banner17

Engin Noyan İzmit'te o akşam bizi mahvetti!

M. Engin Noyan İzmit'te 'Ailede Şefkat ve Merhamet' konulu bir konferans verdi. Konferans sona erdiğinde yüküm çok ağırlaşmıştı..

Engin Noyan İzmit'te o akşam bizi mahvetti!

 

Nadide İlköğretim Okulu Aile Birliği, M. Engin Noyan’ın katılımıyla ‘Ailede Şefkat ve Merhamet’ konulu bir konferans düzenledi. Söz konusu aile, konuşmacı da M. Engin Noyan olunca kaçırmak olmazdı elbette. Biz de yağmur yağmış, seller akmış demeden, dağ tepe aştık, düştük okul yollarına.

Engin Noyan, öncelikle sözlerine “okulu çok beğendim ve torunlarımı hangi okula göndereceğime karar verdim” diyerek giriş yapınca bir alkış geliyordu ki, “hayır, alkışlayın diye söylemedim, ben ne düşünüyorsam eğip, bükmeden söylerim. Şayet beğenmeseydim de beni ne biçim, ne berbat bir yere getirdiniz derdim, emin olabilirsiniz” dedi dinleyenlerin gülümsemeleri eşliğinde.

Yakında konuşmayı bile unutabiliriz

Engin Noyan’ı, kendine has üslubundan dolayı, çocuklar bile sıkılmadan, pür dikkat dinledi. Konunun çok mühim ve konuşulmaya değer bir konu olduğunu belirten Noyan, lakin öncelikle aile kavramını incelemeye almamız gerektiğini zikrederek “aile var mı ki şefkat ve merhamet olsun, dünya bu kavramı kaybetti, bizde gene bir parça kaldı” diyerek bir hakikatin altını çizdi.

Konuşmasına şöyle devam etti Noyan:

Engin Noyan

“Tüyler ürpertici bir cahiliye ile karşı karşıyayız. Cahiliye üslup, kılık, kıyafet değiştirdi, ortalıkta dolanıyor. İmanla henüz şereflenmemiş insanlar farkında değil ancak müminler farkında. Ben cahiliyeden geldiğim için arka sokakları içeriden biliyorum. Hamburg Üniversitesi’nde iletişim profesörü Norbert Bortz diyor ki, ‘Sosyal devlet, toplumdaki merhamet duygusunu ortadan kaldırmıştır’. (Dışarıdan bir uzmanın sözüne daha bir kıymet bahşedenler için bu profesörün sözünü aktardığının da özellikle altını çizdi Noyan, ‘biz söylersek kıymet vermezler ya’ diyerek.)

İnsanları münferit adalar haline getirdiler. Dedeli, nineli evlerde büyüyen çocuklar şefkati ve merhameti onlardan öğreniyorlardı. Artık birlikte yaşayamıyoruz. Çünkü evlerimizi bozdular. Hangimizin evinde kıble düz, kıblesi yamuk evlerde yaşıyoruz. (Bizim sadece kıblemiz değil, evimiz bile yamuk, zemin kaymış haddi zatında ne çare.) Bütün aile bir ortamda oturacağız deseniz bile oturamıyorsunuz. İnsanlar arası ilişkinin bu kadar koptuğu bir dönemde, şefkat ve merhameti nasıl dirilteceğiz. Sosyal bilimcilerin ortak fikri şu ki; bu çağ, insanlar arası iletişimin koptuğu çağdır. Mesela biz eskiden otobüse bindiğimizde önce bir selam verirdik, konuşurduk, kimsin, nereden gelip, nereye gidersin filan. Herif biner binmez tıpayı takıyor kulağına, müzik dinliyor dıngıdı dıngıdı. O yetmezmiş gibi şimdi bir de TV koymuşlar, ona bakıyor uyuşmuş bir şekilde. İnsanlar yalnızlığa itiliyorlar, böyle giderse yakında konuşma melekelerini yitirecekler. Nasılsın, iyi misin, aç mısın, tok musun diye soran yok. Yolda ne haber diye soruyor, hızlıca bir selam verip gidiyor. Laf ola beri gele, bütün ilişkiler havada. Sorduğun sorunun cevabını almadan nereye gidiyorsun.

