banner17

En güzel Müslümanlık tefekkür etmek!

Faik Öcal Necef’ten Kerbela’ya yolculuğunun ikinci gününü anlatıyor.

En güzel Müslümanlık tefekkür etmek!

 

Necef-Kerbela İkinci Günün Yürüyüş Notları (12 Ocak 2012)

 

  1. Koltuk arkadaşımla beraber yola düşüyoruz. 547. direkten kalmıştık. 1001. direği bulmamız gerekir, ne pahasına olursa olsun. Yani bugün 454 direk yürünülecek, bu aşağı yukarı 25 km mesafeye tekabül eder. Allah kolay getire.
  2. Ebu Süfyan’ın imanının mahiyetini merak ediyorum. Gerçekten iman etti mi?  Ya da nasıl bir imansızlığı vardı? Şimdi ahirette ne âlemdedir?
  3. Buradaki Hüseynî sofralarda Rabbül âlemin bütün çocuklara güzel ikramlarda bulunuyor, envai çeşit semavi nimet. Kim neye muhtaçsa, ona göre nasipleniyor sofradan. Buraya gelip de eli boş dönmek yok. Herkes ihtiyacına göre alıyor.
  4. Erbain günü en az on beş milyon Şia’nın Kerbela’da olması bekleniyor.
  5. Ruhumda kangren tutmuş yaralar patlıyor, bedenimden daha ağır basıyor. Özümdeki Rabbimi görüyorum. (Aslında ‘öz’ yerine kendi diyecektim, ama nerdeyse tamamı Azeri olan kafilemizde kendi yerine kullanılan ‘öz’ bana da bulaştı, farkında olmadan ben de öz’ü kullandım.)
  6. Bu yolda gök âlemini daha çok düşünür oldum. Ayaklarım yerden koptu mu hepten? İki yorgun ayağım başımı daha çok yukarıya kaldırmama sebep oluyor.
  7. Karunluğumu toprağa gömüyorum bu yolda, İsa’mı tekrar, tekrar göğe kaldırıyorum. Yüce olan Rabbime sonsuz selam olsun. Biliyorum ki Sen her yerdesin Rabbim ve hiç görünmezsin. Musa’nın duasından biliyorum. (Araf; 143-144).
  8. Kimsesiz yalnızlığımı daha çok duyumsuyorum, çünkü yola aşığım, tek başıma kendi Kerbela’ma gidiyorum, kalemim mütemadiyen tutukluk yapıyor ve geleceğe kalmayacak yazılar kaleme alıyorum.
  9. Memlekete döndükten sonra yapacağım ilk şeylerden biri hamama gitmek olacak inşallah.

10.  İmandan daha büyük bir nimet yok. İmanın kıymetini hakiki iman sahipleri bilebilir ancak. Kıyamete kadar bilmem ne kadar insan içinde hem talihliyim hem de talihsizim. İmansız olanlara göre talihliyim, öte yandan iman derecesi çok yüksek olanlara göre… Peygamber imanına sahip olmak gerek.

11.   Dua: Allah’ım ruhuma muazzam hüzün ve sıkıntılar, sarsıcı acılar, kutsal ateşler, sürekli kanayan içsel yaralar, mütemadiyen fokurdayan akli volkanlar bahşet. Ali’nin kuyusuna benzer bir kuyu aç ruhumda. Bütün bir hayatım kuyudaki sesimin yankısını bastırmakla geçsin. Ali başkalarına anlatamadığı dertlerini, sıkıntılarını ve sırlarını kuyuya anlatırmış, yani içini dökermiş iç geçirerek. Böyle bir kuyu aç ruhumda ve böyle bir kuyuya uygun bir insan kıl beni. Gece sessizce geleyim kuyumun başına.

12.  Arkadaşım iç yaralayıcı mersiyesini okumaya başlıyor. Hatırlıyorum, Vadius-Selam’dan, Sar Resulullah. Bu kan üzerine.

