banner17

Diyamandi'yi Yaman Dede yapan aşkı anlattı

Sadık Yalsızuçanlar, na'atları ve ihtida öyküsüyle tanıdığımız Yaman Dede'yi çeşitli vecheleriyle anlattı. Ahmed Sadreddin etkinlikten notlarını aktarıyor..

Diyamandi'yi Yaman Dede yapan aşkı anlattı

Türk edebiyatının günümüzdeki en mühim yazarlarından biri olan Sadık Yalsızuçanlar, ülkemizin irfanını besleyen zatların hayatlarını, eserlerini ve düşüncelerini anlattığı konferanslarına Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi'nde devam ediyor. 29 Kasım Cumartesi günü saat 14.00'de gerçekleştirdiği sohbette Sadık Yalsızuçanlar, na'atları ve ihtida öyküsüyle tanıdığımız Yaman Dede'yi çeşitli vecheleriyle anlattı.

Sadık Yalsızuçanlar, konferansın başında Kudüs'e yaptığı ziyareti ve orada gördüklerini anlattı. 4-5 yaşlarındaki çocukların bile ellerinde balonlarla Mescid-i Aksa'ya geldiklerini, dedeleri ile birlikte namaz kıldıklarını söyleyen Sadık Yalsızuçanlar, İsrail askerlerinin Mescid-i Aksa içinde geçtiğimiz günlerde yaptığı saldırıların büyük tahribata yol açtığını yakından gördüğünü söyledi. Ziyareti esnasında İsrail askerlerinin Mescid-i Aksa'nın içine yine ses bombaları attığını söyleyen Yalsızuçanlar, bütçesi el verenlerin Kudüs'ü ve Mescid-i Aksa'yı ziyaret etmeleri gerektiğini, Müslümanların mukaddesatının nasıl çiğnendiğini yakından görmek gerektiğini sözlerine ekledi.

Mescid-i Aksa'da tanıştığı bir şeyh efendiden de bahsetti Yalsızuçanlar. Şeyh Abdülkerim Abdülkadir isimli zat-ı şerifin Şazeliyye tarikatının Aliviyye şubesinin bir şeyhi olduğunu, o mübarek zatın tekkesinde bir zikrullah ayinine katıldığını ifade etti. Mescid-i Aksa'ya yakın konumdaki bu Şazeli tekkesiyle birlikte iki tane daha tekkenin varlığından bahseden Sadık Yalsızuçanlar şu şekilde konuştu: "İki tekke daha var Mescid-i Aksa'nın yakınlarında. Kadirî ve Buharî tekkeleri. Emir Buhari Hazretlerinin torunu var orada. Babası Mavi Marmara olayını televizyonda seyrederken kalp krizinden vefat etmiş. Ayrıca İmam Buhari soyundan gelen bir aile de var o civarda. Onların evini de Yahudiler almak istemiş, 70 milyon dolar teklif etmişler ama alamamışlar. Yine Yahudilerin işgal ettiği başka bir bölgede 40 milyon dolara evini vermeyen bir aile var. O bölgede kalan tek Müslüman evi."

Baba ocağı kültür merkezi oldu

Kudüs ziyareti hakkındaki sözlerinden sonra sohbetin konusu Yaman Dede'yi anlattı Yalsızuçanlar. Yaman Dede'nin Hristiyan bir Rum iken Müslüman olmuş bir zat-ı şerif olduğunu ifade eden Sadık Yalsızuçanlar, Dede ile ilgili şu sözleri sarfetti: "Efendimiz'e ve Cenab-ı Hakk'a âşık bir zat. Hz. Mevlânâ'ya âşık bir zat. Yaman Dede hakkında bir kaç yayın yapıldı. Bunlardan en geniş malumat vereni Mustafa Özdamar Hoca'nın kaleme aldığı Yaman Dede kitabı. Bir de Haşim Şahin Hoca, Yaman Dede'nin mektuplarının ve bazı fotoğraflarının kendisinde olduğunu söylemişti bir sohbetimizde. Babası iplik tüccarı bir Rum. Kayseri'nin Talas ilçesinde. Yaman Dede'nin ata konağını restore etmiş belediye ve adını Yaman Dede konağı koymuş. Konakta şimdi çeşitli kültürel faaliyetler yapılıyor."

Asıl adı Diyamandi olan Yaman Dede 1887'de doğmuş. Henüz 10 aylıkken ailesi Kayseri'den Kastamonu'ya göçer. Sadık Yalsızuçanlar, henüz Müslüman olmadan önce arkadaşlarının Yaman Dede'yi “Molla Diyamandi” diye çağırdıklarını, henüz o yaşlarda İslam dinine ve Rasulullah Efendimiz'e karşı gönlünde muhabbet beslediğini ve ailesinden gizli bir şekilde medreseye gittiğini söyledi.

