Engellilere Ancak Kalplerine Dokunarak Yardım Edebiliriz

Ayasofya Kitap Fuarı'nda geçtiğimiz günlerde İstanbul Müftülüğü Engelliler Koordinatörlüğü’nün düzenlendiği toplantıda engelli bölümü koordinatörü Sema Çakır, kendisi de görme engelli olan Kur’an hocası Hasan Uslu ve Üsküdar vaizlerinden ilçe engelliler bölümü koordinatörü olan Ahmet Sinan Kara konuştu. Şakir Kurtulmuş etkinlikten notlarını aktarıyor.

Engellilere Ancak Kalplerine Dokunarak Yardım Edebiliriz

Siz de karşılaşmışsınızdır mutlaka, engelli bir kardeşimiz yolun karşısına geçmeye çalışıyor; gelip koluna girdiğinizde, karşıya geçerken yardımcı olabileceğinizi söylediğinizde yaşadığı mutluluğu anlatmakta zorlanırız. Çarşıda, pazarda, metro girişlerinde, görme engelli ya da ortopedik engelli kardeşlerimizin karşılaştığı güçlükleri çözme noktasında kurumsal olarak, yerel yönetimlerin ya da ilgili kuruluşların aldığı önlemler her geçen gün artmaktadır. Bu bakış bize engelli kardeşlerimizin sorunlarının çözümü konusunda çok yol alındığını ve hâlâ da alınmaya devam ettiğini gösteriyor. Bu çerçevede yapılan çalışmaların artarak devam etmesi konunun öneminin kavrandığını gösteriyor.

Geçtiğimiz aylarda Marmaray’la karşıya geçerken görme engelli bir kız çocuğu ile karşılaşmıştım. Küçük çocuğun konuşmasından gözlerinin görmediğini anlayabilmiştim. Bebek arabasına inip binmeye çalışırken elinden tutup rahatça binmesine yardımcı olmak istedim, verdiği tepki ilginçti: ‘Anne elimi tutan kim?’ Bu cümlenin içimde açtığı yaradan soğuk rüzgarlar estiğine şahit oldum. Ne zaman bir engelli kardeşimizle karşılaşsam bu küçük kız çocuğunu hatırlıyorum. Onun bizi duyuyor ama göremiyor oluşunun nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışıyorum. Bazı geceler karanlığın ıssızlığında bu küçük çocuğun sesi çınlıyor kulaklarımda. Eli olsam diyorum onun… El olsam ona… Sesine ses katsam… Ya da bir gözü olsam… Birlikte görebilsek… Birlikte çoğalsak…

Kitap fuarında engellilerle ilgili bir program düzenlendi

Sokakta, çarşıda, pazarda onlardan biriyle karşılaştığımızda onları sadece yardıma muhtaç, desteğe ihtiyaç duyan engelliler olarak değil, sıcacık bir bakışa özlem duyan, yürekten onları kucaklayacak bir yakınlığa ihtiyaç duyan kişiler olarak görmeliyiz. 8,5 milyon engelli insanımız var. Bu büyük bir rakam. Bu çerçevede engellilerle ilgili yapılan gerek kurumsal gerekse bireysel çalışmalar gün geçtikçe çoğalarak devam ediyor.

Ayasofya Kitap Fuarı’nda 6 Haziran Çarşamba günü engellilerle ilgili çalışmanın olacağı haberini aldığımda, daha önce defalarca karşılaştığımız gibi birkaç kişinin şarkı ve türkülerle kendilerini, derneklerini hatırlatma çabaları ve bu etkinlik sayesinde toplayacakları bir miktar yardımı amaçladıklarını düşünmüştüm. Çünkü bugüne kadar siz de metrolar, geçitler ve ana arterler gibi pek çok yerde buna benzer etkinliklerle karşılaşmışsınızdır.

Bu sefer kitap fuarında karşılaştığımız etkinlik bunlara hiç benzemiyordu. Söyleşi mekanına gelip oturduğumuzda taşıdığımız düşünceler yerlerini giderek terk ediyor ve umut dolu, hayallerin büyüdüğü güzel düşünceler dolduruyordu içimizi.

İstanbul Müftülüğü Engelliler Koordinatörlüğü’nün bir etkinliği olarak düzenlenen toplantıda engelli bölümü koordinatörü Sema Çakır, kendisi de görme engelli olan kur’an hocası Hasan Uslu ve Üsküdar vaizlerinden ilçe engelliler bölümü koordinatörü olan Ahmet Sinan Kara’nın ortak sunumuyla coşku dolu bir program izledik.

