Dergiler kalkıyor artık bu istasyondan

Türkiye Dergi Fuarı, Sirkeci Tren Garı'nda kapılarını 5. kez ziyaretçilere açtı. Ümit Aksoy, fuar üzerine izlenimlerini yazdı..

Dergiler kalkıyor artık bu istasyondan

Küçükken, henüz evimiz “asıl İstanbul”dan uzaktayken, Küçükçekmece’den trene binince gelirdim Sirkeci Garı’na. Gençliğimin başında, bir büyülü yolcuğun sonunda dünyaya açılan bir kapıydı bu gar. Dünyaya: Yani bir bilinmeze.

Evi asıl İstanbul olmayanlar bilirler; İstanbul’un merkezinde savunmasız kalmak işten bile değildir. Bu gar, bu anlamda, hem bir başlangıç, hem bir son ama en önemlisi bir kaleydi o vakitler.

Garda oturup yolculara bakar, derdimize dert eklerdik

Zaman geçti, biz de İstanbullu olduk, İstanbul’dan sayıldık; buradan yazıldı ikametgâhlarımız. Ve artık bu gar, iyiden iyiye evimiz olmuştu. Özellikle garda bulunan, bu dünyanın kıyısı gibi duran o küçük çay ocağı. Gelip orada oturur; hem şehir içi hem de şehirler ama en önemlisi yurt dışına giden/gelen yolculara bakar, derdimize dert eklerdik.

O zamanlar gençtik; insan ne kadar dert yüklense bana bir şey olmaz canım denilen yaştaydık. Şehirde nefes aldığımız yerlerin, kaçıp sığınacağımız yerlerin başında geliyordu bu gar kısacası.

Ama hayat; her şey değişiyor. Şimdi bu tren garı daha “modernize” oldu. Artık tren kalkmıyor bu gardan, marmaray var.

Bir direniş muştusu olarak "biz buradayız" diyorlar

Dünyanın en kenar “eski tren istasyonu” ise nefes almaya, yaşamaya devam ediyor. Nefes alırken de her sene yaklaşık bir hafta da “hür tefekkürün kaleleri”ni misafir ediyor. Yani senede bir hafta artık dergiler kalkıyor bu istasyondan, bu vagondan.

TÜRDEB yani Türkiye Dergi Editörleri ve Yayın Yönetmeler Birliği bu sene beşincisini düzenliyor Türkiye Dergi Fuarı'nın. Sirkeci Garı ise bu sene üçüncü kez ev sahipliği yapıyor dergi fuarına. Bugün açılan ve 11 Mayıs'a kadar devam edecek olan fuarın bu seneki teması “Gençlik”; onur konuğuysa Umran Dergisi. Fuarda tren söyleşileri, okur-yazar buluşmaları ve son gün dergiciliğin en'leri ödül töreni de yapılacak.

Fuar için hazırlanan kitapçıkta Muharrem Baykul fuara ve dergilere dair şunları söylüyor: “Dünyada başka bir örneği olmayıp alanında ilk olan dergi fuarımız, gelişen teknoloji karşısında ‘hür tefekkürün kaleleri dergiler’in pabucunun dama atıldığını zannedenlere bir direniş muştusu olarak 'biz buradayız' diyor…”

Genç düşünce, dergilerde kanat çırpar

Geçtiğimiz senelerde garın “müze kıvamındaki” o büyük salonunda biraz tıklım tıkış haldeydi fuar. Bu seneyse, “Sığmıyoruz artık bu odaya kardeşim!”” diyerek garın dışına, o canım avlusuna kurmuşlar tezgâhı.

150’nin üzerinde derginin katıldığı fuarda dergicilerin yüzlerindeki heyecanı görmemek için kör olmak gerek. Dergi çıkaranlar bilerler; dünyanın hem en meşakkatli, fedakarlık isteyen ama bir yandan da en keyifli, insanı bu dünya da bir “şey” yapıyorum hissi veren bir eylemdir.

