Ellerinizi kana değil mürekkebe bulayın

Ankara-Keçiören Belediyesi, güzel bir gayret ile dünyadan hattat ve nakkaşları Ankara’da sanatseverlerle buluşturdu.

Ellerinizi kana değil mürekkebe bulayın

Ankara-Keçiören Belediyesi, güzel bir gayret ile dünyadan hattat ve nakkaşları Ankara’da sanatseverlerle buluşturdu. 15-16 Mayıs 2015 günlerinde gerçekleşen etkinlikte İngiltere’den Sabah Arbilli, Türkiye’den Muhammed Mağ, İran’dan Ali Mirabadi, Babek Hejazi ve Maryam Norouzi sanatlarını icra ettiler. Hat ve tezhib ile ilgili farklı bir temaşa keyfi sunan etkinlikte hattatlar ve nakkaşlar hat ve tezhiplerini sahnede devasa tuvallere nakşettiler. Ayrıca çok hoş bir sürprizin daha bizi beklediğini gördük. Üstad Hasan Çelebi de aramızdaydı.

İslam sanatlarının gelişmesi için neler yapmak gerektiğine değinen Hasan Çelebi şunları söyledi: “İslam sanatlarının gelişmesi için 3 şey gereklidir. Birincisi umeranın himayesi gereklidir. Devlet büyüklerimiz, idarecilerimiz bu sanatları himaye edeceklerdir gelişmeleri için. İkincisi ağniyanın iltifatı gerekir. Zenginlerin bu sanatlara ilgi göstermesi elzemdir. Üçüncüsü de fukaranın muhabbetidir.” İslam sanatlarının İstanbul’da daha çok ilgi gördüğünü, iltifat edenleri ve sevenlerinin daha çok olduğunu ifade etti üstad.

Daha sonra hattatlar Muhammed Mağ ve Sabah Arbilli çıktılar sahneye. Sahne boşaltıldı, bembeyaz bir tuval getirildi sahnenin orta yerine. Artık nefeslerimiz tutulmuş, sanatın icrasını temaşa edecektik. Güzel bir müzik eşliğinde fırçalar bir bir dokunmaya başladı tuvale. Heyecanı artıran müziğin temposu muydu, bir tuvalde iki fırçanın çalışması mıydı yoksa fırçaların çıkardığı hışırtılar mıydı bilemedim. Fotoğraflarını çekmek için yaklaştığımda iki hattatın da ter içinde kaldıklarını gördüm. Kolay değil, sahnenin iki başına konulmuş kocaman bir masanın üzerindeki boya kutuları ile tuval arasında koşturup durdular.

Etkinliğin ikinci gününde ise bu sefer İranlı sanatçılar Maryam Naoruz, Babek Hejazi ve ali Mirabadi tuvalın etrafında pervane oldular. Tuvalin zemini tamamlanıp harfler meşk edilmeye başlayınca “Sulh-u Cihan” yazacakları anlaşıldı. Her ne kadar 'cim’in noktası henüz yok ise de gidişat ve programın adı bunu bize çağrıştırıyordu. Üç sanatçı tuvalin etrafında pervane gibi dönerken eserde farklı mesajların yer alacağı hissediliyordu.

Tablonun sağ alt köşesinde sanki kanlar içindeymiş gibi kırmızıya boğulmuş kitap sayfaları yerini aldı. Adeta bu kitap yaprakları kanlar içinde çırpınırken sanatçılar da barış mesajını bütün cihana haykırabilmek için çırpınıyordu. Sulh diye haykırıyorlardı. Vaveyla içinde cılız bir sese dönüşse de “sulh” sesi fark ediliyordu.

Sanki bu sulh çığlığı ve bu gayret, bu çırpınma olurken dumanlar yükseliyordu Şam'dan, Musul’dan Aden’den, İslamabad’dan. Sanki sesler birbirine karışıyordu harflerin birbirine karıştığı gibi. Anneler ağıt yakıyor, çocuklar canhıraş feryatlarla koşuyordu. İslam dünyası kan içinde. Ve sanat erbabı barış çağrısı yapabilmek için kan revan içinde. Ellerinden dirseklerine sızan boyalar yere damlıyor. Elinizi kana bulamayın, mürekkebe bulayın ne olur der gibiydiler.

O tuvalde harfler harp düzeni almıştı sanki. Ve fakat bir kuğuya benzeyen esas hat kanlardan kaçıyor, başını selamete çevirmiş sahil-i selamete ulaşmaya çalışıyordu. Kandan ve gözyaşından kurtulma gayretiyle sanatçılar gökyüzüne çiçekler çiziyor, bulutlara mûnis bir çehre kazandırmaya çalışıyorlardı. Oysa aynı anda Bağdat’dan, Filistin’den, Aden’den, Şam’dan, Musul’dan dumanlar yükseliyordu.

Hayallerimiz ve hayatlarımız da keşke böyle fırça darbeleri ile şekillendirilebilseydi diye düşündüm. Kim bilir belki de fırça darbeleri ile şekilleniyordu hayatımız. Fırçayı kimin eline verdiğimiz ve önüne hangi boyaları koyduğumuz da önemliydi elbette.

Nihayet çırpınışları bitti erbab-ı sanatın. Ortaya çıkan mesaj yüklü tablolarının önünde son pozu vermeden önce son eksiği hep birlikte tamamlamalıydılar. Dedim ya 'cim'in noktası eksikti. Ve 5 sanatçı ellerini mürekkebe boyadılar renk renk. Parmaklarıyle hep beraber 'cim'in altına bir nokta yaptılar hayatın bütün renklerini taşısın diye. Kırmızı, sarı, mavi, mor, yeşil… Bütün renkler bir araya 'cim'e bir nokta çizdiler. Ve okundu artık “Sulh-u Cihan”, son mesaj da böylece güçlü bir şekilde verilmiş oldu: “N'olur ellerinizi kana bulamayın, mürekkebe bulayın."

 

Kerim Güzelgönül haber verdi

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2015, 11:27
YORUM EKLE

banner19