"Arapça ve Farsça'ya çok düşkündüm"

Yaman Dede o zamanlarını şöyle anlatıyormuş: "Rüştiye birinci sınıftayken 13 yaşında idim. Arapça ve Farsça dersleri bu sınıfta başlar. Bütün dersleri sevmeme rağmen Arapça'ya ve Farsça'ya çok düşkündüm. Rüştiye ikinci sınıfta ders yılının ortasındaydım. Farsça hocamız Şeyh Sâdî'nin Gülistan'ını okutuyordu. Bir gün siyah tahtaya yazdırdığı bir kaç beyit kalbimi yakmaya, tutuşturmaya yetti. O beyitleri bugünkü gibi hatırlıyorum. Meğer o beyitler Mesnevi'nin ilk beyitleriymiş."

Sadık Yalsızuçanlar Yaman Dede'nin bunları anlatırken muhtemelen 60 yaşlarında olduğunu fakat buna rağmen hâlâ o beyitlerin etkisinde olduğunu ve anlatmakta zorlandığını itiraf ettiğini vurguladı. Yalsızuçanlar şöyle devam etti: "İnsan birine âşık olunca bir sene, iki sene dayanır belki ama 60 sene nasıl dayanılır? Bir de âşık olduğu kişilere bakınız; Hz. Mevlânâ, Cenab-ı Rasulullah ve Yüce Allah. O aşka dayanmak kim bilir ne kadar zordur?"

Müslümanlar'dan daha dikkatli idi din derslerinde

Farsça derslerde özellikle Mesnevi'den beyitler ezberleyen Yaman Dede'nin, öğrenciliği zamanlarında henüz Müslüman olmamışken, din derslerinden muaf olduğu halde, sınıfta otururak, Müslüman öğrencilerden daha meraklı ve dikkatli bir şekilde, ilmihal bilgilerini, siyeri ve itikad derslerini dinlediğini ifade eden Sadık Yalsızuçanlar şu ifadeleri kullandı: "Dede'nin İslam'a duyduğu derin tutkulu sevgi gün geçtikçe artıyor. Aşk bastıkça da şiirler yazıyor. Günümüzde en yakıcı na'at söyleyenlerin başında ismi zikrediliyor. İslam'a duyduğu derin muhabbet çevresi ve ailesi tarafından da farkedilmeye başlıyor. Oysa Hristiyan olarak biliniyor. Hıfza başlıyor. Belli başlı sureleri ezberliyor. Epey yekûn tutacak kadar ezberi bulunuyor. Bol bol hadis-i şerif ezberliyor. Bunlar henüz lise dönemindeyken yaşadıkları. Yazdığı beyit ve gazelleri hocalarına gösterdiği zaman çok etkileniyorlar. Bir Rum talebenin böylesine derin dini hisler barındıran beyitler yazabildiğini hayretle karşılıyorlar."

İki Mevlevî şeyhini tanıdı İstanbul'da

Yaman Dede'nin İstanbul Hukuk Fakültesi'nde eğitim gördüğünü, okulunda herkes tarafından “Diyamandi Molla” olarak bilindiğini ve üniversite hayatı boyunca yine dini dersler almaya devam ettiğini vurgulayan Sadık Yalsızuçanlar, Mevlevî postnişinlerinden Ahmed Remzi Akyürek ve Celaleddin Çelebî'yi de yine bu dönemde tanıdığını söylerken konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "Celaleddin Dede de Musevî iken Müslüman olmuş bir zat. Yaman Dede ağır bir bedel ödemiştir. Aşkın bedeli ağırdır. Celaleddin Çelebi daha ağır bir bedel ödemiş. Celaleddin Çelebi Musevi'yken Müslüman olmuş ve daha sonra Mevlevî şeyhi olmuş. Bu yüzden Yaman Dede, Celaleddin Çelebi ile daha sık görüşürmüş. Celaleddin Çelebi'nin ailesi ve çevresi, Müslüman olduğunda daha şiddetli tepki göstermişler. Yaman Dede, ona çok sık gidermiş. 'Aslında ben o zamanlar çoktan Müslüman olmuştum' diyor, 'Kelime-i şahadeti gönlümden getirmiştim.'

