Ders kitaplarında öyle isimler var ki

Ders kitapları öyle bir güzel olmuş ki, sanki edebiyat dergisinde sandım kendimi. Fakat meğer bunlar hepsi boşa imiş.. Neden mi?

Ders kitaplarında öyle isimler var ki

Mustafa Uçurum 12. sınıf Türk Edebiyatı dersi kitabını çok beğenmiş, aşağıdaki haberi yazmış;ilköğretim Türkçe kitapları için durum vahim değil ama 12. sınıf Edebiyat ders kitabının üniversite sınavı yüzünden neredeyse hiiiiç işlenmediğini, işlenemediğini, çocukların 12 Edebiyat'ın yüzüne bile bakmadığını esefle de biz ekleyelim buradan.

Edebiyat ve Türkçe ders kitaplarına seçilen metinlerde gelenek olmuştur ki ölmüş, unutulmuş şair ve yazarlar tercih edilirdi. Yaşayan bir edebiyat adamının kitaplara girmesi ferman isterdi. Deneme denince Nurullah Ataç’ın, hikâye denince adı sanı bilinmez kişilerin metinleri kitaplarda yer alırdı.edebiyat

Sayfaları çevirdikçe sürprizlerle karşılaşıyoruz

İlköğretim ders kitaplarında öyle güzel insanlara rastlamaya başladık ki sanki bir edebiyat dergisinin sayfaları arasındaymışız gibi dört bir yanımız dostlar tarafından kuşatılmış adeta. Deneme türü için seçilen metin Ali Çolak’a ait: “Mavisini Yitirmiş Yaşamak”. Bu parça işlenirken öğrencilere dönüp, “bu parçanın yazarıyla iyi tanışırız” bile diyorum. Hatta daha ileri gidip, Zaman gazetesine abone olan bir öğrenciye Ali Çolak yazılarından oluşan bir köşe hazırlaması için performans ödevi veriyorum.

Birkaç sayfa sonra dergilerin abisi Mehmet Aycı’nın bir çalışması karşılıyor bizleri. Mehmet Aycı’nın Nasrettin Hoca üzerine hazırladığı kitaptan bir metin. Metni okuduktan sonra, “Bu da ağabeyimdir. Size bir şiirini okuyayım. Hadi bir de birlikte çekildiğimiz fotoğraflarıma da bakın.” bile diyorum.

Daha sonraki metin Ali Ural’a ait: “Posta Kutumdaki Mızıka”. Çocuklara mektup denen o güzelliği hatırlatmak için önce yine bir Ali Çolak denemesi var. Daha sonra Ali Ural. Metni okuduktan sonra bir de Ali Ural ödevi veriyorum.  Sonra gönül rahatlığıyla dersimize dönüyoruz.

türkçeSanki bir edebiyat dergisindeymişsin gibi

Edebiyat kitaplarında da durum farklı değil. Öyle isimler girmiş ki kitaplara insan hayret makamında ders işliyor. Kimin aklına gelirdi ki Hüseyin Atlansoy’un “Gizleyen Özne” ya da “Metropol İnsanları” şiirine bir gün ders kitaplarında rastlayacağız. Yıllarca öykü diyerek yutturulan karalamalardan sonra Rasim Özdenören’den “Denize Açılan Kapı”yla öyküyü öğrenmek şükür ki bu nesle nasip oldu. Sezai Karakoç’un “Balkon” şiiri ve “Şehrazat” şiiri ders kitapları için en büyük berekettir.

Elbette İsmet Özel’in bir ders kitabında yer alıyor olması takdire şayan. “Yıkılma Sakın”dan sonra “Mataramda Tuzlu Su” ile yollara düşmek de güzel oluyor. Haydar Ergülen, Edip Cansever ya da Turgut Uyar. Bir başka sayfada Yavuz Bülent Bakiler, Hilmi Yavuz. Bu isimlerin bir ders kitabında yer alıyor olması o kitabın bir dergi muamele görmesi için yeter sebeptir. Yapılan bu isabetli çalışma ile öğrenciler biliyor ki, bu şairler ve yazarlar halen hayattalar ve yazmayı sürdürmekteler.

Ders kitaplarının yerini ne alırsa alsın, önemli olan içerik olarak kitaplar günceli en iyi şekilde yansıtmalı. Yaşayan şair ve yazarlar, düşünce adamları kitabın başköşesine kurulmalı. Böyle olsun ki kitaplarımızın üstündeki ölü toprağından bir an önce kurtulalım.

 

Mustafa Uçurum, devamını bekleyerek yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mart 2012, 09:38
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
eşref aydın
eşref aydın - 7 yıl Önce

şu anda devlet okullarında okutulan, karizma eğitim yayınları'nın 9. sınıf "dil ve anlatım" kitabında da harika metinler/şiirler var. güzel şeyler oluyor gibi...hürmetler

ömer faruk
ömer faruk - 7 yıl Önce

10. sınıfların da öyle bir kitabı var ki... Mevlana yok Mesnevi-i Şerif yok. Mesnevisiz edebiyat nasıl diye insan düşünmeden edemiyor.

banner19

banner13