13.  Katıksız yanmak aşk ateşinde, başkasının olma ihtimalinin dahi olmaması demektir. Yalnız doğmak, yalnız yürümek, yalnız ölmek… Hep görünmez Rabbinin huzurunda, aşikâr kılınmak.

14.   Saat yedi kırk dokuzda soluğu altı yüz birinci direkte alıyoruz. Düşünüyorum, şu manzarayı, doğayı ve tekmil varlığı Allah’la görüp Allah’la seviyorum.Kerbela Yürüyüşü 2012

15.  Yürüyüşçüler daha çok Irak’tan gelmişler. Sonra İran, Azerbaycan, Suudi Arabistan, Bahreyn, Türkiye…

16.   Tarihi bana anlamlı ve çekilir kılan Ali gibi bir şahsiyetin çıkmasına sebep teşkil etmesidir. Tabii, Ali’den evvel Muhammet Peygamber gelir. Bütün insanlığın göz bebeği, peygamberlerin incisi, Muhammet, sana salât ve selam olsun ey en güzel insan.

17.  Kerbela yolu, yeryüzünden ahrete açılan gizli görünmez meşakkatli bir tünel. Herkes bu tünele giremiyor, girenler de kolayca tünelin sonundaki Hüseynî fenere ulaşamıyor ve bu tünele giren bir daha çıkmak istemiyor, yeryüzünden ahrete bu tünelden irtihal etmek istiyor.

18.  Yezid’in hakkından ancak Hüseyin gelebilirdi.

19.  Dün beyaz bir kuzu görmüştüm, bugünse siyah bir kuzu görüyorum. İnsanların kuzularla Kerbela’sına yürümesi, ilginç. Kurban edeceklerdir muhtemelen kuzuları.

20.  Altı yüz kırk altıncı direkte mola verdik. Yüzükoyun uzanıyorum, genç bir çocuğa sesleniyorum, gelip masaj yapıyor. Ayaklarımı üst üste koyup bastırması iyi geldi.

21.  Mahzun ve sıkıntılı bir mezarlık olabilirdi Kerbela. Hak geldi batıl zail oldu, zaten zail olacaktı da. Bunu yine gördüm burada, Kerbela’da.

22.  Arkadaşım anlatıyor. Yolun kenarındaki halıları, kilimleri yıkamıyorlar, eve götürüp saklıyorlar, Hüseyin’in misafirlerinin ayaklarının altındaki toz bize şifadır teberrüken, diyorlar, bu eşyaları getirenler.

23.  Bir gence, çay işareti yaptım, başını salladı. Geliyor çay. Her şey uzandığım yerde oluyor. Çayımı içiyorum. Pekmez gibi, çaylarına alışamadım bir türlü ama.

24.  Grupla mola verdik. Herkes toz-toprak içinde halıların üzerine uzanmış, yorgun ayaklarını salmış. Doğallık ve gaye... Kimse halinden şikâyetçi değil. Yorgunluktan uyumama ramak kaldı.

25.  Rabbim, ruhumla buluşuyorsun Kerbela yolunda, benim için. De ki, düğün hediyesi olsun bir başına yanmak, yol almak, yürümek. Bilenler hep sustu. Bilmeyenler seslerini çoğalttı zahirde. Ne olacak!

26.  Bir Ehle dâhil olacaksam, bu Ehli Hak ve Hakikat olsun. Hak, kaynak; hakikat, merkez…

27.  Bir çöl aslanın bitmeyen intizarıdır Ali.

28.  Din bütünüyle samimiyettir, diyor Peygamber. Din, yani aşk, hak hakikat aşkı, Allah. Bu insanlar da inançlarında samimi. O zaman nedir samimiyetin ölçüsü?

29.  Kendi isteğimle istem dışı yaratılan varlığımdan feragat ediyorum. Çünkü varlığımdaki yokluğu buldum, fenalıktaki bakiliği temaşa ettim.Kerbela Yürüyüşü 2012

30.  Aşkın güzelliği, ıstırabının benzersizliğiyle paralel… Bana ait, bana özgü olan ıstıraplar derinleşip katmerleştikçe hakiki aşka daha çok yakınlaşıyorum.

