Edebiyat Mevsimi müthiş başladı

Pazartesi günü Edebiyat Mevsimi Festivali başlıyordu ve o gün okul vardı. Dedik ki, 'okulu kırıp Türkiye Yazarlar Birliği'ne gidelim..'

Edebiyat Mevsimi müthiş başladı

Sabahleyin okuldan tanıştığım Beyza ile buluştuk. Henüz vakit erkendi ve kahvaltı etmemiştik. Ağa Kapısı’na gittik, belki kimse yoktur diye düşünmemize rağmen şükür ki, yanıldık ve o dik yokuşu boşuna çıkmamış olduk. Orada kahvaltımızı ettikten sonra yürüyerek Sultanahmet’e geçtik. Başlamış olmalıydı, çünkü saat 10 civarıydı.

Programa ilgi yüksek!

Gittiğimizde umduğum gibi kalabalıktı, bu yoğunluk içime bir ferahlık vermişti. Mehmet Doğan’ın tam da eline mikrofonu alırken denk gelebildik. Konuşmasını harf inkılabıyla başlatmıştı. Bu yenilikle birlikte kelimede fakirleşmeye başladığımızdan bahsetti. Ertuğrul Günay’ın gelemeyeceğini bildirip kimi dokundurmalarda bulundu. Geçenlerde 60. yılını kutlamış olan Opera ve Bale’nin programının çok abartıldığını ve fakat kendi Klasik Türk Müziği topluluğumuzun üvey evlat muamelesi gördüğünü söyledi. Batı kültürüne gereğinden fazla ehemmiyet verildiğini, diğer ülkelerden çok daha fazla önemsediğimizin üzerinde durdu.

Edebiyat Mevsimi FestivaliUsta yazarımız sahnede

Hemen sonrasında Harun Yöndem, Rasim Özdenören’i konuşmaya davet etti. Usta yazarımız elinde bir metinle geldi ve aslında bunu pek yapmadığını, sadece bir anda düşüncelerini kağıda döktüğünü söyledi. Düşünmeden, ‘pat’ diyerekten de çıkarmadığını da belirtti. Herkesin dilinde dolaşan ‘yazar’ın özelliklerine, yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulundu Özdenören. Yazarın aynı zamanda okurun kendisi olduğunu, okumanın da insanda ve nesnede bulunan içkin bilgiyi ortaya çıkarmanın bir durumu olduğundan söz etti. Okumanın biçimlerinden, herkesin okuyuş şeklinin birbirine benzemediğinden söz açtı. Bir ressamın, resim yaparak okuduğunu ifade ettiğini; bir müzisyenin şarkıyla okuduğunu ifade ettiğini söylemiş oldu. Yazarın, dünyayı kelimelerle yansıtan olduğunu, dünyayı okuyan adamın da yazar olduğunu söyledi. Bu durumda yazarla okuru eş anlamlı tuttu ve okuyucuyu da kendine göre hem okur hem de yazar kapsamına aldı.

Ancak işi (okumayı, yazmayı..), onu yapmaya istidadı olan kişinin yaptığını da söylemeden geçmedi. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki Raskolnikov’u misal göstererek, onun yaptığı cinayeti istidatlı olduğu için yaptığını belirtti. Çünkü Raskolnikov’a bakarsak, meyhanededir ve kadını öldürmeyi düşünür fakat Napolyon’un da bir katil olduğu ancak kimsenin aklına katil olarak gelmediğini, kendisinin cinayet işlerse katil olacağını tefekkür eder, bu çelişkidedir. Aynı vakit yan masadaki birileri de aynı kişiyi öldürmeyi düşünüp sonradan cayarlar. İşte o anda Raskolnikov istidadını gösterir ve evine gider, kadını öldürür. Bu bölümü anlattıktan sonra Faulkner’ın bir kitabında yazarın ekonomik güçe ihtiyacı olmadığını sadece biraz boş kağıt ve kaleme gereksinimi olduğunu, yazarın sadece özgürlüğe kavuşması gerektiğini yazdığını bize kısaca anlatmış oldu.

Edebiyat Mevsimi FestivaliEdebiyatçıları çekip çıkartsak?

Rasim Özdenören'in ardından 2010 Genel Sekreteri Yılmaz Kurt, kürsüye çıktı. Kelama, kitaba bu kadar büyük önem veren insanlara hitap etmekten onur duyduğunu belirtti öncelikle. Birinin ‘Köyleri çekip alsanız geriye ne kalır Anadolu’da?’ lafına benzeterek, ‘İstanbul’dan edebiyatı çıkarsanız geriye ne kalır?’ dedi ve benim özellikle aklımdan çıkarmadığım cümle bu oldu açıkçası.

