banner17

Dış politikada Türkiye konuşuldu!

Geçtiğimiz günlerde Bilim ve Sanat Vakfı’nda “2011 Türk Dış Politikası Değerlendirmesi” paneli gerçekleştirildi.

Dış politikada Türkiye konuşuldu!

 

Geçtiğimiz günlerde Bilim ve  Sanat Vakfı’nın  Vefa Salonunda “2011 Türk Dış Politikası Değerlendirmesi” paneli gerçekleştirildi.

Oturum başkanlığını Talha Köse’nin yaptığı panelin konuşmacıları Burhanettin Duran, Mensur Akgün ve Fehim Taştekin’di.

Konuklara hoş geldiniz konuşması yaparak panelin içeriğinden bahseden Talha Köse, panelin açılışını gerçekleştirdi.

‘Bahar’ın analiziBurhaneddin Duran

Son bir yılda gelişen olayların, Türkiye’nin buna karşı tutumu ve bu paradigmalar çerçevesinde geleceğe nasıl bakarız sorusunun sorulacağı belirtilerek sözü Burhanettin Duran’a bıraktı.

“Arap Baharı” Bağlamında Dış Politikadaki Dönüşümü Anlamak başlığı altında sunum yapan Duran, Arap Baharının ne anlama geldiği ve Ortadoğu’nun bu yaşanan olaylar çerçevesinde nasıl şekil aldığı üzerine konuştu.

Birinci dünya savaşından günümüze değin yaşanan kırılma noktalarını tarihi perspektiften analiz ederek, bu kırılma noktalarına Arap baharını ekledi.

Arap baharının Amerika tarafından şekillendirilmediğini düşünen Duran, liberal ekonominin çöküşü ve Ortadoğu’daki lidersizlik sorununun bu yaşanan sürece ciddi manada etkisinin olduğunu belirtti.

Tunus'ta başlayarak tüm Arap ülkelerine sıçrayan halk isyanlarının ilk kıvılcımını çakan Muhammed Bouazizi’nin sadece Tunus’un değil tüm bölgenin kaderini değiştirdiğini belirtti.

Ortadoğunun yumuşak karınları

Arap baharı ve bölgeyle ilişkili kilit rolde olan ülkelerin analizini yaptı ve Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve henüz bir boşluk olarak tanımladığı Mısır’ın önemli potansiyel olduğunu belirtti.

İran’ın önemli bir yumuşak güç olduğunu belirterek bölgede fazlaca Şii unsuru bulunduğunu söyledi.

Aynı şekilde otoriter rejimlerin başını çeken ve Afganistan’dan Balkanlara kadar etkisi olan Vahhabiliğin merkezi konumundaki Arabistan’ın da yumuşak bir güç oluşturduğunu söyledi.

Türkiye’nin sembolik bir anlamı dahi olsa dini bir yumuşak güce sahip olduğunu ekleyerek Mısır’ın bu açıdan denklemi tamamlayacak bir parça olacağını ancak henüz ülke olarak nereye evrildikleri üzerine kimsenin bir fikri olmadığını belirtti.

Tüm bu veriler bağlamında saydığı dört ülkenin de kendi İslam versiyonlarıyla bir milliyetçilik geliştirebileceklerini vurgulayarak önemli bir tespitte bulundu.

Önümüzde önemli bir soru(n) olarak bu ülkeler arasındaki ilişkilerin nasıl olacağının vurgusunu yaptı. Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh gibi düşünürlerin “ümmet” eksenli bir birleşimi yada bu dört ülkenin de kendi içlerinde dini milliyetçilik söylemlerinin geliştirilerek aralarındaki rekabet ortamının kızışabileceğini söyledi.

Türkiye’nin dış politikası konumunun bölgesel bir güç olmaktan küresel bir güç olmaya doğru ilerlediğini ve bunun geçmişten ilham alınan kadim medeniyet vurgusu mottosuyla daha da kuvvetlendiğini belirtti.

Davutoğlu faktörü

Ahmet Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” politikasına da değinen Duran, komşularıyla sorun yaşayan bir ülkenin komşularıyla sıfır sorun yaşayamayacağını belirtti. Bu politikanın siyasi manevra olarak daha çok içe dönük bir yapısı olduğunu vurgulayarak, medyada ve toplumda anlaşılamayan bu politikanın nitelikli bir analizini yaptı. Türkiye’nin hem içeride hem de dışarıda yaşadığı sorunların kendisine sıkıntı oluşturduğunu ancak küresel bir güç olmaya yönelik hamlelerinin bu sorunlarla halleşebileceğini söyleyerek konuşmasını tamamladı.

