Diyanet bu kitabı neden basamaz?

İsmail Kara konuşmalarında Diyanet'in Hukuk-ı İslamiyye Kamusu'nu basamayacağını iddia ediyor..

Diyanet bu kitabı neden basamaz?

Prof. Dr. İsmail Kara Zeytinburnu Kültür Merkezinde “Cumhuriyet Türkiyesinde Bir Mesele Olarak İslam” başlıklı bir konferans verdi. Konferansa olan katılım konu bu kadar önemliyken çok az kalması düşündürücüydü doğrusu...İsmail Kara

İsmail Kara sözlerine ilkin Türkiye'de İslam meselesinin herhangi mesellerden biri olmadığına değinerek başladı. Türkiye'de İslam meselesi kurucu ve devam ettirici bir meseledir. Diğer herhangi bir meseleyle kıyaslanamaz. Bunun altını çizmesinin sebebininin 12 Eylül sonrası İslam meselesinin meselelerden herhangi biri olarak algılanıyor olması olduğunu belirtti. Türkiye'nin meselelerinin, İslam ile irtibatı göz ardı edilerek sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutulmasının mümkün olmadığını belirten İsmail Kara'ya göre, İslam'la ilgisi bulunmayan hiçbir mesele mevcut değildir. “Türkiye'nin meselesi olarak İslam” şeklinde de tarif edebileceğimiz bu husus söz konusu meselelerin ele alınmasında temel sâiktir. 

İsmail Kara'nın konuşmasından şu notları aldım:

Tarihi bir zemine oturtacak olursak, Türklerin Anadolu'da İslam dışında bir tarihleri yoktur. Bu topraklardaki bizim varlığımız İslam'la mümkün olmuştur. Bugün de bundan sonra da İslam'la mümkün olacaktır. Bu topraklardaki Müslüman olmayanların garantisi İslam'dır. Başka bir şey değildir. Bu yüzden; bir asırdır çok acı tecrübeler yaşamımıza rağmen İstanbul kiliseler şehri olarak anılmaktadır. İstanbulda bunun olmasını mümkün kılan şey İslamiyettir. Dolayısıyla Müslüman olmayan toplumlar da bu topraklarda yaşayabilir. Bunu İslamiyet garanti altına alır. Bu ülkenin aydınlarının, yazarlarının bu mesele üzerine ciddi olarak kafa yormaları gerekir. Ancak Türkiye'de, uzun zamandır, hayati olmayan meselelerin tartışılması âdet haline geldiği için asıl mesele tartışılamamaktadır. Aksine bugün tartışılan meseleler asıl meselelerin üzerini örtmeye yöneliktir. 

1924'te okur/yazar oranları
1924'te okur/yazar oranları

Cumhuriyet 1923'te ilan edildi fakat Cumhuriyet Tarihini 1. TBMM'nin Ankara'da açılmasıyla başlatmak gerekir.  Cumhuriyet tarihinde İslam meselesini üç döneme ayırabiliriz: Birinci dönemi 1920-1924 arası olarak adlandırılabilir. 1920'yle 3 Mart 1924 yılına kadar geçen zaman aslında din politikaları ve İslam meselesi bakımından Osmanlı Devleti'nin devamı niteliğindedir. Bazı bakımlardan hatta daha İslami politikalar gösterir. Osmanlı parlamentosunda meclis kürsüsünün arkasında hiçbir dini sembol yoktur. Çünkü o parlamentoda gayri müslimler de var. 1. TBMM’nin en görünür kısmında muşavere ayeti yazılıdır. Bu ayet 1924'te kalkacak yerine Hâkimiyet-i Milliye yazısı gelecektir. 1. TBMM'nin en kalabalık grubu âlimler ve şeyhlerdir. Şeriye Ve Evkaf vekâleti vakıf ve şeriat meselelerine bakıyor. Bu tamamen Ankara'ya mahsus bir tecrübedir. Başında ilmiyeden bir parlamenter vardır. 1924'ten sonra kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan çok daha kaliteli eserler basmıştır. İkinci Dönemi 1924-1944 olarak adlandırabiliriz. Bu dönem tek parti dönemidir. 3 Mart 1924 Türkiye'de din politikalarının radikal bir değişikliğe uğradığı bir tarihtir.