Kültür AŞ Genel Müdürü Nevzat Bayhan 2010'un etkinliklerinin kamuoyuna mal olamadığını fakat Yazarlar Birliği’nin bu etkinliği ile, Edebiyat Mevsimi etkinliği ile 2010'un duyulmaya başladığını söyledi.

İl Kültür Müdürü Ahmet Emre Bilgili, İstanbul denildiğinde edebiyatın uygun düştüğü Türk kültürünü görebileceğimizi söyledi. 2010 edebiyat mevsimi dolayısıyla İstanbul için önemli bir adım atıldığını vurguladı.

İsmet Özel şiiri okundu

Hemen sonra Kenan Işık, şiir ve metin okumaları ve yorumlamaları yaptı. Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ını ele aldı. Ben şiirde aşk güzelliktir, güzellik aşk bölümlerinin geçtiği yerleri pek bir beğendim. Mevlana’dan, Yunus Emre’den, Fuzuli’den okumalar gerçekleştirmiş oldu.

Ahmet Kudsi Tecer’in şiirindeki ‘aşk bulmaktan çok aramaktır’ bölümü hafızama kazınmış oldu. İsmet Özel’in Münacaat’ını okudu. Sezai Karakoç’un Ey Sevgili’sinden bahsetti. Şiirin beni en derin saran tarafı da ‘af dilemeye geldim, affa layık olmasam da’ mısraları oldu.

Bir ara dışarıya hava almaya çıktık, Asım Gültekin; Ali Görkem Userin ve Osman Konuk’la bizi tanıştırdı. İçeriye girdiğimizde Ümit Meriç konuşmasını yapıyordu, Cemil Meriç’in merkezde bir yazar olduğunu söyledi. Sergi açılışından büyük onur duymuş kendisi.

9541Sergiler açılıyor

Sonra sergi açılışı başladı ve sergileri dolaşmaya başladık. Aynı zamanda Rasim Özdenören’in peşine takılıp onunla da bir muhabbet etmek istiyorduk. Tarık Buğra ve Kemal Tahir fotoğrafı ve eşyalarının bulunduğu odadan başladık. Orada Rasim Özdenören, Tarık Buğra’nın eşi Hatice Buğra ile tanıştı. Kendisi daha önceden tanışmak istemiş fakat gerçekleştirememiş. O sırada biz de Rasim Özdenören’e kitap imzalatmak ve tanışmak istediğimizi söylemiş olduk. Kendisi namazdan sonra olabileceğini söyleyerek sevindirdi bizi.

Ara verildi, saat 13.00 civarından 14.00’a kadar. O sırada çay-kurabiye faslımızı da yapalım dedik. Baktık Rasim Özdenören yemeğe gidiyordu gitmeden bari bir fotoğraf çekilelim dedik, sağolsun kırmadı bizi. Ancak gelince kitap imzalayabileceğini söyledi.

Dışarıda masa sandalye çekip oturalım derken, okuldaki bir hocamızla karşılaştık. Bu ne tevafuk! Kendisinin de bugün dersi bulunmadığı için geldiğini söyledi. Biraz konuştuk kendisiyle. Ardından program tekrar kaldığı yerden devam edecekti ancak biz Özdenören’in gelmesini beklememize rağmen bir onu göremedik yemekten gelenler arasında. İbrahim Tenekeci’yle tanışmaya çalıştık ancak başaramadık. Şiirlerini beğendiğimi söylediğimde hafif bir kızarmıştı yüzü. Zaten konuşmaya da pek fırsat olmamıştı, üzülmüştüm. Tarık Buğra’nın bir akrabasıyla tanışmış olduk. Günümüz gençlerinin kitap okumadığından konu açıldı. Biz arkadaşlarımızdan, o da kendi çocuğundan pay biçerek bir şeyler anlattı. Ardından Hatice Buğra hanım, yanımıza geldi ve tanışmış olduk. Bizi kırmadı ve fotoğraf çekindik hep birlikte.

Şiir, şehir, İstanbul

Şiir Şehir İstanbul programı da başlamış oldu. Ali Ural açılış konuşmasını yaptıktan sonra, mikrofonu Adnan Özer’e verdi. Göçmen bir aile olduklarından bahsetti. İstanbul’a gelmesinin geciktiğini ancak hayatının çoğunun da burada geçtiği söylemeden geçmedi. İstanbul’u sonsuz bir pencereye, internetteki birbiri sıra açılan pencerelere benzetti. Şiirin düzyazıdan daha öncelikli olduğu, Medine’de eskiden çok kullanıldığı konusundan bahsetti. Okuduğu bir kitapta şehirlerdeki mimarinin donmuş müzik olduğunu bizlere aktarmış oldu ve donmuş şairlerin o donmuş müziği çözmeye çalıştıklarını.