Ahmed Remzi Dede'den düzenli olarak Mesnevi okumaya başlıyor. Mesnevi'nin denizine daldıkça, hayreti, hayranlığı ve İslam'a muhabbeti daha da artıyor. O sıralarda radyoda Mevlevî dedeleri hakkında programlar yapmaya başlıyor. Bütün bunlardan bir kaç zaman geçtikten sonra bir Nakşî şeyhinin huzurunda kelime-i şehadet getiriyor ve resmen Müslüman oluyor. Ahmed Remzi Dede de bundan sonra kendisini Yaman Dede olarak çağırmaya başlıyor. Diyamandi Molla, Yaman Dede oluyor. Sık sık Konya'ya gidiyor. Hz. Mevlânâ'nın muhabbeti kalbinde büyük tesir meydana getiriyor. Şeb-i Arus törenlerinin baş konuklarından olarak davet alıyor."

Konyalılar'ı sever Hz. Mevlânâ'dan ötürü

Yaman Dede'nin Hazreti Mevlânâ'ya olan muhabbetini onun şehrinden gelenlere karşı sergilediği saygı ve hürmetle gösterdiğini ifade eden Sadık Yalsızuçanlar, sözlerine şöyle devam etti: "Biri Konya'dan İstanbul'a gelse, Yaman Dede, 'Demek siz sultanımızın şehrinden geliyorsunuz efendim' diyerek özel bir ilgi gösterirmiş. Hz. Mevlânâ'ya Hazreti Cânân diyor. Bir çok isim söyler ama en çok kullandığı Hazreti Canan'dır. 1942 senesinden itibaren, avukatlığa bir yandan devam etmekle beraber çeşitli kurumlarda dersler veriyor. Türk edebiyatı ve Farsça dersleri. Muhtelif şehirlerde Hz. Mevlânâ'nın yolu, öğretisi, hayatı hakkında çeşitli konferanslar vermeye başlıyor. Yine hâlâ namazlarını gizli kılıyor ve oruçlu olduğunu kimseye göstermek istemiyor. Kızı ve eşi bu ibadet ve inançlarından haberdar değil. Gizliyor Yaman Dede. Tam 40 yıl bazen sahursuz, bazen iftarsız oruç tutuyor. Ailesine hiç hissettirmeden."

Talebelerini evladı gibi görürmüş

Yaman Dede'nin avukatlıktan ziyade muallimlik yaptığını ifade eden Sadık Yalsızuçanlar, Dede'nin öğrencilerine evladı gibi davrandığını, onların çeşitli sorunlarıyla, dertleriyle ilgilendiğini ifade etti. Talebelerine yazdığı mektuplarda bu hususiyetinin açıkça görüldüğünü ifade eden Yalsızuçanlar şu şekilde konuştu:

"Avukatlıktan çok zamanını okullarda geçiriyor. Talebelerini evladı gibi gören bir öğretmen. Mektuplarında bu çok açık bir şekilde görülüyor. Geçenlerde Kırşehir'e gittim. Orada 'Anadolu Erenleri' başlıklı bir konferansta konuştum. Bir ahi babamız var. Şeyh değil ama, onu da içinde mündemiç olacak şekilde hizmet veren bir ahi babamız var. Epeyce yaşlı. Eşi hanımefendi de öyle. Ahi baba daha önce bizim bir televizyon programını da teşrif etmişti. Hanımefendi ile yeni tanıştık. Geldi böyle ağlamaktan gözleri morarmış bir halde. Bendeniz konferansta bir ara Yaman Dede'den bahsetmiştim. Hanımefendi 'Çok enteresan bir rastlantı oldu benim için.' dedi. 'Benim hocamdı kendisi. O zaman Çamlıca Kız Lisesi'nde okuyordum. Bize bir yıl hocalık yaptı. Biz âşıktık kendisine efendim' dedi."

Hatıratlarda adı hayırla anılır

İlahiyat camiasının büyüklerinin de Yaman Dede'den sıkça bahsettiklerini söyleyen Sadık Yalsızuçanlar, bu hocaların hatıratlarında Yaman Dede ile alakalı enteresan ayrıntılara rastlandığını söyledi. Mustafa Özdamar'ın Yaman Dede hakkında kaleme aldığı kitapta bu hatıraların bulunduğunu söyleyen Yalsızuçanlar, "Hayreddin Karaman, Bekir Topaloğlu gibi ilahiyatçı hocaların hepsi Yaman Dede'yi çok seviyorlar" dedi.