Allah ne mezunusun diye sormaz

Ailenizin en parlak çocuğunu İslam âlimi olarak yetiştirmeyi hiç düşündünüz mü? (Tabii ki hayır! En parlak çocuklar fen lisesine gider!) çocuklarımızı önce iyi bir mümin olarak yetiştirmeliyiz. Sonrasında olacaksa o zaten iyi bir mümin mühendis olacaktır. Hesap gününde Allah bizi mezun olduğumuz üniversitelere göre mi sınıflandıracak zannediyoruz yoksa. ODTÜ mezunları en önde, Boğaziçi yanda, Fatih arkada, Marmara beri tarafta, lise mezunu geride, ilkokul mezunuysan yandın, huzura bile çıkamazsın. Hâşâ böyle mi zannediyoruz? (herkes ‘çocuğum en iyi üniversiteye gitsin’ diye yarıştığına Engin Noyangöre kulağa makul geliyor, tövbe tövbe…) Biz orada bir tek şeyin hesabını vereceğiz. Mümin olmanın. Biz ise rızık endişesi içerisindeyiz. ‘Rızık Allah’tandır’ diye eksik tercüme ettiğimiz hadiste, aslında çok az Arapça bilen biri bile anlayabilir ki orada Allah, ‘sorumluluk benim üzerimde, yani rızık endişen olmasına gerek yok, garanti veriyorum’ diyor.

Söze hacet yok, halini düzelt yeter

Peygamber Efendimiz sahabelerine bizden bahsederken ‘kardeşlerim’ diye hitap ediyor. Yani bu durumda eşlerimiz hem din kardeşimiz hem de Peygamber Efendimizin kardeşi olmuş oluyor. Peki, biz evimizde eşimizle konuşurken nasıl konuşuyoruz. Birisi Efendimizin kardeşine hakaret etse adamı döveriz. Ya biz Efendimizin kardeşi hükmünde olan eşimizle konuşurken veyahut ona olan davranışlarımızda bunu gözetiyor muyuz? (Hayır! Çünkü bunun farkında bile değiliz.) Çocuklarımıza bu konu hakkında bir şeyler öğretmeye, çok fazla bilgi yüklemeye gerek yok. ‘Benim annem, babam Resulullah’ın kardeşi, birbirlerine şefkat ve merhametle davranıyorlar. Ben bir Peygamber kardeşiyim’ diyebilecek.

Bunları kâğıt üzerinde öğretemezsiniz, yaşayarak öğrenebilir ancak çocuk. Birebir görerek öğrenmesi icap eder. Yoksa havada kalır. Bu akşam küçücük bir adım atalım. Önce beyefendilere sesleniyorum. Eşinizin elini öpün ve deyin ki: Hayat gailesi içinde senin din kardeşim olduğunu ve Resulullah’ın kız kardeşi hükmünde olduğunu unutmuş olabilirim. Hakkını helal et. Aynı şekilde hanımefendiler de, ‘sana asla davranılmaması gereken şekilde davranmış olabilirim. Fakat bundan sonra daha özen göstereceğim’ desin. Eşiniz eve gelince ‘aslanım hoş geldin’ diyerek, güler yüzle karşılayın. Adamlar kahveye niye gidiyor zannediyorsunuz. Birbirlerinden iltifat görüyorlar da ondan. Siz iltifat ederseniz kahveye gitmez. Eğer bir daha davet edilip de buraya gelecek olursam kim eşinden helallik isteyip dediklerimi uyguladı, soracağım ona göre. Meseleyi aslî ilişkiler zeminine oturtursak, çocuklarımıza şefkati, merhameti nasıl öğreteceğim diye düşünmemize lüzum kalmaz. Çünkü biz Ümmet-i Muhammed’iz.”

M. Engin Noyan o denli kendini kaptırarak anlattı ki vaktin nasıl geçtiğini anlamadık

M. Engin Noyan, o denli kendini kaptırarak ve samimiyetini karşı tarafa aksettirerek konuştu ki vaktin nasıl geçtiğini anlayamadık. Ayet ve hadisleri, kuru bir okumayla değil, günlük hayatımızda nasıl yaşatmamız gerektiğini, çoğumuzun hiç bakmadığı bir yerden, içerimizden misaller vererek ve ayrıca bizleri mütemadiyen tebessüm ettirerek anlattığı için olsa gerek. “Acaba bu gece kaç eş eşinden helallik isteme yürekliliğini gösterebilecek bakalım” diye düşünerek çıktık okuldan. Sonra “ey kendim; milleti boş ver, bu konferansı sizin evden bir tek sen dinlediğine göre sorumluluk senin, hadi bakalım göster kendini.” Neyse ki o akşam eşim evde olmayacağından ucuz yırtmıştım. Ertesi günlere Allah Kerim artık.

Not: Parantez içleri kendi iç-sesimdir.

 

F.Kebire Gündüz Karaaslan dinlediklerini paylaşmadan edemedi

Güncelleme Tarihi: 29 Mayıs 2012, 12:07
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
mu sa te
mu sa te - 7 yıl Önce

yav arkadaş yurtlara mescitleri açmak üzereyiz,başörtüsü meselesi sıfırlanacak , tefsir hadis diriliş okumaları yapıyoruz kampüste ,daha hala laf atıyonuz yav okula:D ayrıca odtü külliyesi projesi var bir de:)

murtaza
murtaza - 7 yıl Önce

Kulliyenin yeri muhendislik fakultelerini gecince, ormanın içine doğru mu hocam :)

banner8

banner19

banner20