Din algımız ne kadar değişti?

Doç. Dr. M.Emin Maşalı, günümüz Müslümanını irdeledi ve kendi din algımızı sorgulatacak cevaplara ulaştı

Din algımız ne kadar değişti?

Doğası gereği insan, yaşadığı anın, yaptığı şeylerin ve yaşadığı değişikliklerin farkına varamıyor.  Yaptıkları kendinden öncekilerin devamı mı yoksa yaptıklarında değişen bir şeyler var mı, bunu idrak edemiyor her zaman. Bu durumlarda ilim adamları, düşünürler devreye giriyor ve yapılan şeyleri adlandırıp geçmişle irtibatlarını kuruyor, benzerlik ve farklılıkları ortaya çıkarıyor. Bu ortaya çıkarma önemli. Önemli çünkü otomatiğe bağlanmış gibi yaptığımız şeyleri her zaman idrak ederek yapmıyoruz. İdrakin gerçekleşmesi için de bir uyarıcı gerekiyor bazen.

Müslümanların din algısının geçirdiği süreci bir bilim adamının ağzından dinleyince düşündüm bunları. Gerçekten de ilginç ve insanı sarsan bir süreç yaşamışız düşünce planında. 

Müslümanların zihin dünyalarında yaşanan süreç, UÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. M.Emin Maşalı tarafından anlatıldı. Konu, “Gelişen Dünyada Değişen Din Algısı” . Sohbete ev sahipliği yapan Birlik Vakfı Bursa Şubesi…

Din algısı neden değişti?

Doç. Dr. M.Emin Maşalı, Müslümanlardaki din algısının değişmesinin nedenlerini anlamak için Batı ve Doğu medeniyetlerinin son birkaç yüzyıllık  rollerine bakmak gerektiğini söyleyerek başladı sözlerine. Son birkaç yüzyılda olan şuydu: Batı dünyası önce Rönesansı yaşamış, buna paralel olarak da endüstri, sanayi ve teknoloji alanında gelişmişti. Batı’da bunlar yaşanırken bizde ise tam tersi bir süreç yaşanıyordu. Biz ise geriliyorduk.

Kilisenin değişen rolü?

Aslında Rönesans da durup dururken gerçekleşmedi. Onun da arka planında insanın zihnini özgürleştirme mücadelesi vardı. Bilindiği üzere Batı’da uzun yıllar mutlak güç kiliseydi. Kilise, tek karar mercii ve kararları tartışılmayan tek yetke idi. İncil ise, herkesin anlamadığı, anlayamayacağı bir kutsal metindi din adamlarına göre. Ve fakat bir gün bir Alman teolog  ortaya çıktı ve İncil’in herkes tarafından anlaşılabilecek bir metin olduğunu öne sürdü ve bunu da insanlara anlattı. 16 yüzyılda yaşanan bu olay, bir dönemin de başlangıcı oldu. Bu öyle bir dönemdi ki o güne kadar hakim durumda olanları mahkum ediyor, uygarlıkları sarsıyordu.

Protestanlığın etkisi

26474Martin Luther öncülüğünde başlayıp yaygınlaşan Protestanlıkla beraber Batıda din adına sahiplenilen her şey sorgulanmaya başlandı. Gelenek, dine ve kutsal kitaplara bakış… Hatta bu sorgulama, İncil’in gerçekliğini tartışmaya kadar bile vardı.

Böylelikle insanların ve devletlerin üzerindeki gelenek ve din adamları baskısı zamanla kalktı. Artık din, öncelikli olmaktan uzaklaşmış, yerini insana ve insan aklına bırakmıştı. Bu gelişmeler ve bunun ardından yaşanan endüstri, teknoloji ve bilim alanındaki gelişmeler Batıyı kısa bir zamanda hakim pozisyona getiriyor, üstün kılıyordu.

Bu, dinin ve geleneğin üstünlüğünün bireye terk edilmesi anlamına geliyordu aynı zamanda.

Batı’yı güçlü kılan…

Kilisenin ve din adına kendine dayatılan şeylerin tasallutundan kurtulan Batı dünyası, kısa zamanda kendini geliştirmiş ve zayıflamış olmasına rağmen hala o günün hakim gücü olan İslam dünyasının karşısına bir elinde bilim, diğer elinde teknolojiyle çıkmıştı. Çok geçmeden de medeniyetlerin rolleri değişti: Batı hakim medeniyet, Doğu ise mahkum medeniyet oldu.

Müslümanlar ne yaptı?

Batının bu gelişmesi karşısında zayıf düşen İslam dünyası şu iki soruyu sorar kendine:

“Batı ne yaptı da böyle güçlendi?” ve “Biz neden geri kaldık? Güçlenmek için ne yapabiliriz?”

Sorulan bu iki soruya üç farklı cevap verdi İslam dünyası:

1.Batı medeniyeti hangi yollardan geliştiyse biz de aynı yolları izleyip gelişebiliriz.

