Dergi çıkarmak için gereken üç şey!

'Mümkün Öykülerin En İyisi' kitabıyla TYB'nin 2013 'En iyi Öykü Ödülü'nü alan Aykut Ertuğrul'u, konuk olduğu Üsküdar İmam Hatip Lisesi'nden iki öğrenci Merve Bayram ve Züleyha Süveybe Macar dinledi ve anlattı.

Dergi çıkarmak için gereken üç şey!

 

Aykut Ertuğrul, “Mümkün Öykülerin En İyisi” kitabıyla TYB'nin 2013’ün “En İyi Öykü Ödülü”nü aldığını öğrendikten hemen sonra, ilk defa Üsküdar Anadolu İmam Hatip Lisesi'ndeydi. İstanbul Milli Eğitim'in geçen yıl başlattığı “Cevher İçimizde” programı çerçevesinde imam hatipleri ziyaret eden yazarlar öğrencileri epey etkilemiş görünüyor. İşte iki lise öğrencisinin gözünden bir yazarın gelişi ve anlattıkları... İlk söz Merve Bayram'ın:

YURTLAR YAZAR FABRİKALARIDIR!

Aykut Ertuğrul, "Cevher İçimizde" çalışması kapsamında Üsküdar AİHL'de idi. Ertuğrul, yüzünde birikmiş sevinç ve tezcanlılıkla kütüphanemize Mustafa Nezihi Pesen Hocamızla beraber girdi. İlk andan itibaren ortama saçtığı samimiyet tohumlarıyla, gayet rahat bir sohbet başlamış oldu. Evet! Kendisini tanımlayabilecek anahtar sözcük "samimiyet". Konuşmalarında ve dahi yöneltilen sorulara samimiyet ve alçak gönüllükle, candan cevap verdi. Yüzünden eksik olmayan tebessüm, "Hah! Tamam, rahatça konuşulur bu yazarla…" dedirtti.

Dergi çıkarmak için gereken üç şey!

Ekipte bulunanlar arasında yatılı kalanların bir hayli fazla olması sebebiyle, kendi lise yılları okuma serüvenine değinen yazar, "Yurtlar, yazar fabrikalarıdır" dedi. Kendisinin "düzensiz okumada en iyi tecrübelilerden olduğunu" belirten Ertuğrul, dergilerin önemine değinerek önerdiği dergi isimlerini ise şöyle sıraladı: Hece, Dergâh, İtibar, Karagöz, Karabatak… Bunlar gibi takip etmemizi rica ettiği dergilerden sonra, grubu heyecanlandıran bir atakla, "Siz de dergi çıkarabilirsiniz!" sözü herkeste bir heyecan dalgası yarattı ve gözlerde sevinç ışığı parıldattı. Birbirlerine, "Biz mi ?" diyen bakışlarla bakan ekibe büyük bir cesaret vererek, dergi çıkarmanın hiç de zor olmadığını gerekli materyallerin sıralanışıyla şöyle açıkladı: zımba, kâğıt, yazıcı (tabi bilgisayar)… Kolaylığa vurgu ancak bu kadar açık beyan edilebilir.

Bir öykücünün anlatımı

Anlatımlarının tamamında gözlemlenen olay örgüsüne bağlı kalma, konu dışına çıkmama çabaları, kendisinin günlük konuşmalarında dahi yaptığı öyküleme yeteneğini bir ayrıntı olarak sezinleyebildim. Her ne kadar kendisi iyi olduğunu kabul etmese de (yine o tevazu) gerçekten iyi bir yazar olduğunu fark etmeden ortaya koymuş oldu. "Kitapsız durmam!" diyen Ertuğrul, "okumadan yazmanın mümkün olmayacağını" belirtti.

Ayrıca Borges'in "çok iyi bir yazar" olduğunu belirten yazar, "Borges'e duyacağım sevgi de bir yere kadardır, bu sevgi fazla abartıldı" dedi.

Üç Mesele'niz olsun!

Dergilerin yanısıra tavsiye ettiği kitaplar arasında, İsmet Özel'in "Üç Mesele" adlı kitabının konusu itibariyle (yabancılaşma vs.) önemine dikkat çekti. Dergi çıkartma konusunda "Evet mümkündür!" sloganını yineleyen yazarla kütüphane kokulu muhabbetimiz, yazarın kitaplarını imzalamasıyla keyifli bir şekilde son buldu.

 

Şimdi de sıra Züleyha Süveybe Macar'ın notlarında:

EVET MÜMKÜNDÜR!

Okulun kütüphanesinde oturmuş, Aykut Ertuğrul Ağabey’i bekliyorum. Heyecanlı ve meraklıyım. Kapıdan içeri giriyor Aykut Ağabey. Çok rahat ve keyifli bir şekilde. İlk olarak saçlarına takılıyor gözlerim. “Ne güzel saçları var. Eski okulumdaki bir hocanın saçlarına benziyor. Çok severdim onu ve saçlarını. Acaba bu Yazar Ağabey’i de sevecek miyim?” diye düşünüyorum. Hem saçları birazcık Einstein’e de benziyor. Ben böyle düşünceler içindeyken Yazar Ağabey konuşmaya başlıyor ve soru sormamızı istiyor. Oo, bende sorudan çok ne var! Ama böyle anlara gelince gelmiyorlar işte aklıma birden. Kaçıyorlar benden. Soru soru soru… En iyisi sus diyorum kendime. Başka arkadaşlar soru soruyorlar. Soruları cevaplıyor Yazar Ağabey. Dağınık olduğunu söylüyor ve bir sürü şeyden bahsettikten sonra: “Açığı kapattım mı?” diye soruyor. Sorunuzun cevabını verebildim mi gibisinden bir şey bu.

