Düzgün cümle kuran herkes sinema yapabilir

İstanbul Ticaret Üniversitesi Kültür ve Edebiyat Kulübü olarak, eleştirinin avuçlarına bırakmak istedik beyinlerimizi. Ve eleştirinin önemli isimlerinden olan İslam Gemici’yi okulumuza davet ettik. Esma Torun yazdı.

Düzgün cümle kuran herkes sinema yapabilir

 

 

Olumlu ya da olumsuz olsun hayatın bazı safhalarında, bazı alanlarda eleştiri gereklidir. Eleştiri bazen bir uyarıcı, bir ödül, bir düzeltmedir. Yerine göre dost ya da düşman olabilir. Genel olarak konuşacak olursak, bu iki zıt kavramın en uyumlu harmanlandığı işlerden biridir eleştirmenliktir. Ve yalnızca eleştirmen ya da eleştirilen değildir bazı farkındalıklar edinen. Okuyucu-dinleyici-seyirci de nasiplenir eleştiriden. Biz de İstanbul Ticaret Üniversitesi Kültür ve Edebiyat Kulübü olarak, eleştirinin avuçlarına bırakmak istedik beyinlerimizi. Keşfetmek, değerlendirmek, anlamlandırmak, beyin fırtınası yapabilmek için gerekli gördük bunu. Ve eleştirinin önemli isimlerinden olan İslam Gemici’yi okulumuza davet ettik.

Düzgün cümle kuran herkes sinema yapabilir

Edebiyatçılarımız çoğu zaman, imza günleri düzenleyerek buluşurlar okurlarıyla. Fakat imza günlerinde karşılıklı kayda değer bir iletişim ortamı oluşamıyor. Bu da imza günlerini sahiden adıyla sınırlı kılar. İşte bu durumu sevmiyor İslam Gemici. O gençlerle bir araya gelip sohbet ediyor, anlatıyor, dinliyor, yorumluyor. İslam Gemici, kitabından satırlar okuyup o satırların içeriğini yorumlamayı, tartışmayı sevdiğini söyledi. Onun için anlamlı olan buymuş.

Gemici, bize biraz kendinden bahsetti. Bunu sizlere özetle aktarmak isterim. Kendisi Gaziantep’te doğmuş, büyümüş. İstanbul’a gelmeye karar verdiğinde hayali, dünyanın en büyük yönetmeni, en büyük yazarı olmakmış. Elbette zamanla olamayacağını anlamış. Sinemanın parayla olan ilişkisiyle tanışmış. Tabii senaryo hariç. Bunu da şu sözleri ile açıkladı: “Senaryo yazmak için paraya değil; bir tomar kâğıda ve kaleme ihtiyaç var yalnızca.” Bu yüzden senaryo dersleri vermeye başlamış. Ve senaryoyu öğrencilerine şöyle tanımlamış: “Senaryo; bir kâğıdı ikiye ayırıp bir tarafında görüntüleri-sahneleri, bir tarafında da diyalogları canlandırmak, oluşturmaktır.” O zaman öğrencileri: “Bu kadar basitse neden aylarca ders alıyoruz?” dediğinde ise o görüntüleri, diyalogları oluşturmak için geliştirilmiş yaratıcılığa ihtiyaç olduğunu vurgulamış.

İslam Gemici, düşüncelerini Tarkovsky’den aldığı şu sözlerle destekledi: “Düzgün cümle kuran herkes sinema yapabilir.” Fakat İslam Gemici, Türkiye’de sinemacı olmak için yönetmenin çantasını taşımak, kafasına uymak gerektiğini düşünüyor. O yüzden edebiyata soyunmuş.

Bir toplumun nasıl yönetildiğini anlamak istiyorsanız, onun müziğine bakın!

Gemici konuşmasının devamında kitabından, 4-5 yıl önce yazdığı ve Kadavra filminden söz eden şu satırları okudu: “Batılı toplumların sosyal olarak müthiş bir çürüme içinde olduğu insanımızın dilinde yıllardır söylenir durur. Bu rivayet sonuna kadar doğrudur fakat bu çürüyüşün henüz net bir şekilde belli olmamasının nedeni; ABD, İngiltere, Hollanda, Fransa vs. gibi ülkelerin hala ekonomik olarak güçlü olmalarıdır. Toplumlarla ilgili en önemli ipuçlarını ne verir? Bence sanat eserleri. Yazılan kitaplardan, çevrilen filmlerden, çizilen resimlerden, yontulan heykellerden, dikilen binalardan, terennüm edilen şarkılardan yansır ipuçları.”

Ardından da şunları ekledi: “Şimdiye kadar her zaman söylemek istediklerim bu satırlarda zaten var.” Sonra da toplumları anlamak için sanat eserlerine bakmak gerektiğini anlattı. Ve ben de bu konuda, Konfüçyüs’ün sevdiğim bir sözünü paylaşmak isterim: “Bir insan toplumunun nasıl yönetildiğini anlamak istiyorsanız, onun müziğine bakın.”

Ve İslam Gemici’nin gözünden tiyatroya gelecek olursak şunları aktarabiliriz: Gemici, tiyatrodan pek haz etmiyor. Çünkü tiyatroda duygu olmadığını düşünüyor. Tiyatroyu abartılmış ve olayı-durumu vücudun kaba hareketleriyle anlatan bir dal olarak görüyor. Sinemayı tiyatroya şiddetle tercih ediyor. “Sinemada gözlerle rol yapılır” diyor.

İslam Gemici’nin değindiği bir diğer konu ise, onun tabiriyle, “Zihnimizi ve bilincimizi monitörlere emanet etmemiz”. Gerçekten de her yerde karşılaştığımız acı bir durum bu. Elimizden cep telefonları, ipadler düşmüyor. Gemici de bu duruma oldukça öfkeli olduğundan, artık sokakta başını kaldırıp insanlara bakmıyormuş bile. Ve hal böyleyken biz insanların düşünemez olduğumuzu, iletişimimizin kaybolduğunu belirtiyor.

İslam Gemici bu sözleriyle, hepimizin bildiği fakat uygulamaya geçmeye cesaret edemediği zavallı bir durumu, bir eleştirmen gözüyle bir kez daha masaya yatırmış oldu.

En başta da belirttiğim gibi, bazı durumlarda farkındalık kazanmak, “Evet, bu böyledir!” diyebilmek için, hayatımızda çoğu zaman eleştirmenlere ihtiyacımız var. Tıpkı İslam Gemici gibi…

 

Esma Torun yazdı

 

 

Güncelleme Tarihi: 03 Şubat 2014, 13:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13