banner17

E. Akyavaş'ın düşünü kim yordu?

Bir rüya, o rüyanın garip yorumu ve Bilge Karasu'ya gönderilmiş bir mektup... Gönderilmiş ama ulaşmamış bir mektup. Süleyha Şişman yazdı..

E. Akyavaş'ın düşünü kim yordu?

Erol Akyavaş’ın bir düş notu ve mektubunu ç-alıntılıyorum: Eş-Şeyh Muzaffer Ozak Efendi’ye yorumlattığı bir rüya ve muhatabı Bilge Karasu’ya ulaşmayan bir mektup... Gerçekten de çalıntılı-yorum oldu: İki ç-alıntı bir yorum.

Erol Akyavaş'ın Düş notu
(+)

“çekilsin/ sürgüsü düş kapının/ muhayyel cumbanın/ insin/ düş kepengi/ ve kapansın perdesi/ düş kapaklarımın/ uyusun/ uyusun/ uyusun”

Enis Batur’un “Erol Akyavaş’ın Bir Düşü Hakkında Ön Çıkma”sının yanında yayınlamış (Önce Sanat Dünyamız’ın 72. Sayısında sonra Batur makalelerinden derlenmiş “İmleri Kim Dinler?”de) Akyavaş’ın el yazısıyla düştüğü düş notunu ç-alıntılıyorum. Arşivden taranmış düş sayfasını büyüteçle okudum, Erol Akyavaş’ın karakterleriyle –tadında- uğraşlar sonunda bir transkripsiyonunu yaptım.

Düş notu:

 “Çöl veya tarla gibi boş bir yerdeyim. Derken çok büyük çınar misali bir ağaç beliriyor. ‘Allah, Allah! Bu da nerden çıktı!’ diye ağaca bakarken, birden ağaçta bir parıltı, bir cisim, bir vücut beliriyor ve ağaçtan bir şey alıp, benim önüme süzülüp geliyor. Rüyamda korkuyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Derken o parlak vücut bana doğru bir şey uzatıyor ve “Korkma! Al.” diyor. Bir defa söylüyor, fakat çok net ve kesin. Daha çok korkuyorum ve bana uzattığı şeye bakıyorum. Göremiyorum, zira o an gözüme ayna tutulmuş gibi dayanılmaz, dehşetli bir parlama geliyor. Ve uykudan gözüm kamaşarak veya gözüm kamaştığı için uyanıyorum. Bu kadar. Yataktan fırladım, kalktım. Allah, Allah diyerek. İlona tabîi kalktı ve ‘Herhalde son zamanlarda bu nevi okuduğun kitapların tesiriyledir.’ dedi.

Erol AkyavaşHerhalde öyledir, dedim ama pek rahatsız, pek karışık bir haldeydim. Sabah 8:30-9:00. O vakte kadar hayatımda rüya tabiri yaptırmadım ve böyle şeyleri de hurafe olarak kabullenirdim. Derken aklıma Amerika’dan da tanıdığım, beni seven, Halvetî/Cerrahî şeyhi Muzaffer Efendi’nin sahaflardaki dükkanına gitmek geldi ve saat 10’da oradaydım o sabah. Daha kapıyı açıp girer girmez Muzaffer efendi “Gel bakalım! Anlat şu rüyanı!” deyince şaşırıp donup kaldım. Dükkan pek kalabalıktı. Usulca anlattım. Dinledi. Etrafa dönüp “Bakın, sizler de dinleyin. Böyle hayırlı rüya az bulunur” deyip, bana bir kere de hazirûn için tekrarlattı ve “Yapmak istediğin, cüret edemediğin bir şey var onu yap. Emr-i ilahi budur. Emrediyorlar sana. Yap!” dedi. 2-3 senelik araştırmam sona gelmişti artık.”

“15 Ağustos 1984 NY " damgalı mektup:

“Erol Akyavaş Retrospektif Sergi”nin (2000) hazırlık sürecinde sergi ve yayın koordinatörlerinden Serhan Ada malzeme -bilgi, belge, mektup, fotoğraf, davetiye ne varsa- bulmak amacıyla ressamın New York’taki evine gider. Baş tacı edilecek bir keşifle döner: “15 Ağustos 1984 NY " damgalı bir mektup. “Merkezimize ait değildir” ibaresiyle sahibine iade edilmiş. Mavi tükenmez kalemle zarf üzerine işlenmiş bir adres: “Bilge Karasu p.k. 24 Çankaya...”

“Bilgeciğim, birden içimden sana yazmak geldi. Birden seni ne kadar özlediğimin farkına vardım. Nasılsın eski dost? Nasılsın, gerçekten! Ankara’nın kuru, toprak rengi sıcağında gölge arayarak gidip geliyorsun herhalde. (...) Berlin National Galeri’de sergime -eğer yapabilirsem-, yetişebilirse vs. istediğim bir büyük iş var: Miraç. Bu konuyu 400x400x400 bir siyah küp içinde –duvarlar, yer, tavan– işlemek niyetindeyim. Tam 3 yıldır, İslamî kökenli bir resim gibi şeyin peşindeyim. Bir türlü kesin kararlaştıramıyorum. Hâlâ şüphe, kararsızlık, yetersizlik içindeyim. Bir de ayrıca bir İspanyol art publisher’dan gelen bir lito işi var elimde. Tam bir yıldır bekliyor aynı nedenlerle: Hallac-ı Mansur’dan seçmeler. (Şiirler, mektuplar, yazılar vs.) ona paralel olarak Massingnon’un 4 koca ciltlik Hallac-ı Mansur’unu okuyorum. (Bilmem okudun mu? Müthiş bir çalışma sonucu, müthiş bir eser. Tavsiye ederim.) Bütün bu konuları konuşabileceğim tek kişi sensin, milyonlarca sebep sonucu.”