İnsanı Allahü Teala nezdinde değersiz ve kıymetsiz kılan unsur 

Sema Çakır hocamız yaptığı konuşmada İstanbul Müftülüğü bünyesinde yürüttükleri çalışmalar hakkında bilgi verdi, engellilere bakışımızın nasıl olması gerektiğini anlattı. Engellilerin de bir insan olduğunu, insan olarak onların da değerli olduğunu ifade eden Sema Çakır, asıl değerin manevi ve ruhi durumla ilgili olduğunu belirterek şunları söyledi: “İnsan dediğimiz varlık, diğer canlılardan daha üstün meziyet ve özelliklerle donatılmış, Allah tarafından kendisine ruh üflenerek yeryüzünde halife kılınmış, hatta meleklerden de üstün tutulmuş, yaratıkların en şereflisi konumuna yükseltilmiştir. Bu değer, şeref ve üstünlük onun, akıl, fikir ve irade ile donatılması, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırabilecek yeteneğe sahip olması, ilahi emaneti/sorumluluğu yüklenmesi ve ilahi tekliflere muhatap kılınması sebebiyledir. İnsanın bu üstünlüğü onun maddi ve fiziki yapısı ile ilgili değil, manevi ve ruhi yapısı ile ilgilidir.”

İnsanların bedensel açıdan sağlıklı ya da engelli oluşlarının önemli olmadığını kaydeden Çakır, “insanı Allahü Teala nezdinde değersiz ve kıymetsiz kılan unsur, onun manevi değerlerden yoksun olmasıdır” dedi. Allah’ın insanları iman, salih amel, güzel ahlak, ibadet ve itaatleri veya inkar, şirk, nifak, isyan ve kötü davranışları, takva veya zulüm sahibi olup olmamaları açısından değerlendirdiğini ifade eden İstanbul Müftülüğü Engelliler Koordinatörü Sema Çakır; onları ırk, renk, dil, nesep, fizyolojik yapı, yaratılışları, engelli veya sağlıklı oluşları, ya da servetleri açısından değerlendirmediğini belirterek şunları söyledi: “Tarihin her döneminde İslam toplumunda, Batıdan farklı olarak engellilere bir insan olarak bakılmış, diğerlerinden farklı olarak görülmemiş, onlara kötü muamelede bulunulmamıştır. Geçmişte Hristiyan dünyasında engellilere kötü muamele yapıldığı, insan olarak değer verilmediği, hatta delilerin aç bırakılarak ölüme terk edildiği görülmüştür. Batıda zihinsel özürlüler çeşitli işkencelere tabi tutulurken, bodrum ve dehlizlerde zincirlere bağlanarak telef edilirken, İslam dünyasında bimarhanelerde hasta olarak kabul edilip tedavi edilmeye çalışılmıştır.”

Dünyaya gelen her insanın, sıkıntı, kaza, bela ve musibetlere duçar olmaması noktasında bir garantisinin olmadığını, şu anda sağlam ve sağlıklı/engelsiz olan bir insanın biraz sonra engelli konumuna gelmeyeceği konusunda elinde bir güvencesinin olmadığını kaydeden Çakır, dünyada ölüm de dahil her türlü olumsuzluğun her an insanın başına gelebileceğini ifade ederek “önemli olan bu imtihanı ister engelli, isterse engelsiz olsun, sabır, şükür, takva, infak gibi güzel amellerle en iyi şekilde vererek kaybetmemektir, kişiyi üstün kılacak olan da budur” dedi.

Peygamberimizin vekili görme engelli Kur’an öğreticisi Abdullah b. Ümmi Mektum

İslam anlayışına göre her şeyin insan merkezli düşünüldüğünü, böyle ele alındığını belirten Çakır, Hz. Peygamberin (sav) hayatından sunduğu kesitlerle de engellilere nasıl davranılması gerektiğini, Peygamberimizin onlara nasıl değer verdiğini örneklerle anlattı ve evrensel değerlere sahip olan engelli bir insanın, bu değerlere sahip olmayan engelsiz bir insandan daha üstün ve daha faziletli olabileceğini söyledi. Hz. Peygamberin engellilerle insani ilişkiler içinde olduğunu, onlarla yakından ilgilendiğini, değer verdiğini, sorunlarını her fırsatta çözmeye çalıştığını, gerektiğinde de teselli ettiğini söyledi.

Hz. Peygamberin engellilere önem ve değer verdiğinin en güzel örneği olarak onlara kamu alanında görev vermiş olmasını gösteren Sema Çakır, buna en iyi örnek olarak da görme engelli olan ve hicretten önce Medine’de Kur’an öğreticisi olarak görev yapan Abdullah b. Ümmi Mektum’u (ra), Mescid-i Nebevi’de müezzin olarak görevlendirmesini göstererek, Veda haccı ve Uhud savaşına gidişi de dahil, değişik zamanlarda Medine dışına çıktığında 13 defa Medine’de kendi yerine vekil bıraktığını, namazları O’nun kıldırdığını söyledi. Hz. Peygamberin önde gelen sahabilerinden Muaz b. Cebel de ortopedik özürlü olmasına rağmen Yemen’e vali olarak gönderilmiştir.

