelim. selamün aleyküm...

davut doğrucu
davut doğrucu - 6 yıl Önce

üstadın kitapları aracılığıyla rahle-i tedrisinden,diriliş neslinin amentüsünü okuyarak seyrini sürdürmeyenimiz yoktur.ancak az yetişen entellektüellerimizi parti vb.şeylerle oyalayan sebepler veya bu yöne iten etrafı varsa bunlar mutlaka irdelenmeli ve eleştirilmeli.gözden geçirilmeli.ilk yorumdaki arkadaşın tespitleri gözardı edilmemeli.

dilek çelik
dilek çelik - 6 yıl Önce

Fatih beye katılıyorum, ama kendisi de bilir, bu kitap kafe kültürünü... hatta arada bir kapanmak üzere veryansın edenler var nedeni çok açık, insanlar o kitap kafelerden kitap almaya gelmiyor; sadece o kafeye gidip bir sanadalye çekip altına, etrafı seyredip varsa bir sohbet ortamı oraya iştirak edip kısa yoldan bilgi elde edinme yollarını arıyorlar ve bunu da günün hasılatı olarak sayıyorlar.


banner19

banner13