Üç çok önemli kanun 1924’te çıkarılmıştır. 

Cumhuriyet'in ilk kanuni devrimleri
Cumhuriyet'in ilk kanuni devrimleri

1924’te çıkarılan üç çok önemli kanun: Halifeliğin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Şeriye Ve Evkaf Vekâleti’nin ilga edilip Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kuruluşu hakkında çıkarılan kanunlardır. Bu süreç aslında Lozan'la başlayan bir süreçtir. 1924'te devletin dinden tecrit edilmesinin başlatıldığını söyleyebiliriz. Halifeliğin kaldırılması bu yönde uygulanan ilk büyük radikal değişikliktir. Hilafetin ilga edilmesiyle devletin dini kimliğinden kendisini tecrit etmeye soyutlamaya başlıyor. Fakat olmazsa olmaz denilen laiklik 1937'de Anayasa'ya girecektir. Bu çok geç bir tarihtir. Tevhid-i Tedrisat kanunu ile eğitim dinden soyutlanmaya başlanmıştır. Eğitimin birleştirilmesi değil, bir tarafın iptal edilmesidir.

Bir ülkede sosyal bilimlerle uğraşan bir insanın o ülkedeki din kültürü hakkında belirli bir düzeyin üstünde ilmi olması gerekir. Yoksa ilimde mesafe kat edemez. O yüzden sosyal bilimler ülkemizde güdük kalmıştır. Türkiye'de din eğitimi teknik manada yoktur. İmam hatip liseleri, ilahiyat fakülteleri teknik manada laik okullardır. Dini okullar değildir. Bu kanunla birlikte problemli din meselesi etrafındaki problemleri bugüne kadar devam etmiştir.

TC, kendi İslam’ını yerleştirdi!

Devletin bu yıllarda “Türk Müslümanlığı” projesi vardır. Bu dönemde bu politikalar uygulanırken bir taraftan dinileşme politikaları da beraberinde yürümektedir. Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsiri 1934'te basılmıştır. Tecrid-i Sarih 1928'de basılıyor. 1980 sonrasında askeri okullarda din dersi zorunlu hale getirildi. Ben diyorum ki, 1924'ten bu yana çok katı laik politikalar uygulanmasına rağmen Ankara hiçbir zaman Türkiye Devleti'nin dini yoktur cümlesini kullanmamıştır. Devlet bir taraftan laikleşme teşebbüslerini yaparken bir taraftan da o derece dindarlaşma teşebbüsleri yapmaktadır. Bu, bugün de devam ediyor. Ömer Nasuhi Bilmen'in Hukuk-ı İslamiyye Kamusu'nun ilk baskısı İstanbul Hukuk Fakültesi tarafından yapılmıştır. Ancak bugün geldiğimiz noktada bu kitabın  Diyanet tarafından basılması dahi mümkün değildir.

Ömer Nasuhi Bilmen1944 sonrası dönem üçüncü dönemdir. Bu dönemde yeniden düzenlemeye tutulur laiklik politikaları. Soğuk savaş, komünizm vb. tehlikeler vardır. 1940'lı yılların ikinci yarısından sonra laiklik ve din politikalarını yeniden düzenleyen kadro, kurucu kadro yani CHP'dir. Hacca gidilmesine yeniden izin verilmesi, Ankara'da ilahiyat fakültesinin açılması, imam hatip okullarının açılması, türbelerin bir kısmının açılması bunların hepsi CHP'nin son iktidarında olmuştur.  Demokrat Parti iktidarında değildir. Genel kanının aksine bunların hepsi CHP’nin son iktidarında yaşanmıştır.

Muhafazakârlarla Milliyetçilerin ayrılan yolları

1960 ihtilaliyle kültürel yarılma yaşanmıştır. Şöyle ki bir milliyetçi ve bir muhafazakâr 1960 öncesinde özel dostluklar kurabilirken 1960 sonrası dönemde bir milliyetçi ve bir muhafazakâr birbiriyle hiç görüşemeyecek hale gelmiştir.

