Din Allah'ın rızasını kazanmak için öğrenilir

Malatya Yeni Cami'de geçtiğimiz pazartesi yatsıdan sonra Doç. Abdurrahman Ateş'in sohbeti vardı. Ateş Hoca'nın sohbetinden notlarını aktarıyor Şakir Gönülce..

Din Allah'ın rızasını kazanmak için öğrenilir

 

 

Yeni Camii, Malatya merkezin orta yerinde, Hükümet Konağı’nı tam karşıdan gören bir noktada 1894 yılında bir deprem sırasında yıkılan Hacı Yusuf Taş Cami’nin yerine inşaa edilmiş.

1913 yılında tamamlanan Yeni Camii, tamamen kesme taştan yapılmış son Osmanlı örneklerinden biridir. Eski camiden günümüze sadece yarım bir minaresi kalan bu güzel camimizin, diğer bir adı ise Malatya ağzında “Teze Camii” olarak da yaygın bir kullanıma sahiptir.

Yeni Camii bugünlerde, haftada dört gün akademisyenleri ağırlıyor. Pazartesi günleri Doç. Dr. Abdurrahman Ateş’in tefsir dersleri ile haftaya başlayan camii, salı günleri araştırma görevlisi Fetullah Zengin’in siyer dersleriyle devam ediyor. Perşembe günü öğretim görevlisi Selahattin Yıldırım tarafından hadis dersleri veriliyor. Cumartesi günü ise, Yrd. Doç. Dr. Sabri Türkmen’in fıkıh dersleriyle haftayı noktalıyor.

Bugün tefsir dersi var

Bugün yatsı namazından sonra Doç. Dr. Abdurrahman Ateş’in tefsir dersi var. Namazı da kıldıran Abdurrahman Hoca’nın kıraatı son derece güzel. Manevi atmosferi yüksek olan bir camiide, kıraatı güzel bir imam ile namaz kılmak gerçekten çok hoş. Huşu içinde kılınan bir namazdan sonra derse başlayan Abdurrahman Hoca, İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.

Abdurrahman Hoca, Bakara Suresi 78 ve 79. ayetlerin tefsirini vermeye başlıyor. “Bunların bir de ümmî takımı vardır; Kitab’ı (Tevrat’ı) bilmezler. Onların bütün bildikleri bir sürü kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar. Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab’ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, ‘Bu, Allah’ın katındandır!’ derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!”

İsrailoğulları’ndan bahseden 78. Ayet, onların dinlerinden habersiz olan ümmiler olduğunu belirtir. Ayette geçen ümmi kelimesi burada okuma yazma bilmeyen anlamından ziyade, Kitab’ı ve peygamberi bildiği halde kuruntularını, heva ve heveslerini hayat standardı haline getiren kimseler anlamındadır. Yahudilerin durumları örnek verilerek, biz Müslümanların bu hatalara düşmemesi öğütlenir. “Bu ayetler her ne kadar İsrailoğulları’ndan bahsetse de, Kur’an biz Müslümanlara indirildiğine göre, bu ayetlerin muhatabı da biz Müslümanlardır,” diyor Abdurrahman Hoca.

79. ayet ise, “Dini meslek haline getirenler ki, İslam’da din adamı diye bir şey söz konusu değil, her kim var ise onları kapsamaktadır. Dinden şu ya da bu şekilde nemalanan kimler ise, onların durumları bu ayette, ‘Vay onların haline!’ denilerek açıkça dile getirilmekte. Özellikle medya üzerinden menfaat sağlamaya çalışan, bu işi ticarete dökmüş din adamlarımıza bir Müslüman olarak hakkımı helal etmiyorum!” diyor Abdurrahman Hoca... İşte bu din adamları, bu ayetlerin muhataplarıdır. Din menfaat edinmek için öğrenilmez ya da etraftan saygı görmek için öğrenilmez. Din sadece ve sadece, Allah’ın rızasını kazanmak için öğrenilir.

Kur’an’ı mezarlıklardan kurtarmalıyız

Mezarlıklarda gece gündüz okunan Kur’an, bazen Nur Suresi’ne de denk geliyor. Kadınlardan, miras hukukundan bahseden bu ayetler, ölüler için ne anlam ifade ediyor acaba? Ama biz Müslümalar olarak, maalesef Kur’an’ı taziye çadırlarına ve mezarlıklara hapsettik. Düşünün, Kur’an sayfalarından birkaçının yerde uçuştuğunu görsek; en Müslüman’ından, en münafığına kadar, bu duruma rıza göstermez, hemen o sayfaları yerden kaldırır, saygıda kusur etmeyiz. Ama bu sayfalar bize ne emrediyor acaba, bunun farkında mıyız?

Abdurrahman Hoca, “İşte bizim çabamız bu noktada Kur’an’ın anlaşılması içindir. Kuran’ı ihtiyaç haline getirmek zorundayız. Eğer ihtiyaç haline getirebilirsek, işte o zaman Kur’an’ı anlamaya başlarız. Kur’an’ı mezarlıklardan, taziye çadırlarından kurtarıp, yaşayanlara ulaştırmak zorundayız!” diye ekliyor.

Neler yapabiliriz?

“Bu devirde hiç kimse Kur’an’ı anlamamak adına hiçbir mazeret üretemez. Bu yaştan sonra Arapça öğrenmeye de gerek yok. Gidin bir kitapçıya ve bir meal alın, haftada bir ayet öğrenseniz yılda elli iki ayet eder. Yıllarca hiçbir faydası olmayan o kadar şey öğrendik ki; Everest Tepesi’nin yüksekliği, Amazon Nehri’nin uzunluğu gibi... Bari bundan sonra Kur’an’ı anlamak adına bir şeyler yapalım,” diyerek bu güzel sohbete haftaya devam etmek üzere noktayı koyuyor Abdurrahman Hoca...

Çoğu zaman annem, rahmetli dedemin Kur’an okuduğu için sorguya çekildiğini anlatırdı. Bu memleket Kur’an okumanın yasak olduğu bir dönemden, camide haftanın dört günü, hem de akademisyenler tarafından ders verilen bir noktaya gelmiş. Camileri hıncahınç doldurmuyorsak da, Kur’an’ı yeteri kadar anlamaya gayret etmiyorsak da, geldiğimiz nokta çok önemli bence...

Başta Malatya Müftülüğü olmak üzere, tüm emeği geçenlere, buradan teşekkür etmek istiyorum. Allah hepsinden razı olsun...

 

Şakir Gönülce yazdı

Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2013, 16:21
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13