banner17

Detone olmadığı yorumları da olmuş!

Müthiş bir repertuar oluşturmuş, tebrikler tam isabet.. Ve ben müzik magazin programlarının sunucularının o efsane sorusunu sormak istiyorum: ‘Neden müzik?’

Detone olmadığı yorumları da olmuş!

 

Son yılların turşu kıvamına gelmiş ifadelerinden biri de “detone”dir. Fevkalade faydalı(!) müzik yarışmalarımızda jüri hazretlerinin kullandığı bir kelimeydi. İlk başlarda biraz garipsedik ama sonra alıverdik hayatımızın içine... Artık hepimiz bir şarkı veya şarkıcı hakkında yorum yaparken bu kelimeyi çok rahat kullanabiliyoruz.

Ben bu haberimde sizlere müziğin derin bilgilerinden filan bahsetmeyeceğim. Sadece “detone” olmadan söyleyebildiği bazı şarkıları da olan bir solistten(!) bahsedeceğim... Baştan belirteyim, kendisini tanımam etmem, hiç karşılaşmadık, belki tanışsak çok da iyi anlaşırız ama bilemiyorum.

Resmen gaflet uykusuna dönmüş “şehadet uykusu”

İlk albümünü çıkardığında ben üniversite öğrencisiydim. Baktım ki rafta yeni bir albüm “Kutlu Misafir”. Yakışıklı bir arkadaş iri puntolarla adı yazılmış ve elbette yeni bir isim. İlgi çekici... Albümün arka kapağını çevirince ilgim bir kat daha arttı. Arkadaşımız öyle bir repertuar oluşturmuş ki albümü hemen aldım. “Adı için yaşamak”, “Şehadet uykusu”, “Yitik sevda”, “Bir güneş doğuyor”, “Hasret kafesi” ve diğerleri... Çok etkileyici bir şarkı listesi... Birçok insan benimle aynı tepkiyi verip almıştır o albümü, öyle düşünüyorum.Ömer Karaoğlu

Kaset, teybe takılır, müzik başlar... Ömer Karaoğlu’ndan dinleyince insanın meydanlara yürüyesi gelir bu ezgiyi, doğal olarak beklenti de artıyor: “Adı için yaşamak”... Ve intro biter, söz girer. Ama kaseti yeni aldık, niye ses bozuk geliyor, Allah Allah... Tekrar çıkar tekrar tak, aynı... Diğer şarkıları da dinleyelim bakalım, belki de sadece bunda sorun vardır. “Şehadet uykusu”... Olmamış, resmen gaflet uykusuna dönmüş. Peki ya “Bir güneş doğuyor”? Aykut Kuşkaya’nın sesiyle hayat bulan o ezgi... Ölmüş galiba.

İbrahim Sadri de tutmuş bir şiir okumuş hatta bu albümde. Peygamberimiz gelse artık tıbbın elinden bir şey gelmez. Bu bile kurtaramaz bu albümü. Çünkü solist arkadaşın sesiyle alakalı bir sorun var. Sorun şu ki; arkadaşın sesi yok. Bir şekilde bu albümü çıkarmış, tebrikler büyük cesaret... Müthiş bir repertuar oluşturmuş, tebrikler tam isabet... Ve ben müzik magazin programlarının sunucularının o efsane sorusunu sormak istiyorum: “Neden müzik?”

O ezgileri, o şarkıları arkadaşa söylemesi için veren çok değerli sanatçılara da sormak istediğim sorular var ama yüz yüze görüşürsek inşallah...

Benim kanaatim; “olmuş bir kere, herhalde bir daha olmaz”dı. Ama çok fena yanılmışım. Arkadaşımız büyük bir özveriyle üç albüm daha yapmış ben uyurken. Bu cesaret nereden geliyor diye sormadan edemiyorum. Evet, biliyorum, kendine bir hayran kitlesi edinmiştir, şehir şehir dolaşıp konser veriyordur. Hele de Ramazan aylarında... Sonuçta kimlerin hayran kitlesi yok ki...

İkinci albümünde müzik kalitesini biraz daha aşağı çekmek suretiyle masrafı azaltmış.

Arkadaşımızın bir önemli özelliği de tasavvuf müziğinin ölümsüz eserlerinin de aslında ölümlü olduğunu ispatlamaya çalışması... “Sevdim seni”, “Sen sultansın”, “Kan tutar” bunların bazıları...

Pazarda domates alırken gösterdiğimiz titizliği sanat eserine de uygulamalı

En başta da söylediğim gibi ben arkadaşı tanımam. Bu haber metnini de şahsi garezimden ötürü yazmış değilim. Kaldı ki kendisinin ayarında o kadar çok solist türedi ki hangi birini yazayım. Talih kuşu kendisine kondu. Ama bunda büyük bir cesaretle çok zor eserleri yorumlamasının da payı vardır bu biline...

Olayın sosyolojik boyutuna dikkat çekmek istedim. Şöyle ki; birisi bir kitap yazar, içeriğinden habersiz halde elimize alırız, bir bakarız ki sevdiğimiz bir insanın, Allah dostunun, hocanın, mütefekkirin sözüne, şiirine atıfta bulunmuş. Hemen alırız. Bu müzikte de böyle, edebiyatta da, sinemada da... Bu kadar alt düzey bir beğenme duygusuyla hareket ettiğimiz sürece iyi müzikler, güzel filmler, kaliteli kitaplar hep çok uzağımızda olacak. Fetih filmine gideceğiz “aslında biz yapsaydık var ya” diyeceğiz.

Önce lütfen radyolarımızın alıcılarıyla oynayalım. Frekanslarımızı yükseltelim. Öyle her fısıltı her inilti girmesin kulaklarımıza. Bir bakalım, tartalım, değerlendirelim. Pazarda domates alırken gösterdiğimiz detaylı incelemeyi sanat ürünlerine de uygularsak sorun ortadan kalkarmış gibime geliyor.

 

Ahmet Bozkuş değindi

Güncelleme Tarihi: 08 Ağustos 2017, 11:59
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
buşra,
buşra, - 7 yıl Önce

hay allah razı olsun kardeşim,iyi bir giriş olmuş bu konuya.hediye bile etmeyip çöpe atmıştım zatın albümü.ki son dönemde çıkan albümlerin hepsi bu yazıya dahil olabilir. bu gibi arkadaşların konser görüntülerine filan bakarsanız, arada tek tük erkek göreceksiniz.bir tane isim vardı hani,konserlerinde çıldırıyordu alnına bandana takmış hanım kızlar,onun sesi güzeldi ama hakkını yemeyelim.ama kafayı yememek de zor.

banner8

banner19

banner20