Tarık Zafer TunayaAli Fuat Başgil, kütüphaneden hiç çıkmadığı için Tarık Zafer Tunaya'nın asistanlıktan atılmasını isteyen disiplin kurulu üyelerine: “Sebep sadece kütüphaneden çıkmaması mı?” diye sorar. ''Evet'' derler.  Bunun üzerine 'Benim asistanım olsun'' teklifini yapar. Kabul edilir, bir muhafazakâr olan Ali Fuat Başgil asistanı olan milliyetçi Tarık Zafer Tunaya’yla 1960 sonrasında hiç görüşemeyeceklerdir. Yan sorun şu ve bugün hala da devam etmektedir: Bir İslamcı, bir sosyalistin çıtasını yükseltmiyor bugün aşağı çekiyor onu kendisiyle birlikte.* Bir milliyetçi, bir Kemalistin çıtasını yükseltmiyor kendi seviyesine çekiyor, temel mesele bu. İsmail Kara 'ya göre Türkiye'de ihtilallerin tetiklemesiyle İslami hareketler yükseldikçe Cumhuriyet ideolojisinin din anlayışı, din politikaları daha fazla yerleşiyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yapısı Cumhuriyet'in din anlayışının yerleşmesine bir örnektir. Türkiye'de İslam meselesi 60'lardan sonra bir grubun meselesi olmaya doğru itilmiş ve maalesef bütün Türk politikacılarına, Türk üniversitelerine, bilim adamlarına benimsetilmiş/ benimsenmiştir. 60'ların sonlarına doğru MSP'nin de etkisiyle bir grubun meselesidir artık İslam. Dolayısıyla Türkiye'nin meselelerini konuşmak için ilk yapılması gereken şey İslam meselesini bütün Türkiye'nin meselesi haline getirmektir.

 

 

Ali Yaşkın dinledi ve notlar aldı

 

* Sayın İsmail Kara'nın bu yargısına katılamadığımızı ifade etmek zorundayım. Sosyalist dindarlardan bir şey öğrenmek istedi de dindar engel mi oldu? Hoca'nın maksadını anlamakla beraber yargısına katılamadığımızı belirtmeyi borç bilirim. (gyy'nin notu)

Güncelleme Tarihi: 16 Aralık 2010, 19:18
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ömer A.Aziz ÖZTÜRK
Ömer A.Aziz ÖZTÜRK - 10 yıl Önce

Konferansa katılmadım, ancak yazının son paragrafı İsmail Bey'in temel görüşünü yansıtıyor sanırım: Temel mesele MSP. Türkiye'de İslamın bugünkü konumunun sorumlusu olarak MSP hareketi gösteriliyor. Yani MSP hareketiç İslamı toplumun tüm kesimlerinin meselesi olmaktan çıkarıp kendi meselesi haline getirmiştir deniyor. Ancak bu tespit şu itirazı hatırlatıyor: Türkiye'de İslama sahip çıkan oldu da MSP mi engel oldu? (Bkz: Urfada Oxford vardı da biz mi okumadık?). İsmail Bey'in tespiti tartışıl

murat özler
murat özler - 10 yıl Önce

İsmail Kara kendince harika 'İslam tüm Türkiye'nin meselesi olmaktan çıkarıldı' tesbitini yaparken şunu neden göremez bir türlü: İslam Türkiye İslamcıları olmasa tamamen unutulup gidecekti.. Hiç mi Orta Asya'dan haberi yok İsmail Bey'in. İslamcılara karşı bu kadar suçlayıcı olmasını tasvib etmek mümkün değil. O İslamcılar herkesin çok rağbet ettiği bir şeyi değil, herkesin kaçtığı bir şeyi yüklendiler

meryem karagöz
meryem karagöz - 9 yıl Önce

Evet aynen katılırım İsmail Kara'ya...

banner19

banner13

banner26