Panele ikinci konuşmacı olarak katılan Mensur Akgün ise 2011 Avro-Atlantik Hattında Türk Dış Politikası başlıklı tebliğini sundu.Mensur Akgün

Hükümeti kendisi de dahil olmak üzere çok eleştirdiklerini söyleyen Akgün, ancak Türkiye’ye karşı  Ortadoğu ve dünya üzerindeki ilgi ve sevginin hükümetin çalışmaları sayesinde fazlasıyla arttığını belirtti. Eskiden Türkiye’nin Müslüman coğrafyada sevilmediğini şimdi ise durumun tersine geliştiğini söyleyerek buna sebep olan gelişmeleri sıraladı.

Türkiye’nin AB üyeliği sürecinin askıda olduğunu, sebebinin Kıbrıs sorunu olduğunu söyledi. Kıbrıs sorunuyla alakalı tarihsel bir analiz yaparak, bu sorunun kolay kolay çözülemeyeceğini çünkü bu sorunun varlığından dolayı birçok ülkenin memnun olduğunu belirtti.

Fransa’nın Ermeni soykırımı reddini suç sayan yasa teklifi üzerine de görüşlerini paylaşan Akgün, bu sorunu kendi içimizde halletmemiz gerektiğini ancak  301. madde dolayısıyla yıllarca tartış(a)madığımızı söyledi. Bundan sonra arşivleri açarak doğru bir karar üzere olmamız gerektiğini vurguladı.  Türkiye’nin bağını kopardığı İttihat ve Terakki’ye sahip çıkarak manasız bir role bürünmemesini  ve olmayacak şeyi savunmaması gerektiğini belirtti.

Son olarak hükümetin militarist bir yaklaşımdan uzak durmasını ve kimseyi tehdit etmemesi gerektiğini söyleyerek konuşmasını tamamladı.

Türkiye yükseliyor

Panelin son konuşmacısı olan  Fehim Taştekin Rusya’nın Gölgesinde Türkiye’nin Avrasya Politikası başlıklı tebliğini sundu.Fehim Taştekin

Türkiye’nin bu bölgeyle ilgili olarak “unutma politikası” uyguladığını söyleyen Taştekin, Osmanlı’dan günümüze değin gelişen önemli olayların analizini yaptı.

Osmanlı’nın  bu bölgeye hiçbir zaman tam hakimiyet kuramadığını belirterek, genel manada bu bölgeye karışmama gibi bir durumun hasıl olduğunu söyledi.

SSCB’nin dağılma sürecinde dahi Türkiye’nin olup bitenlere bir mana veremeyerek bir bocalama devresi geçirdiğini, bölgeye heyetler gönderdikten sonra ne yapılması gerektiği üzerine kafa yorarken İran’ın o bölgeye yönelik atılımları dolayısıyla, bölgedeki bütün ülkeleri Ermenistan dahil tanıma yoluna gittiğini söyledi.

Türk okulları ve derneklerin bölgede faal olarak çalıştığını, hükümetin açamadığı yolu bu tip dernekler ve okulların açtığını söyledi.

Dış politika olarak ciddi atılımlar olmasa da, önemli sayılabilecek gelişmelerin de yaşandığını, bunun da genel olarak Ahmed Davutoğlu üzerinden gerçekleştiğini söyledi.

Ahmed Davutoğlu’nun özellikle yaptığı ziyaretleri Cuma günü gerçekleştirmesinin, bölge halkı üzerinde ciddi etkiler bıraktığını bizzat yaşadığını vurguladı. Davutoğlu’nun cuma namazlarında halkla bütünleşen bir lider havası bıraktığını belirtti.

Başka bir örnek olarak da Cengiz Dağcı’nın vefatının ardından maddi yetersizlikten dolayı Londra’da yakılacağını, ancak Davudoğlu’nun olaya müdahil olarak Cengiz Dağcı’nın naşını Kırım’a götürdüğünü söyledi. Dışişleri bakanı olarak Ahmed Davudoğlu’nun bu tip fırsatları kaçırmadığını, orada yapmış olduğu konuşmanın da oldukça etkileyici olduğunu belirterek başarılı bir politika yürüttüğünü söyledi.

Bütün bu gelişmelere karşın, Türkiye’nin kendisine o bölgede yol açmaya çalıştığını, temel taşı değiştiremediğini ve şimdilik Rusya’ya cevap veremeyeceğini söyleyerek konuşmasını tamamladı.

Panelde konuşmacıların sözlerini tamamlamalarının ardından panele katılan dinleyicilerin sorularına verilen cevaplarla program sona erdi.

 

R. Sercan Somuncu bildirdi

 

Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2011, 09:11
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20