Sadık Yalsızuçanlar, Yaman Dede'nin Müslüman oluşunu, ailesinin kendisine karşı gösterdiği tavrı ise şu şekilde anlattı: "1942 yılında Mehmed Abdülkadir Keçeoğlu ismini alıyor ve nüfus cüzdanına 'dini İslam' kaydını düşürüyor. Kelime-i şehadet getirmesi çok önceleri 28 yaşındayken Kayseri'deki bir Nakşi şeyhinin huzurunda gerçekleşmişti. İsmini değiştirdiğinde 45 yaşlarında. Evi Üsküdar'da. Bir gece vakti ailesine 'ben Müslüman oldum' diyor. Tabi kızıyla eşi feryadı basıyorlar. Haber patrikhaneye kadar gidiyor. Patrikhanenin önde gelenleri, müthiş bir baskı yapıyorlar, boşanmaları gerektiği yönünde. Ya İslam'dan vazgeçerek yeniden Hristiyan olması gerektiğini ya da boşanması gerektiğini söylüyorlar.

Maalesef eşi ve kızı da aynı şeyi yapıyorlar. Bir müddet direniyor. Ailesini dağıtmaktan imtina ediyor. Çünkü çok müşfik bir baba, bir eş. Fakat bir gün artık tahammül edemiyor. İnsan istenmediği yerde nasıl dursun? Zor bir karar alıyor. 'Artık boşanmasam da evden ayrılayım, kendime küçük bir ev kiralayayım, orada yalnız yaşayayım. Yine ailemle ilgileneyim' diye düşünüyor. Bir kış gecesi yanına alabileceği kadar eşya hazırlıyor. Şöyle bir konuşma yapıyor Yaman Dede:

'Bu yaşadıklarımız aşkımın nedenidir. Sizi bilmeyerek, elimde olmadan üzdümse çok özür dilerim. Bana hakkınızı helal edin. Sakın üzülmeyin. Sizler daha iyi bilirsiniz ki aşk ıstırapsız olmaz. Size daha fazla acı vermeye de hakkım yok. Bu ev, şimdiye kadar mecazen sahip olduğumuzu zannettiğimiz maddi her ne varsa sizin olsun. Ev de size kalsın. Bana hakkınızı helal edin, elveda.' deyip çıkıyor. Selamsız yokuşundan iskeleye iniyor. Şubat gecesi. Bir müddet iskelede ve sokaklarda dolaşıyor ve sabah namazını ifadan sonra gün ağarırken Karaköy'deki avukatlık bürosuna varıyor. Bir iki hafta orada yatıyor. Bazen sevenlerinin evlerinde misafir oluyor. Hayatına yeni bir sayfa açıyor."

"Onun diyeti bizatihi benim"

Sadık Yalsızuçanlar, Yaman Dede'nin bu yaşadıklarının şu hadis-i şerifte ifadesini bulduğunu söyledi: "Bir hadis-i şerif vardır, mealen şöyledir: Beni arayan beni bulur. Beni bulan beni bilir. Beni bilen beni sever. Beni seven beni tanır. Beni tanıyan bana âşık olur. Ben bana âşık olana âşık olurum. Ben âşık olduğumu öldürürüm. Onun diyeti bana farz olur. Onun diyeti bizatihi benim."

Yaman Dede'nin bugün maneviyatımız ve kültürümüze büyük katkıları olan hocaları yetiştiren bir büyük zat olduğunu söyleyen Sadık Yalsızuçanlar, "Emin Işık Hocamız, bir zamanların ünlü İstanbul müftüsü Selahaddin Kaya, Osman Nuri Topbaş Hocaefendi onun hem talebeleri hem de dostlarındandır" dedi. Sadık Yalsızuçanlar konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

"Bütün bu andığımız isimler Farsça'yı Yaman Dede'den öğreniyor. Bırakın Hz. Mevlânâ'nın Mesnevisi'ni, Farsça ders verirken bile Farsça'nın fonetiğinden gönlü kabarıp ağlamaya başladığı rivayet edilir. Peygamberimiz Aleyhisselam'ın, Cenabı Allah'ın ismi geçtiğinde, Hz. Mevlânâ'nın ve diğer Allah dostlarının ismi geçtiğinde kendinden geçercesine bir hal zuhur eder ve fenalaşırmış Yaman Dede. Mesela bazı kereler şahid olunmuş, ezan-ı Muhammedî okunurken, 'eşhedü enne muhammeden rasulullah'" cümlesi geçtiğinde dizlerinin bağı çözülüp olduğu yere yığıldığı olurmuş. O kadar âşık bir zat. Bu aşkının bir tezahürü olarak da 'Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Rasulallah' demiştir na'atında." diye konuştu.

 

Ahmed Sadreddin haber verdi

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2017, 12:14
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20