31.  Dua, ömrüm, hayatım, hak yolunda feda olsun.

32.  Hemen girişe bıraktım yorgun bedenimi. Masaj. İmkân olsa saatlerce masaj yaptıracağım Muhammet’e.

33.  İsa ve Hüseyin... Acının ve kanın kutsadığı iki şahsiyet.

34.   Koşmak istiyorum, eskiden olduğu gibi. Soluksuz ve uzun koşmak, arkama bakmadan, İstanbul’u hatırlamadan, kayıplarımı düşünmeden…

35.  Musul, Karakoyunlu Türkmen Gayıb’ın verdiği bilgi. Kerbela’ya üç koldan geliniyor. Necef, Bağdat ve Helle. Gece yürüyen insanların şimdi nerelerden geldiklerini daha iyi anlıyorum.

36.  Dua: Allah’ım, hayatı hakkıyla ve hakiki manasıyla yaşamayı nasip et. Senin istediğin gibi, razı olacağın bir hayat bahşet.

37.  İnsan olmayı ihsan et Rabbim.

38.  Arkadaşım bir alıntı yapıyor. Akıl her insanın kendi peygamberidir. Bu manada bir söz sarf ediyor.

39.   Terliğim çalındı, dedi adam. Arkadaşım düzeltti kibarca. Çalınmadı, kaybettin, dedi. Adam, mahcup utangaç, evet, dedi, kaybettim.

40.  Yolun üzerinde kesilmiş deve görüyorum. Derisi soyulmuş, parçalara ayrılmış. Belli ki Hüseyni konuklar için kurban edilmiş. Sandım ki dolunay düşmüş bir çocuğun kalbine, paramparça etmiş düşlerini.

41.  Tahin helvalı hurmaları yemek bir başka oluyor, tadına doyulmuyor.

42.  Aşuradan evvel cellâtlarına imam olan Hüseyin’in hissettiğini hissetmek, bildiğini bilmek. Tabii, hissettiren hissettirirse, bildiren bildirirse…

43.  Arkadaşım rakamların sırrını öğretiyor bana. Tebessüm ediyorum. Saat, 10: 33.

44.  Buralara, bu topraklara güneşin en dik açıyla gelmesi, aynı zamanda buraların dünyanın merkezi, olaylarının yeri olduğunu da gösterir. Dünyanın diğer yerleşim yerleri, güneşin diğer vakitlerine tekabül eder. Güneş, Mekke’de doğmuştur, buralarda öğleyi bulmuştur, sonra Rusya üzerinde ikindiye durmuştur, akşam ve yatsıyı Batı’da, Avrupa ve ABD’de geçirmiştir. Arkadaşım ne yazıyorsun, diye bana soruyor. Bunları okuyorum ona. Tebessüm ediyor.Kerbela Yürüyüşü 2012

45.  Yolun kenarında Kerbela olayını anlatan temsili bir resim görüyoruz. Her şey anlatılanlar gibi canlandırılmış. Hüseyin ile birlikte bir avuç insanı çembere alan Ömer İbni  Sad’ın kalabalık ordusu. Sonra Ömer’in aşere mübaşşereden Sa’d İbni Vakkas’ın oğlu olması.

46.   Sağ ayağım çok kötü, üzerine basamıyorum, topallayarak yürüyorum. Arkadaşıma ayağım çok fena, diyorum. Yapacak bir şey yok, yürüyeceğiz, diyor.

47.  Sekiz yüz altıncı direk. Saat, 11: 48. Arkadaşım dert yanıyor. “Şiilik özellikle görmezlikten geliniyor, dünyanın hiçbir yerinden hiçbir haber ajansı yoktur burada. Oysa burada tarihi bir olay yaşatılıyor hem de milyonlarca insan tarafından. Ama haber yapmıyorlar, bizden korkuyorlar çünkü.” Arkadaşıma hak veriyorum, gerçekten de hiçbir haber kanalı ya da gazeteci yok ve burada önemli bir olay oluyor.

