Düşlerin Kenti: İstanbul

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu’ndan seçilmiş yapıtlarla 17. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına Osmanlı’da Gündelik Yaşam ve İstanbul Manzaraları

Düşlerin Kenti: İstanbul

Düşlerin Kenti: İstanbul

02 Temmuz 2020- 28 Şubat 2021

Görkemli imparatorlukların başkenti İstanbul antik çağlardan bu yana daima ilgi odağı olmuştur. Rönesans’la birlikte Doğu’yu betimlemek isteyen sanatçılar çeşitli nedenlerle bu kente gelmiş, topoğrafyasını belgelemiş, eserlerinde kentin insanını betimlemişlerdir. Coğrafi konumu ve Batı’yla olan siyasal, ticari ve kültürel ilişkileri, Osmanlı payitahtı İstanbul’u Avrupalı sanatçıların en çok resimlediği “doğu” kenti haline getirmiştir. İstanbul, Batılılar için bir anlamda “Doğu’nun başkenti” sayılmıştır. 18. yüzyıl Avrupası’nda egzotizm tutkusundan beslenen “Türk Modası”yla birlikte İstanbul ve insanı, resimleri, öyküleri, tiyatro ve operaları, kıyafetleri süsleyen unsurların başında gelmiştir. Bu kent 19. yüzyılda batılı gezgin ve sanatçıların çıktığı romantik doğu yolculuğunun en önemli duraklarından biri olmuş, onu betimleyen resimler Avrupa’da en çok aranan sanat yapıtları arasına katılmıştır.

Düşlerin Kenti: İstanbul sergisindeki Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu’ndan seçilmiş yapıtlar, 17. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına uzanan bir zaman dilimi içinde, çoğunlukla batılı sanatçıların Osmanlı dünyasına bakışını, gözler önüne seren önemli görsel belgelerdir. Üç ana bölüm olarak kurgulanan sergi, ev ve özel mekânlardaki yaşantıdan, kentsel alana ve oradan da İstanbul’un genel görünümlerine uzanıyor. Böylelikle Avrupalı ressamların tuvallerine yansıyan İstanbul, topoğrafyası, mimarisi, insanları, gelenekleri ve yaşam biçimleriyle bir bütün olarak yeniden canlanırken bu gezginlerin “doğu yolculuğu”na biz de katılıyor, eşsiz güzellikler barındıran Osmanlı dünyasını ve İstanbul’u onların gözünden, onlarla birlikte yeniden keşfediyoruz.

Sergi online olarak ziyaret edilebilmektedir.

Sergiden notlar:

Kent ve Yaşam

İstanbul’a gelen yabancı ressamlar açısından Osmanlı İmparatorluğu başkentinin pitoresk ya da panoramik görünümlerinin yanı sıra resmedilecek bir diğer yönü de gündelik yaşamı olmuştur. 18. yüzyıldan itibaren gündelik yaşamdan sahneler batılı ressamların eserlerinde yer tutmaya başlamış, 19. yüzyılın oryantalist sanatçılarıyla daha da önem kazanmıştır. Doğunun gizemli yaşamını tuvallerinde canlandıran oryantalist ressamlar için, egzotik doğu atmosferini yansıtan mekânlarla özgün giysili Osmanlılar eşi bulunmaz konular olmuştur. Kahvehaneler, cami avluları, çeşme başları, mesireler, çarşılar gibi kamusal alanlar kentsel yaşamın en iyi izlenebildiği mekânlardır. Oryantalist ressamların gündelik yaşam sahnelerinin odağında çoğunlukla kadınlar vardır. Türk kadınını ev ortamında görme olanağını bulamayan ressamlar, onları evlerinin dışında, koçu arabalarında ya da kayıklarda yolculuk ederken, mesire yerlerinde eğlenirken, çarşıda alışveriş yaparken rahatça izleyebilmiş ve resimlemiştir. İstanbul’un kendine özgü coğrafyası da, sanatçılara deniz üstünde akıp giden yaşamla, anıtsal Osmanlı mimarisinin belirlediği İstanbul siluetini bir arada sunma olanağını vermiştir. Batılı sanatçıların İstanbul yaşantısını yansıtan eserleri Avrupa’da yayımlanan gravürlü kitaplarda da yer almış, yerli yabancı pek çok ressam bu gravürlerin yağlıboya kopyalarını yapmıştır.

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2020 Perşembe 11:07
banner25
YORUM EKLE

banner26