Doğru: Ortaklar birbirine hile etmeyecek!

Basın Yayın Birliği programında idik. Damla Yayınları kurucusu Mehmet Doğru ortaklıkta başarının sırrını açıkladı.

Doğru: Ortaklar birbirine hile etmeyecek!

 

Basın Yayın Birliği’nin “Ustalarla Sohbet” programı devam ediyor. İlki İnsan Yayınları’nın kurucularından İlhan Akıncı ile yapılan Ustalarla Sohbet programının 2.si Timaş'ın Cağaloğlu'ndaki merkezinde gerçekleştirildi. Bu seferki konuk Damla Yayınları’nın kurucusu Mehmet Doğru Bey idi. Moderatörler ise Basın Yayın Birliği’nin başkanı, aynı zamanda dunyabizimden de yazılarını okuduğumuz Münir Üstün ile dünyabizimden henüz bir metnini okuyamadığımız, Birnokta'da şiirlerini okuduğumuz Basın Yayın Birliği sekreteri Alpaslan Durmuş idi.mehmet Doğru

Damla Yayınları’nın nasıl kurulduğunu anlattı

Mehmet Doğru Bey’in Cağaloğlu'na nasıl adım attığından başladı sohbet. Bir gün Mehmet Doğru’ya İstanbul’daki arkadaşlarından mektup gelir. İstanbul’a gelmesi istenmektedir. O dönemde rahmetli Ahmet Karakollukçu İzmir müftüsüdür. Mehmet Hoca, istişare için Karakollukçu’ya gider. Müftü, İstanbul’a gitmesi yönünde fikir verir. Ve Mehmet Hoca İstanbul’a gelir. İstanbul’daki görüşmelerden İzmir’de şube açılması fikri doğar ve bir adım atılarak Mehmet Hoca İzmir’de İrfan Yayınları’nın İzmir Şubesi’ni açar. Yıllar sonra da Damla Yayınları açılacak ve şirketi oğullarıyla birlikte sırtlayacaklardır.

Hasan Basri Çantay: Gençler, bu milletin size çok ihtiyacı var!

Mehmet Doğru, söyleşi esnasında bir yandan kendisine yöneltilen soruları yanıtlar bir yandan da hatıralarını anlatır. Askerlik yaptığı dönemde arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’a gelirler. İmam Hatipli arkadaşlarından kendisini rahmetli Hasan Basri Çantay’ın evine götürmeleri için rica eder. Çantay’ın evine giderler ve karşılıklı hal hatırdan sonra Çantay Hocaefendi, “Gençler” der, “Bu milletin size çok ihtiyacı var! Bunun için kendinizi çok iyi yetiştirin. İlk yapacağınız şey Arapça’yı anadiliniz gibi öğrenmektir. Dini, ana kaynaklarından öğrenmek için Arapça’ya ihtiyacınız var. Bununla birlikte İslam’ın gerçeğini öğrenmiş olacaksınız. Fakat bu da yetmez! Bu öğrendiğiniz dini bu millete anlatacaksınız.”

Bir müfessirden “roman okuyun” tavsiyesi

Çantay hoca tavsiyelerine şöyle devam eder: “Türkçeniz de mükemmel olmalı. Hitâbetiniz de. Kitâbetiniz de. Dolayısıyla çok roman okuyun!” Mehmet Doğru bu kısmı tebessüm ile aktarırken; “Bir hocadan, bir din adamı ve bir müfessirden ‘roman okuyun’ tavsiyesi almak bizi adeta çarpmıştı!” diyor. Mehmet Hoca anılarını anlatmaya devam ederken dinleyen büyüklerimiz arasında konu Raif Cilasun’dan açılır. Mehmet Hoca hayranlığını coşkuyla dile getirerek, “Raif Cilasun çok muhteşem bir adamdı!” dedi. Ve Cilasun’un fikriyle, ileri görüşlülüğüyle çok muhterem bir insan olduğunun altını çizer. Ancak İzmir’deki Müslümanların onu yanlış anlamış olduğunu da dile getirir. “Çünkü” diyor, “Raif Bey İslam’a hizmet için bir takım fikirlere aldırış etmedi. Onu Halk Partili sandılar. Halbuki alakası yoktu.”

mehmet DoğruAllah, dürüst iş ortaklarının yardımcısıdır

Mehmet Hoca bir gün bir hadis-i kudsi ile karşılaşır. Cenab-ı Hak, birbirine hile etmeyen iki ortağın üçüncüsü olacağını belirtmektedir: “Allah bu şekilde yardım edeceğini, destekleyeceğini işaret etmektedir. Bu demektir ki; üç ortağın dördüncüsü, elli ortağın ellibirincisi, yüz ortağın yüzbirincisi Allah’tır. Ama şartı var: ‘Birbirine hile etmeyecek’, herkes var gücüyle dürüstlük ile çalışacak. İşte bu hadis-i kudsi şirketleşmeyi teşvik eden çok büyük bir dinî kaynaktır.”