Öykücünün yatılı okul maceraları!

Soruları cevaplarken cevapların arasına değişik konular, olaylar giriyor. Bize yatılı okul maceralarını anlatıyor. Ben çok severim ve merak ederim yatılı okul maceralarını. Keyifle dinliyorum. Yazar Ağabey çok keyifli anlatıyor ayrıca. Askeri bir yatılı okulmuş kaldığı okul, biraz sertmiş. Okuma serüvenini anlatıyor falan. Ne yalan söyleyeyim, bir yatılı okuldan kaçış macerası dinleyeceğimi de düşündüm. Ben uçmuş gitmişim. Bir başka deyişle, Yazar Ağabey’in sözleri beni uçurmuş bir yerlere. Filmlerden giriyorum, müziklerden, kitaplardan karışık bir şekilde çıkıyorum. Olacak o kadar. Yazar Ağabey karışık okuyormuş, ben de onu karışık dinliyorum. Sorun yok.

Sanatçının bizden ne farkı var?

Modern anlamda sanat ve sanatçı tanımından bahsediyor biraz. Aslında bu tanımın doğru bir şey olmadığını anlatıyor bize. Sanatçının normal hayatı olamaz diye bir şey yokmuş. Sanatçı bunalımlı falan olmak zorunda değilmiş. Kendisinin yazar bir hanımı ve iki tane oğlu var. Aynı zamanda bir aile babası yani. Bizim gibi bir insan. Anlayacağım sanatçılar uzaylı falan değiller, yani içimizden birileri. Borges ‘ten bahsediyor. Adem Turan Hoca da ona katılıyor. Kendilerine gelen olumlu olumsuz eleştirilerden bahsediyorlar beraber.

Müslüman, öyküde de namaz kılar

“Mümkün Öykülerin En İyisi” adlı kitabı ödül aldı. Hemen ertesi gün de bizim okula geldi. Onunla kitap hakkında da sohbet ettik. Öyle bir iddiası yokmuş. Yani bu mümkün öykülerin en iyisidir diye. Okumak okumak okumak... Okuyun dedi. Kendisi karışık okurmuş. Kitap tavsiye etmekle de arası yokmuş. İsmet Özel’in Üç Meselesi’ni okuyabilirsiniz dedi.

Hikayelerde kahramanların namaz kılmasının tepkiyle karşılandığını, son zamanlarda bu konuda düzelme olduğunu söylüyor. E, elhamdülillah Müslüman’ız! Kahramanımız abdest almış, namaz kılmış suç mu bu yani; Yazar Ağabey doğru söylüyor, bu tepkiyle karşılanmamalı. Kahramanlarımız abdest de alabilmeli, namaz da kılabilmeli.

Bir dergi de sen çıkar!

Bize kendi dergi macerasını da anlatıyor. Nasıl dergi çıkarmaya karar verdiklerini, arkadaşlarıyla yaptıklarını… Oo, ne maceralar ne maceralar… Toplantılar, dergiye yapılan ahşap, demir kapaklar, onları satılması için bir yerlere vermek, satılamaması, geri toplanması… Bunlar bizi çokça gülümsetiyor. Aklıma kendi dergi maceram geliyor bir de. Daha bir dikkatle dinliyorum. Hocam benim bir dergi çıkardığımı söylüyor. Utanıyorum, saklanmaya çalışıyorum.

Saklanamıyorum. Bana bakıyor ve tebrik ediyor beni. Çokça da cesaret veriyor. İlham denen şeyi boşuna beklemeyin yazın diyor. Bir de dergi çıkartabilirsiniz diye ekliyor. “Bilgisayarınız var mı? Yazıcınız var mı? Kâğıdınız var mı? Zımba mımba, kâğıtları birbirine tutturmak kapak arasına almak için?” diye soruyor. Hepsine var diyoruz. Tamam diyor. Dergi çıkarabilirsiniz. Ünlü dergilerden çok kenarda köşede gördüğü, gençlerin yazdıkları dergilere bakmak onun için daha keyifliymiş, öyle diyor. Her şey tamam. Peki biz hazır mıyız Yazar Ağabey bir dergi için? İşte geriye kalan bu.

Yumuşak Ge'yi unutma! Evet mümkündür!

Bize “Yumuşak Ge Dergisi”nin adının macerasını da anlatıyor. Dergiyi çıkardıkları zaman, derginin üzerinde yazan cümleyi söylüyor. Biz bir daha cesaretleniyoruz. Cümle: EVET MÜMKÜNDÜR! Evet gerçekten mümkün…

Kitapları okumak, anlamak başka bir keyif; yazarıyla tanışmak bir başka. Teşekkürler Yazar Ağabey. Her şey için. Beni şaşkınlığa uğratan çiçekler için de hassaten teşekkür ederim.

 

Güncelleme Tarihi: 03 Haziran 2014, 14:47
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
veysel söyler
veysel söyler - 6 yıl Önce

ne güzel de yazmış çocuklarımız. okuyana doğru genişleyen bir ferahlık, letafet yaydınız çocuklar. kadıköy imam hatipte de olsa keşke böyle şeyler.

banner19

banner13