Cemil Meriç, o meşhur “Dergiler hür tefekkürün kaleleridir” cümlesini söylediği yazısında şunları da söylemeden duramaz: “Şöhreti fethe koşan bir aydınlar ordusu. Kimi yarı yolda kalacak, kimi yol değiştirecektir bu akıncıların. Belki hiçbiri varamayacaktır hedefe. Genç düşünce, dergilerde kanat çırpar. Yasak bölge tanımayan bir tecessüs; tanımayan, daha doğrusu tanımak istemeyen. En çatık kaşlılarda bile insanı gülümseten bir 'itimât-ı nefs', dünyanın kendisiyle başladığını vehmeden bir saffet var. Tomurcukların vaitkâr gururu.

Bir şehrin iç sokakları gibi mahrem ve samimidirler. Devrin çehresini makyajsız olarak onlarda bulursunuz. Müzeden çok antikacı dükkânı, mühmel ve derbeder.

Kitap, istikbale yollanan mektup… smokin giyen heyecan, mumyalanan tefekkür. Kitap ve gazete… Biri zamanın dışındadır, öteki 'an'ın kendisi. Kitap, beraber yaşar sizinle, beraber büyür. Gazete, okununca biter.

Kitap fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. Dergi, hür tefekkürün kalesi. Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür. Kitap, çok defa tek insanın eseri, tek düşüncenin yankısı; dergi bir zekâlar topluluğunun. Bir neslin vasiyetnamesidir dergi; vasiyetnamesi, daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi, kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar.

Bizde hazin bir kaderi var dergilerin; çoğu bir mevsim yaşar, çiçekler gibi. En talihlileri bir nesle seslenir. Eski dergiler, ziyaretçisi kalmayan bir mezarlık. Anahtarı kaybolmuş bir çekmece. Sayfalarına hangi hatıralar sinmiş, hangi ümitler, hangi heyecanlar gizlenmiş, merak eden yok.”

Zaman da mekan da değişiyor. Meriç’in bu yazısının üstünden neredeyse yarım asra yakın bir vakit geçti. Nice dergiler yayın hayatına başladı, niceleri tarihin “tozlu raflarında”ki yerine aldı.

Bu fuar, bu anlamda dergilerin ve onların sorunlarının gün yüzünü çıktığı, okurlarıyla buluştuğu, soru ve sorunların daha bir dergi “hayattayken” konuşulma imkanı bulması anlamında takdir edilmesi gereken bir yerde duruyor; bütün eksikliklerine rağmen…

Bu memleketin en büyük sorunu bir ülkü birliğine sahip olmaması

Fuarın dikkat çeken bir yönü de “fuarın” yalnızca Müslümanların dergilerinden oluşması. TÜRDEB Başkanı Muharrem Baykul’dan aldığımız bilgiye göre bu, TÜRDEB'in ve “öteki” dergi sahiplerinin tercihiymiş. “Biz herkesi davet ettik, sitemizden bunu ilan ettik. Elbette bizim de kriterlerimiz var, değerlerimize hakaret eden düzeysiz bir dergiyi alıp almama hakkımız var.” diyor.

Bizim memleketin en büyük sorunu bir ülkü birliğine sahip olmaması. Birileri memleketin asli gövdesini görmezden gelip bir kenarından tutup memleketi bir yerlere yamamaya çalışıyor.

Tıpkı yakınlarda düzenlenen CNR kitap fuarına “başka mahalleler”in yayınevlerinin istenen oranda teveccüh göstermeyip, fuarı kısmen görmezden gelmeleri gibi. Yani bir “kültürel iktidar” meselesi var karşımızda.

Bu sene 5’si düzenlenen fuar bu “yarılmanın” gözlendiği bir durumu da ortaya çıkartıyor.

Hür tefekkürün kaleleri” Sirkeci Garı’nda okuyucularını bekliyor yolculuk için.

 

Ümit Aksoy yazdı

 

Güncelleme Tarihi: 09 Mayıs 2014, 00:14
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26