48.  Bir grup kadın çocuklarını bir kamyonete koymuşlar, kendileri yürüyerek geliyorlar kamyonetin arkasından. Kamyoneti etrafını kalın bir sicimle çevirmişler, onun dışına çıkmıyorlar, birbirlerini kaybetmemek için. Sonuçta evlatları kamyonetin içinde... Bir çocuk dikkatimi çekiyor. Kamyonetin ortasında bir tahtanın üzerine oturmuş, krallar gibi. Arkadaşım söylüyor, çocuk her yerde çocuk, diyor.

49.   Bir çocuğun koştuğunu görüyorum. Onunla birlikte bütün özlemlerim koşuyor. Onunla koşmak isterdim.

50.  Arkadaşım kendi özel hayatından anlatıyor. Azeri bir kıza âşık oldum, o da Şii. Bana seninle cehenneme bile gelirim, demişti ama bizim mahalleye dahi gelmeyi kabul etmedi.

51.  İç dehlizlerimdeki boş testileri Kerbela aşkıyla dolduruyorum. Gözyaşı ve hüzün, yoksulluk ve yoksunluk.

52.  Peygamber torunları Fırat’ın kenarında susuzluktan çatlarsa, muhasara altında…

53.  Abasına yamanmış Hızır, Musa’ya bakıp hayıflanıyor: Hiç unutulmuyor ıstıraplar. Kim bilir daha kaç nesil boğulacaktır Kerbela çölünde dökülen kanda.

54.  Aynı sahne: Babasının ellerinde, boğazına saplanan okla şehit olan altı aylık Ali Asgar, Hüseyin’in en küçük evladı.

55.  Kana bulanıyor fıtratım. Kendime kızıyorum. O devrin değil, bu devrin kalıbıyım. Kan çanağı olsaydı gözlerim, hiç böyle yollara düşer miydim?

56.  Burada sadece hüzün, sıkıntı, dert, keder ve kor gibi yakıcı aşk var. Sabır taşının çatlaması işten değil hani.

57.  Arkadaşım anlatıyor. “Her yer nasıl da değişmiş. Geçen yıl geldiğimde bu evler bu kadar değildi. Bir senede bu kadar değişmesi ilginç...” Bana dönüp soruyor. “Ben de bu kadar değiştim mi?” Hüzünle bakıyorum arkadaşımın bu sorusuna.

58.   Sekiz yüz kırk beşinci direk. Mola veriyoruz. Açık alanda bir halı üzerinde kılıyoruz namazı. Bir şeyler yiyip içiyoruz. Yüz elli beş direk kaldı, bugün yürünülmesi gereken. Ondan sonra sabah namazına kadar istirahat… Bugün üç yüz direk yürümüşüz. Eder on beş km, beş saatte.

59.  Şu doğal ve yoksul ortam içinde toz toprak içindeki halılara oturmamız ve ihsan edilen çeşit çeşit yemekler, içecekler bana çocukluğumu hatırlatıyor. Böyle bir ortamda geçti çocukluğum.

60.  Her çadır, ayrı bir imtihan yurdu, bir tecelli membaı…

61.  Meşakkatin böylesini hiç görmedim. Kerbela yolunda, bütün bir hayatımı düşünüyorum. Yok böyle bir şey. Yalnızlığım dip yapmış, tavana vurmuş, mezada düşmüş. İnsan hayatında kaç defa yalnız ölür ki. Burada her an sayısız defa yalnız ölüyor insan.Kerbela Yürüyüşü 2012

62.  12: 45. Ehli Beyt’ten geri kalan esirlerin Şam’a götürülüşü temsil eden tiyatro gösterisi izliyoruz ayaküstü.