Muzaffer OzakDevamında Akyavaş, Bilge Karasu’dan Paris’te yayınlanan bir dergi için yazı ister. Ve mektup nihayete erer: “Vıcık vıcık rutubetli, fırtınalı, çok sıcak bir beton ormanı, New York. Korkunç. Vücudumun her tarafı sızlıyor, kımıldayamıyorum. Romatizma. Ve tabii yaş. İnanılır şey değil 50’yi geçtik. Hep. Bizler. İçim hava gibi kapkara. Tarifsiz bir sızı var kalbimde.”

Düş notundaki araştırma neydi?

Mektubun büyük bir kısmını ç-alıntılamış olduk. Elbette bu mektup fırça cambazından kalem ustasına yazıldığı için belli bir öneme sahip. İçeriği açısından bakıldığında da Erol Akyavaş’ın kaygılarını dile getirdiği için ehemmiyet arz ediyor. Bir de tarihini bilmediğim düş notunun aşağı yukarı ne zaman yazılmış olabileceğini gösteriyor. Şüphe, kararsızlık, yetersizlik... Belki de bunlar düş notunun sonunda yapmaya cüret edemediğini söylediği şeylerin yazılı ifadesiydi. Mektupta bahsettiği üç yıldır peşinde olduğu İslamî kökenli bir resim neden düş notunda söz ettiği iki üç senelik araştırması olmasındı?

Düşü yorumlayan zatın 13 Şubat 1985’te alem-i cemale irtihal ettiğini göz önünde bulunduralım. Akyavaş, rüyasını bu tarihten evvel 1983 veya 1984’te Türkiye’de sergi açtığı bir vakit yorumlatmış olabilir. Zaten bu tarihlerden itibaren kararsızlığının emr-i ilahi ile teyid edildiğine tereddütsüz inanmışçasına İslamî motiflerle resimler yaptığını görüyoruz. İşte “Kerbela”lar, 1982-1983; “Kimya-i Saadet Serisi”, 1984; “Gazali Serisi”, 1985; “Ferman”lar, 1986; “Miraçname”, 1987; “Hallac-ı Mansur Serisi”, 1988-1989; “Fîhi Ma Fîh”, 1990; “Hz. Ali”, “İnsan-ı Kâmil”, “Lâm-Elif”, “Kâbe”...

Bilge KarasuKarnı-yaran “Labirent”

Erol Akyavaş için labirent temasının ne derece önemli olduğunu biliyoruz. Bir röportajında küçükken kumda labirentler çizdiğini okumuştum. Restrospektif sergi, Dolmabahçe Kültür Merkezi’nde, Batur’un tabiriyle kaçınılmaz olarak “karnıyarık düzende” yani ikiye ayrılarak yerleştirilmişti. Ressamın eserlerinin güzergâhını belirleyecek şekilde bir yanda erken dönem arayışları diğer yanda son yirmi yılda geniş ölçüde üzerine yoğunlaştığı inanç ekseninde yeni buluşları... Batur’a göre serginin neredeyse merkezinde yer alan -yerini Akyavaş’ın belirlediğini bildiğimiz- Labirent, “bir önceki dönemin kayboluş boyutundan, bir sonraki dönemin buluş boyutuna geçişin eksiksiz fazlasız bir simgesiydi.” Labirent içinde bir yandan gize bir yandan da varılması gereken temsili noktaya işaret eder. Labirent’in ortaya çıktığı tarih 1985. Handiyse Erol Akyavaş’ın sancı çektiği dönem hususunda isabet ettiğimize dair bir ipucu olarak okunabilir.

Erol Akyavaş'tan derlediğimiz fotogaleriye göz atmak içn tıklayın

 

Suleyha Şişman sâdık rüya nasib olsa dedi

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2011, 12:10
YORUM EKLE
YORUMLAR
izbasar
izbasar - 8 yıl Önce

Çok güzel bir rüya ve yorumu nakledilmiş.

Zahmetiniz için teşekkürler...

Bu tür rüyalar da azaldı ; yorumlayacak Allah dostları da gözlerden ırak kaldılar...

.
. - 8 yıl Önce

ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM YAZI İÇİN.

suleyha
suleyha - 8 yıl Önce

"düş notu" dediğimiz octobre 21, 1984 NewYork imzalı Erol Akyavaş'ın Ziyad Ebuzziya'ya gönderdiği mektubun ikinci sayfası imiş. Erol Akyavaş ve Miraçnamesi isimli eserde mektubun tamamı var.

banner8

banner19

banner20