Mehmet Doğru, kendisinden istenen tavsiyeler konusunda ise; adil olunması gerektiğini, bencil olunmamasını, diğergam olunmasını ve var gücüyle çalışmak gerektiğini belirterek; “Bugünün gençleri çok daha iyi imkânlar içinde. Çok daha ileri görüşlü. Hepinizi çok yetenekli görüyor ve tebrik ediyorum. O hadis-i kudsiyi hiç unutmayın. İstişareye önem verin. Cenab-ı Hak ayetinde istişareyi emir buyuruyor. Uhud Savaşı’nda, Hz. Peygamber’in sözünün dinlenmediği için kazanılacak yerde kaybedilen savaşın akabinde nazil eder ayeti. İş konusunda sadece aklınıza değil, ortak akla da ittiba edin. İstişarede aldığınız kararı var gücünüzle yerine getirmeye gayret edin.” dedi.

Faiz yiyen Allah’la savaşır

Meşruluk konusunda sorulan bir soruyu ise 4 işlemden yola çıkarak anlatıyor Mehmet Hoca: “Yaptığınız her işlemin sağlamasını da yapın. Bu konuda şahane bir kitabımız var: Kur’an-ı Kerim! Kur’an’a müracaat edin. Onun yasakladığı hiçbir şeye yaklaşmayın!” Konu meşruluğa girince faiz konusunda da birkaç kelam ediyor hocamız, “faiz yiyen Allah’la savaşır. Allah’la savaşan kazanabilir mi?! Allah hepinizi faizden korusun” diyerek…

Komünistlerin kul hakkına girmiyor musun?

Konu meşruluk olunca aklına gelen bir hatırayı daha naklediyor Mehmet Doğru. İzmir’de o dönemler dinî içerikli kitap satan kitapçı yoktur. Sadece bazı yerlerde Kur’an-ı Kerim bulunur. Mehmet Hocalar Öktem Pasajı’nda bir dükkan kiralarlar ve orada İrfan Yayınları’nın şubesini açarlar. Orada gazete ve dergi dağıtan bir gazeteci vardır. Mehmet Hoca solcuların Yön dergisini görür. “Sen” der, “bana az bir süreliğine bırak bu dergiyi, ben hemen okuyup sana vereyim. Hatta bunun için sana 3-5 kuruş da ücret vereyim.”Mehmet Doğru

Bir gün Ahmet Satır gelir. Hocanın bu dergiyi okuduğunu görür ve sorar: “Neden okuyorsun bu dergiyi?” Mehmet Hoca “Fikirlerini öğrenmek için” der ve açıklar; “para vermiyor ve destek olmuyorum.” Bu açıklamayı yapar zira ayette “iyilik ve takvada yardımlaşın, kötülük ve fenalıkta yardımlaşmayın” denmektedir ve kendisi de bu duruma dikkat etmektedir. Ahmet Satır “Peki” der, “böyle yaparak solcuların, komünistlerin kul hakkına girmiyor musun?!” O an, Mehmet Hoca’nın fark edemediği bir şeyi fark ettiği andır! Ve çok etkilenir. Hemen o adetini terk eder. Ve bizlere dönüp ekliyor: “Meşruluğu anladınız değil mi? Fark ettiğiniz an bırakmanız, tevbe etmeniz lazım!”

Bir ustayla daha sohbet sona ermektedir. Ve sorulur; “yayıncılara önerileriniz nelerdir?” “Televizyonlar çıktı ama gazetecilik de bitmedi” dedi ve ekledi Mehmet Hoca: “Mürekkep kurumadı. Yayıncılar ve yayınevleri teknolojiye de ayak uydurmalı. E-kitap denilen oluşumlar yapılıyor. Onlara da geçilmeli. Ama kağıt bırakılmamalı. Zira müşahhas olan şeyin muhayyel olandan farkı var. Kitaba dokunuyorsunuz. Sayfayı elinizle dokunarak çevirebiliyorsunuz. Elmanın resmiyle, elinize alıp kokusunu duymak bir midir? Kitap da öyledir. Elinizde kokusunu duyarsınız.”

 

Özge Sena Bigeç haber verdi

Güncelleme Tarihi: 07 Nisan 2012, 14:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13