63.  Cenazemden rengârenk pullar dökülüyor yol aldıkça. Simsiyah noktalar düşüyorum, bembeyaz noktalarda uçuyorum. İki rengin kardeşliğinde yol alıyorum, kendi ukbama. Gönül verdiklerim, gönlümden geçirdiklerim, gönlümü kıran gönüldaşlarım.

64.  Bu zorlu yolda, güzelliğin en muteber yollarını yüzüme süren Rabbim, ömrümü hayırlı, yolculuğumu bereketli kıl.

65.  “Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Yükünü senden alıp atmadık mı? O senin belini büken yükü. Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi? Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul, yalnız Rabbine yönel.” Yine İnşirah suresine yakalanıyorum, İnşirah suresini yaşıyorum. Zaten İnşirah ile çıkmıştım kendimden, yol göstericiliğinde.

66.  Yaşamın bir sırrı varsa, o burada, Kebela yolculuğunun bin bir türlü olan meşakkatinde, zorluğunda. Bu sırrı arıyorum, sırra ermeden dönmek yok. Kaç defa uçağa atlayıp memlekete döneyim dedim, bu basit bir yolculuk değil, hak hakikat için çıkılmış içsel bir yolculuk, ölmek ve dönmek yok, dedim sonra kendi kendime.

67.  Beni Sen de arıyorsun Allah’ım. Seni bulmamı istediğin için çıkardın beni yollara. Sende bir ben var, sade Sana benzeyen. O bene iltica edip tekrar sana dönmek yeryüzü sürgünlüğünde.

68.  Aşura’dan Erbain Kerbela, kendini bütün varlığıyla adamak Ehli Beyt davasına.

69.  Kaderimle Kerbela’nın kesiştiği yerde susuzluktan ölüyorum, can çekişiyorum.

70.  Kalbimle beynimdeki uçurumlar Kerbela yolunda kapanıyor, her ne hikmetse.

71.  Onlar burada, bu yolda kalacaklar, ben yoluma devam edeceğim. Yürürken kurduğum yolculuk düşünü arkadaşıma söylüyorum. “Biraz da Uzak Doğu’nun yolunu tutalım.” “Sen uçmuşsun” diyor, tebessüm ediyor. Uçmak, hep istediğim.

72.   Concorde Meydanı’nda böyle bir çimenliğin üzerinde sırt üstü uzanmıştım geçen yaz. Mevsim farkı, o zaman yazın en sıcak zamanlarıydı, şimdi ise kış, ama oldukça günlük güneşlik güzel bir hava var.

73.  Arzularımdan kaçtım, nefsime savaş açtım, bu yolda buldum kendimi. Kış ortasında terliyorum. Her yer yiyecek ve içecekle dolu, yine de açlık çekiyorum. Sıvının her türlüsü mevcut, susuzluktan ölüyorum. Bir daha dünyaya gelmeyeceğimi biliyorum.

74.   Burada ne kadar çok çocuk var. Tatlı bir çocuk daha görüyorum, ismini soruyorum, Hasan, diyor.

75.   Tarihin ayak izlerini görüyorum, kanlı ve mahzun, gaipten çalınmış bir dilim mahşer, tarifsiz, benzersiz, asılmış.

76.  Kerbela yoluna düşmüş bir balçığım, ayaklar altında ezilmeye müstahak. Vakti geldi mi kan gülleri boy verecek balçığın içinden.

77.   Dokuz yüz yirmi ikinci direk. 13: 54. Sadece yetmiş dokuz direk kaldı.

78.   Terliklerimi çıkarıp çıplak ayakla yürümeye başlıyorum. Biraz yürümüştüm ki, birisi, zemin ayaklarına zarar verir, giy terliklerini diyor, giyiyorum terliklerimi. Çıplak ayakla yürümek iyi geldi.

79.   Bir kontrolden daha geçiyoruz. Polisler üzerimizi arıyor, öyle geçmemize izin veriyorlar.

80.   Her şeyi unutuyorum bir anlığına. Ne düş kurmuştum bir zamanlar ne uzun ya da kısa emellerim vardı dünyaya dair ne de yarına dair bir beklentim var.