Engellilerin gerek kamuda görevlendirilmelerinde, gerek savaşlara katılmalarına izin verilmesinde gerekse mescide gidip gelmelerinde zorluklar olmasına rağmen Hz. Peygamberin görme engelli sahabilerin cemaate devam etmelerini ısrarla istemesinde büyük hikmetler vardır. Engellilerin toplumdan tecrit edilmemeleri, yeteneklerine uygun alanlarda istihdam edilerek üretici olmaları, ideallerini gerçekleştirmeye ve kişiliklerini geliştirmelerine yardımcı olmak amacıyla onların toplum içinde olmaları konusunda gösterdiği gayrette hem onları hem de insana verilen değeri daha iyi anlamaya yönelik hikmetler vardır.

Onlara yardımı ancak kalplerine dokunarak yapabiliriz

Engellilerin özelikle yardıma muhtaç kimseler olmadığının bilinmesini isteyen Sema Çakır konuşmasını şöyle tamamladı: “İnsanların acı ve ızdıraplarını paylaşmak, dertlerine deva olmaya çalışmak ve bu yolla Allah’ın rızasını kazanmak, Hz. Peygamber’in sünnetini yerine getirmek demektir. Engellilere yönelik toplumumuzda var olan olumsuz tutumlar mutlaka değiştirilmelidir. Engellilere yönelik tutumların olumsuz olması, onların duygusal, sosyal ve mesleki yaşamlarını da olumsuz etkiler. Onlara yardımı ancak kalplerine dokunarak yapabiliriz. Ben Hasan hocamla yürürken onun bir gözü olduğum için mutluyum.”

Üsküdar vaizlerinden, aynı zamanda ilçe müftülüğü engelliler bölüm koordinatörü olan Ahmet Sinan Kara da yaptığı konuşmasında kendisinin de engelli bir evladı olduğunu, bu durumun aileler için de büyük bir sınav olduğunu belirterek, başlangıçta çok zorluklar çektiklerini ama daha sonra sabırla, metanetle ona yaklaşmayı başardıklarını söyledi. Engellilerin de yaşadıkları zorluk ve sıkıntılara metanet, şükür ve sabırla yaklaşmaları halinde onların bazı günahlarının affedilmesi hatta cennetle ödüllendirileceklerine dair hadislerin bulunduğunu hatırlatan Ahmet S. Kara, Hz. Peygamber’den nakledilen bu hadislerin onların hayata tutunmaları, geleceğe daha umutla bakmalarına sebep olabileceğini ifade etti.

Görme engelli Kur’an öğreticisi Hasan Uslu, Kur’an tilaveti ve okuma yöntemleri hakkında verdiği bilgilerle gönüllerimizi mesrur etti. Küçükçekmece Müftülüğü’ne bağlı Halkalı Çamlıkaltı Erkek Kur’an Kursu’nda hem Kur’an öğreten hem de hafızlığa çalışan görme engelli gençlerle ilgilenen Hasan Hoca, gayretleriyle aslında Kur’an okumanın, Kur’an öğrenmenin önemini anlatmaya çalıştı bizlere.

Sağlıklı ve engelsiz olabiliriz ama...

Ayasofya Kitap Fuarı bünyesinde yürütülen Ramazan Sohbetleri’nde dinlediğimiz bu güzel insanlarla geçen zaman nasıl geçti anlayamadık. Sema Hoca toplantının bittiğini söylediğinde hepimiz oturduğumuz sandalyelerde sanki çakılı kaldık. Söyleşi sonunda baktım ki aslında bizim onlardan öğreneceğimiz daha çok şey var.

Engellilerin de bir insan olduğunu ve onlara insanca muamelede bulunmamız gerektiğini asla unutmamalıyız. Bizim anlayışımız, edebimiz onları dışlamaya, küçük görmeye, alay etmeye, kırıcı davranışlarda bulunmaya asla izin vermez. Aksine onların işlerini kolaylaştırmalarına yardımcı olmak durumundayız. Onlara karşı daha titiz ve anlayışlı olmalıyız.

Bugün sağlıklı ve engelsiz olabiliriz. Ama bu durum bizim yarınımız için garantili bir durum değildir. Biz de her an engelli konumuna gelebileceğimizi unutmadan, kendimizi onların yerine koymalı, onları daha iyi anlamaya çalışmalıyız.

Bugüne kadar onları bu kadar yakından görüp tanıyamadıysak galiba asıl engelliler biziz. Kalplerine dokunamadığımız sürece, bir gözleri de biz, bir elleri de biz olamadığımız sürece asıl engelliler biziz.

 

Şakir Kurtulmuş

Yayın Tarihi: 09 Haziran 2018 Cumartesi 14:17 Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2018, 15:17
YORUM EKLE

banner19

banner36