Bu argümanı savunanlar, Batının dini anlayışlarını sorgulayıp Kilise geleneğini reddederek geliştiği için bizim de geleneği reddetmemiz gerektiğini öne sürdüler.

2.Gelenekçi yaklaşımı öne sürenler oldu. Bunlar ise, Batıyı geliştiren sebeplere değil de kendi geçmişimizde bizi geliştiren sebepleri bulup tekrar onlara sarılmamız gerektiğini öne sürdü.

3.Uzlaşmacı yaklaşımı benimseyenler: Bu görüşü savunanlar, geleneğimizi gözden geçirip işlevsiz olan yanları atarken diğer yandan da diğer toplumlarla kültürel ilişkiyi sürdürüp onlardan yararlanmak gerektiğini öne sürdüler.

Bunlar ne anlama geliyor?

Yukarıda sıralanan üç bakış açısını savunanlar ve bunların yaptıklarına dair şunları aktardı M. Emin Maşalı Hoca:

“Birinci bakış açısı Hint Alt kıtasında Seyyid Ahmet Han gibi kişiler tarafından geliştirilmiştir. Ama bunlar da 13 asırlık birikimi bir kenara atıp sadece Kuran’ı esas alarak dini yeniden yorumlamak yoluna gitmişlerdir. “

“Gelenekçiler ise, Müslümanların yaşadıkları bu geri kalmışlığın aslında yaşanılmaması gereken bir şey olduğunu söyleyip gerçeklik algısından uzaklaşmışlar, şanlı geçmiş ile övünmekle yetinmişlerdir.”

“Uzlaşmacı yaklaşım sahipleri geleneği sorgulayıp bazılarını filtrelemişlerdir. Bunların belli başlı temsilcileri Muhammed Abduh, Reşit Rıza’dır. Bizde de M. Akif Ersoy ve daha başka İslamcıları da etkilemişlerdir.”

Hangi yaklaşım neye yol açtı?

M. Emin Maşalı Hoca, özellikle üçüncü yaklaşım olan uzlaşmacı yaklaşımın etkilerini şöyle sıraladı:

Bunların etkisiyle bu dönemde daha insan merkezli bir anlayış ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu anlayışla birlikte algılarımız ve yaklaşımımızda şu değişiklikler gerçekleşmiştir:

Önceleri din, tamamiyle Allah merkezliydi, insan unsuru yoktu. Bunlarla beraber insan unsuru devreye girdi. Dolayısıyla da insanlar olaylara vahiy merkezli bakmak yerine akıl merkezli bakmaya başladılar. Hal böyle olunca da, hayata uhrevi açıdan değil dünyevi açıdan bakılır oldu.

Kısacası olaylara ve dünyaya bakışımız “ilahi, vahyi ve uhrevi” bakış iken bu algılayış yerini insanı ve insanın melekelerini önceleyen “akli bakış, beşeri bakış ve dünyevi bakış”a terk etmiştir.

M.Esed’in meali neden yeğlenir?

M. Emin Maşalı Hoca, günümüzün en çok satan meallerinden biri olan M.Esed’in mealinin bu kadar tercih edilmesinin sebebinin de, Esed’in bakış açısıyla ilgili olduğunu söyledi. “Mealinde Esed’in yaklaşımı, ayetleri akılcı bir yaklaşımla yorumlayıp akılla açıklanamayan şeyleri ise görmezden gelmek.” şeklinde olmuştur, dedi.

Bir örnek

M. Emin Maşalı Hoca, vahiy merkezli bakış açısından akıl merkezli bakış açısına evrilmenin örneğini de Fil suresinin değişen yorumuyla anlattı. Mesela Muhammed Abduh’un, ebabil kuşlarının Ebrehe’nin ordusunu yok etmesini açıklarken orduyu  gerçekte kuşların taşlarla yok etmediklerini, ordunun yok edilmesinin ölümcül bir salgın hastalıkla gerçekleştiği şeklinde yorumlayıp olaydaki mucizevi boyutu kabul etmediğini aktardı.

Kırılma…

M. Emin Maşalı Hoca, son olarak günümüzdeki hali şöyle anlattı:

“Gelenekçileri bir kenara koyarsak çağımız insanı “akli bakış, beşeri bakış ve dünyevi bakış”tan etkilenmiştir. Günümüz insanı artık olaylara seküler bakış açısıyla bakmaktadır.  Bu kırılma, herkesi aynı düzeyde etkilemese bile hemen hemen herkeste az çok bir etkilenme olmuştur.

“Bu durum ise, “ilah” merkezli bakıştan “beşer” merkezli bakış açısına geçişin sonucudur.

 

 

Fikri Özçelikçi not aldı, aktardı

Güncelleme Tarihi: 25 Mayıs 2011, 12:28
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13