Dilipak, okları ülkeye değil kendimize çevirdi

Gemlik'te konuşan Abdurrahman Dilipak, gidişatımızın nereye olması gerektiğini anlattı. Ayşegül Sena Kara yazdı..

Dilipak, okları ülkeye değil kendimize çevirdi

 

Gemlik Belediyesi, kültür etkinlikleri kapsamında geçtiğimiz günlerde gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak'ı ağırladı. 'Türkiye nereye gidiyor?' konulu bir seminer tertiplendi. Konu başlığından ziyade, televizyonda kendisine denk geldiğim programlarda konuşmasıyla, ufkunun genişliğiyle, bir vizyon ve misyon ortaya koymasıyla beni heyecanlandıran bu yazarı dinlemek istiyordum. Salona giderken aklımda “tamamen siyasete bürünen bir konuşma mı bizi bekliyor, yazar ülke gündeminden mi bahsedecek” soruları dolaşıyordu.

Düşüncemin aksine Abdurrahman Dilipak, öncelikle okları ülkeye değil kendimize çevirdi. 'Her topluluk layık olduğu şekilde yönetilir' hadisi ile konuşmasına başlayan Dilipak, önce kendimizi düzeltmemiz gerektiğini söyledi.  Konuşmasının genelinde görevlerimizi ve sorumluluklarımızı hatırlattı.

"Siz nereye gidiyorsanız memleket oraya gidiyor"

Mehdi ya da kurtarıcı beklemekle bir yere varamayacağımızı anlatan yazar şunları kaydetti: "Peygamberler kurtuluşa çağırır, kurtarıcı değillerdir. Eğer öyle olsaydı Nuh (a.s) oğlunu, Lut (a.s) karısını kurtarırdı. Fatih'le övünerek cennete giremezsiniz. Babanız peygamber olsa bile bir şey ifade etmez. Bu dünyada yaptığımız, yapmamız gerekip yapmadığımız her şeyden sorumluyuz. Ya kendi cennetimize tuğla taşırız, ya da kendi cehennemimize ateş."

Söyleşisinde bazen sesini yükselterek dikkatleri toplayan Abdurrahman Dilipak, can alıcı sorularıyla dinleyenleri düşünmeye çağırdı. Bu sorulardan biri de konu başlığına atıfta bulunarak sorduğu şu soru idi: "Türkiye'nin nereye gittiği önemli değil, sen nereye gidiyorsun?" Asıl gerçek sorunun bu soru olduğunu vurgulayan yazar şunları söyledi: "Eğer bizler Allah'ın ipinden tutup hep beraber doğru yola gidiyorsak o zaman Allah bize yardım edecek ve bizim ellerimizle zalimleri cezalandıracak. Mücerret bir şekilde memleket nereye gidiyor değil, siz nereye gidiyorsanız memleket oraya gidiyor."

Müslümanlığımız sorunlarımıza çare oluyor mu?

Konuşmasında sık sık ayet ve hadislere yer veren Dilipak, "İki günü eş olan ziyandadır" hadisini hatırlattıktan sonra, hepimizin gündeminde olması gereken soruyu sordu: "Çocuklarımızın üniversiteye gitmesi için çalıştığımız kadar cennete girmek için çabalıyor muyuz?"

Etkileyici hitabetiyle dinleyicilerin gündemine asıl meselelerimizi sokmaya çalışan yazarın anlattıklarından bir kesit ise şunlar oldu: "Çağımız için Müslümanlık futbol takımı tutmak kadar değer ifade etmiyor. Müslümanlığımız dertlerimize çare olmuyor. Hacca gitmiş dört kardeşi, miras kavgasına tutuşmaktan kurtaramıyor Müslümanlığımız. İman ettik demekle bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? Bizim yeniden Müslüman olmamız gerek. 'Ey iman edenler iman ediniz' ayetini uygula. Oku, anla, gereğini yap."

Futbol demişken, Abdurrahman Dilipak, ilk defa duyduğum ve bana ilginç gelen bir şey söyledi. Futbol ve boksun kendi çıkarımlarına göre tahrimen mekruh olduğundan bahsetti. Çünkü insanın yüzüne vurmayı peygamber yasaklamıştır. Hızla gelen topa kafa atmak ise hücrelere zarar verir ve alzheimer hastalığına sebep olabilir. Bu durumda yazara göre futboldan haz almak bile caiz değil…

Pasaportu olan var mı?

Dilipak, Kur'an-ı Kerim'de 'Yeryüzünü dolaşın' mealinde 17 tane ayetin varlığından bahsetti ve salondakilere kaç ülkeye gittiklerini sordu. Yeryüzünün tamamından sorumlu olduğumuzu ve hesaba çekileceğimizi hatırlattı ve şu uyarılarda bulundu: "Köyümüze saplanıp kalmayacağız. 'Kenar-ı Dicle'de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de adl-i ilahi sorar Ömer'den onu' sorumluluğuyla hareket etmeliyiz. Kollarımızın uzanmadığı mazlum coğrafya kalmamalı. Dil bilmeden bulunduğumuz noktadan ileriye gidemeyiz. Arap dünyasıyla iletişim için Arapça'yı, Batı dünyasına tebliğ yapmak için İngilizce'yi öğrenmeliyiz."

Yeryüzünün tüm mazlum coğrafyalarına el uzatmamız gerektiğinden bahseden yazar, küçük bir hesapla boşa giden paranın nerelere aktarılabileceğini gösterdi: Sadece Türkiye'de sigaraya harcanan tutar 10 milyar doları buluyor. Türkiye'de tüm Müslüman coğrafyası için toplanan yardım ise 7 milyar dolar.

Camilerin fonksiyonları ile ilgili önemli hatırlatmalar da yaptı yazar. Camilerin dört zaviyesinde (zaviye köşe demekmiş) her namaz aralığında halka kurulup günde toplam 20 ders yapılmıyorsa bu israftır dedi. Çünkü namaz kılmakla iş bitmiyor. 'Vay o namaz kılanların haline ki onlar yetim hakkı yerler.' Dilipak'a göre, bu demek oluyor ki, camilerde dul, yetim, çevre komisyonları kurulması gerek. İmamlar cami için para topladıkları kadar mahalledeki açlar için de para toplamalı.

Bir fakülte ile yetinilmemesi, dünyayı daha iyi tanımak için tarih, felsefe, siyaset, iktisat fakültelerinden birisini de okumak gerektiğine değindi yazar. Bunların dışında her Müslümanın üzerine farz olan ilmi sistematik bir şekilde öğrenmek için, açıköğretim de olsa herkesin ilahiyat okumasının mecburi olduğunu savunan Abdurrahman Dilipak, önemli hedefler koyarak konuşmasını sonlandırdı. Derdi olan, meselesi olan bir bakışla hayata bakan insanların varlığına ne kadar muhtaç olduğumuzu bir kez daha anlamış olduk.

 

Ayşegül Sena Kara dinledi

Güncelleme Tarihi: 26 Ekim 2013, 16:01
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hamdi
Hamdi - 6 yıl Önce

Özellikle Abdurrahman Dilipak'ın konuşmasında ki en önemli karşılaştırması bir zamanlar memur maaşını ödemek için İMF'ten 330 milyon dolar borç dilenen ülkeden Müslüman Coğrafyasına 7 milyar dolar aktaran bir ülkeye geliş serüveni.Şairin dediği gibi Bağdat'ın Basranın ve İstanbulun birbirine nasıl bağlandığını ve nasıl çözüldüğünü bilmede işin sırrı.

banner19

banner13