Hemen ardından söz, Haydar Ergülen’indi. Adnan Özer’in yaptığı konuşmaya yakın bir şeyler söyleyeceğini belirtti ancak pek de benzemiyordu. Tahminimce mütevazı biri olmalı. Fanatik bir Eskişehir’li olduğunu söyleyerek başladı konuşmasına. Fanatik derken de, hem futbol açısını hem de orada büyüdüğünü kastetti. Gençken ‘Deli Vakti’ diye bir dergi çıkarttığından söz etti. İlk kitabı ‘Karşılığını Bulamamış Sorular’ ODTÜ’de okurken ortaya çıkmış. Haydarpaşa-Eskişehir-İstanbul adlı şiirinden bahsetti. Ergülen, tüm şiirlerini İstanbul’da yazmış. Ardından ‘Cumartesi’ adlı şiirini okudu.

Edebiyat Mevsimi FestivaliSıra Taraf gazetesinde yazan Roni Margulies’e  geldi. Yazarlar Birliği’ni ve yazarlarını çok tanımadığını belirtti. Sonradan buraya Kemalistlerin gelmeyeceğini, Türkiye’nin iki sınıf olduğunu hatırladığını söyledi. Aynı zamanda eğer başörtülü bayanlar yoksa Yazarlar Birliği’nde, oraya gitmemeye söz verdiğini anlattı (burada alkışlar yükseliyor..) İstanbul’da büyümüş, 17 yaşındayken Londra’ya gitmiş ve kolejde okuduğundan kaynaklanıyor olsa gerek, kendini kibirli bulduğunu anlattı o zamanlar için. Kimseleri tanımıyor imiş gittiğinde. Şiire orta okulda başlamış ancak, Londra’ya gitmemiş olsa idi şiiri belki de bırakmış olabileceğini de söylemeden geçmedi.

İstanbul’da kendisini yabancı olarak tanımlasalar da, o kendisini İstanbul’un yerlisi gibi hissedermiş. Çünkü bir Osmanlı mimarisinin ayrıntılarını, nereden geldiğini bildiğini aktardı. Fakat Londra’da aslen kendini yabancı hisseder imiş.

Geçenlerde yaşadığı bir olayı da bize anlatmış bulundu. AKP’li bir milletvekiline ‘aptal’ dediği gerekçesiyle kendisine dava açılmış. Sonradan aklına gelmiş ve yazısına tekrar baktığında üstelik ‘aktif aptal’ diye hitap ettiğinin farkına varmış. Çünkü milletvekili, Kürt açılımına karşı çıktığından böyle bir tabir kullanmış kendisi ve ilk celsede bitmiş dava.

Ayrılma vakti

O hala konuşmasını yaparken benim eve geç kalmamam gerekiyordu, saat 16.00- 16.30 civarıyken çıktık Yazarlar Birliği’nden. Kapının önünde Tenekeci ve birkaç kişi vardı. Tekrar gittiğimizde yanına, pek kendisinden bahsetmeyi sevmediğini söyledi, bu nedenle içeride bizimle uzak mesafede bulunduğunu belirtti. Biraz konuştuktan sonra vaktin ilerlediğini tekrar fark ettik, selamlaştıktan sonra oradan uzaklaştık.

Tam da umduğum kadar olsa gerek, edebiyat dolu bir gün geçirdim. ‘Mutlu musun şimdi?’ derseniz, ‘Evet, hem de çok’ diye cevap verebilirim.

Fotoğraf Galerisi: http://www.dunyabizim.com/gallery.php?id=130

 

Elif Karacan o gün mutlu idi

Güncelleme Tarihi: 12 Aralık 2009, 10:52
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Alper
Ahmet Alper - 9 yıl Önce

Orada olmayi ve böyle bir yaziyi kaleme almayi cok isterdim...Istanbul ve Edebiyat...tarifi kelimelere sigmaz...ne diyebilirimki....

Makbule Gülsüm Aydoğan
Makbule Gülsüm Aydoğan - 9 yıl Önce

Daha iki gün önce can dostum, güzel insan Hilal'le birlikte -sınavlara rağmen- okulu kırıp festivalin bir ucundan görme hayalleri kuruyorduk. Bir ucundan diyorum çünkü mekanla bulunduğumuz yer arasındaki kat etmemiz gereken yol bize bir ucundan görme şansı veriyordu.Ve bu kat etmemiz gereken yol yüzünden 'bir başka bahara inşallah' cümleleri kurduk. Ne yazık bize. Elif kardeş hayal ettiğimiz gibi güzel bir gün geçirmiş, ne mutlu gerçekten. Bir gün o yollarda görüşürüz inşallah.

beyza nur AKTAŞ
beyza nur AKTAŞ - 9 yıl Önce

anlatılaN YAZIDA BİR KEREDE İS MİMİN GEŞMİŞ OLMASIYLA..yorum yapma isteği duydum.tebrikler kankime..

banner19