81.  Dokuz yüz yetmiş beşinci direğe ulaşıyoruz. Saat, 14:49.

82.  Başım yerde. Neden? Utanç mı? Yoksa bir şeyi mi arıyorum yerlerde? Küskünlük mü, sitem mi? Unutmak, unutulmak sonra…

83.  Çöle düşmüş bir aslan gibiyim. Kurt-çakal ulumaları eksik olmuyor içimden. Nefsim yılan olup diş biliyor bana.

84.  Arkamda kal dünya, hiç öne çıkma. Suya düşen bir gül gibiyim şimdi Kerbela yolunda. Belirdim, hepten kaybolmak ilmindeyim.

85.  Bir an evvel bu yolu bitirsem, arzularımı tüketsem, düşlerimi kurutsam, diyorum. Bu yolun yolcusuyum artık, kabul biliyorum yorgunluğumu, kabule sayıyorum meşakkatimi. Rabbim Senin ruhuna iltica etmeyi nasip et. Bunun için sağlam ve kuvvetli bir irade ver.

86.  Nedir misyonerlik? Tek gerçek, benim inandığımdır. Her şeyi sorgulamaya başlıyorum. İnancımdaki yanlış fikirleri ayıklayıp, eksik olanları çıkarıyorum ve boşlukları dolduruyorum. Şialık bana ne olmam ya da olmamam gerektiğini öğretti. Sonra İslam’ın evrensellik mesajının ne manaya geldiğini öğreniyorum. İç çatışmaları tutarlı biçimde açıklamayan ya da gideremeyen hiçbir fikir evrensel değildir.

87.  En güzel ve makbul dindarlık, sessiz yürümek, tefekkür ederek…

88.  Hakiki hakikatler hiç tükenmezmiş, yola düşünce anladım, can verirmiş canından geçene, geç anladım. En güzel kokusunu sonra saklarmış tebessüm ederken, can çekişirken, solarken.

89.  Gözyaşlarım yokluğun kıyılarına vuruyor, sessizce yürümek gerektiğini hatırlıyorum. Hani Ebuzer has adamımdı, hiç unutmamalıydım Rebeze Günlüğü’nü.

90.  Modernizm, Allah’ın ahsan-ı takvim üzerinde yarattığı şahsiyetli insanın yeryüzünün şahikalarından indirip eşyanın kölesi bireylere dönüştürme ideolojisidir.

91. Lanet okuyan, taraf değil, taraftardır, yani fanatik.

92.   Ehil mevzusuna açıklık getirmek gerekir. Resulullah, Allah adına Ehli Hakikat sancağını açmıştır, isteyen istediği şekilde girebilir, tabii, Kur’an’a tabii olarak. Örnek alınmasını gereken, takip edilmesi gereken, yolundan gidilmesi gereken tek bir insan vardır: Muhammet. Başka bir fikri de kabul etmiyorum. Benim inancım böyledir. Şii Ehli Beyt, bu sancağın altına giriyorsa ve imam olarak Hazreti Muhammet’i kabul ediyorsa, başım gözüm üstüne. Peygamber torunu dahi olsa başka bir başı ya da imameti kabul etmiyorum. Hüseyin, Ehli Beyt’i temsil ederek, Rasulullah’ın açtığı Ehli Hakikat sancağının altına girebilir.

93.  Her abdest aldığımda kanlaşıyor benliğim, karıncalanıyor bedenim. Arap rakamlarıyla 1001 görünce çok seviniyorum. Saat, 15: 06. Bu anı yaşamak varmış. İmkânsızı başarmak bunun gibi bir şey olmalı.

 

Faik Öcal yazdı

Kerbela yolculuğunun birinci gün notlarını okumak için tıklayınız.

Güncelleme Tarihi: 23 Şubat 2012, 22:59
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20