Dergâh dergisi, üstâd koltuğuna sanatı koydu

Babıâli Sohbetleri’nde, 300. sayısı yayımlanan Dergâh dergisi konuşuldu. Cengizhan Orakçı’nın takdimini yaptığı programda Cihan Aktaş, Ali Ayçil ve Hüseyin Akın kendi Dergâh’larını anlattılar. Serdar Arslan notlarını aktarıyor.

Dergâh dergisi, üstâd koltuğuna sanatı koydu

ESKADER’in düzenlediği Babıâli Sohbetleri’nde, şubat ayı itibariyle 300. sayısı yayımlanan Dergâh dergisi konuşuldu. 5 Mart Perşembe günü Timaş Yayınları’nda gerçekleşen Cengizhan Orakçı’nın takdimini yaptığı programda Cihan Aktaş, Ali Ayçil ve Hüseyin Akın kendi Dergâh’larını anlattılar.

Hareket dergisinin mirasını taşıyor

Programın takdimini yapan Cengizhan Orakçı, 300. sayının sunuş metnini okudu ve yazıda yer alan üç kuşağın Dergâh dergisinden yetiştiği ifadesinin altını çizdi. Dergâh dergisinin nasıl bir serüven sonunda çıktığına dair bilgilendirmelerde bulundu: 1921- 1923 yılları arasında çıkan ve Yahya Kemal’in başında bulunduğu Dergâh dergisinden ismini alan derginin Hareket dergisinin mirasını taşıdığını ifade etti.

1939-1982 yılları arasında Nurettin Topçu tarafından çıkarılan Hareket’in, Nurettin Topçu’nun “hareket felsefesi”nden adını aldığını, toprağa ve İslam’a bağlı kalarak yüksek sanat ortaya koymak gibi bir amaçla çıkmış olduğunu dile getirdi. 1979- 1982 yılları arasında Hareket dergisinin başında bulunan Mustafa Kutlu’nun bu derginin tavrına sadık kalarak 1990 Mart’ında Dergâh’ı çıkarmaya başladığını ifade etti. Derginin bir yayınevi dergisi olduğunu da unutmamak gerektiğini vurgulayarak kısaca Dergâh Yayınları’nın da serüvenine değindi.

Dergâh: Yerli, milli, bağımsız

İlk sayının sunuşunda dergiyi tanımlamak için “yerli”, “milli”, “bağımsız” ifadelerinin yer aldığını söyleyen Orakçı, ilk sayıda Hüsrev Hatemi, Hüseyin Atlansoy, İhsan Deniz, Cahit Koytak, İhsan Deniz, Adem Turan, Cafer Turaç, Mehmet Erdoğan gibi isimlerin şiirlerinin yer aldığını, zamanla bu şairlerin yanına daha genç şairlerin eserlerine yer verildiğini ki bunların Süleyman Çobanoğlu, Ali Ayçil, Hüseyin Akın, İbrahim Tenekeci, Fatma Şengil, Ömer Erdem gibi birçok isim olduğunu dile getirdi.

Nazan Bekiroğlu, Cihan Aktaş, Fatma Barbarosoğlu, Yıldız Ramazanoğlu ve Sibel Eraslan gibi hikâyecilerin de yine Dergâh dergisinden yetiştiğini vurguladı.

Orakçı, Mustafa Kutlu’nun yazı işlerini yürütürken öne çıkan ve diğer birçok dergilerde olmayan özelliğinin, nerede olursanız olun size ve eserlerinize kayıtsız kalmaması olduğunu sözlerine ekledi.

Abbas Kiyarüstemi: “Böyle bir dergiye ben röportaj veririm.”

Takdimin ardından söz alan Cihan Aktaş, Hareket dergisi ile yatılı okulda okurken kaldığı yurdun kütüphanesinde tanıştığını ifade etti. Hikâyeler yazdığını ve kendisine yakın bulduğu Mustafa Kutlu ile tanışmak istediğini, bu isteğini de 1983’te gerçekleştirdiğini dile getirdi. Kitapla olan ilişkisinde ve yazı konusundaki ısrarcılığında Mustafa Kutlu’nun çok büyük katkısı olduğunu söyleyen Aktaş, 1985 yılında ilk romanını verdiği Mustafa Kutlu’nun kendisine “Sende yazarlık kumaşı var fakat romanı şu an yayımlama” dediğini ve kendisinin de böyle hareket ettiğini dile getirdi. Dergilerin editöryal iktidar alanlarının olduğunu ve bu yapının kendisini rahatsız ettiğini, iletişim kurma noktasında çekimserliğe ittiğini fakat Dergâh’ta böyle bir şey hissetmediğini söyledi. Hareket ekolünü kendisine yakın bulduğunu ki sahicilik, bağımsızlık ve adalet arayışı kavramları ile bu yaklaşımın özetlenebileceğini ekledi.

Sadeliği sanatın aslı olarak gören geleneğe uygun yaklaşımın Dergâh’ın tavrında bariz gözlendiğini söyleyen Cihan Aktaş, Mahmut Derviş’in Naci El Ali’nin sanatı için söylediği “Sade ama mucizevî, somun ekmek gibi” ifadesinin Dergâh’ın duruşuna çok uyduğunu dile getirdi. Röportaj yapmak için kendisi ile görüştüğü Abbas Kiyarüstemi’nin de derginin bu sahici samimiliğini hissettiğini ve “Böyle bir dergiye ben röportaj veririm” dediğini aktardı.

Dergâh, üstâd koltuğuna sanatı koydu

Daha sonra söz alan Ali Ayçil, 1990 yılında yayım hayatına başlayan derginin yayımını sürdürmesi ve bir kültür ocağı olmasında Dergah Yayınları’nın ve özelikle Ezel Erverdi Bey’in büyük rolü olduğunu ve hakkını teslim etmek gerektiğini ifade etti.

İlk yayıma başladığında şiirde İsmet Özel, hikâyede Mustafa Kutlu ve düşüncede İsmail Kara gibi üç önemli ismin dergiye omuz verdiklerini dile getirdi. Derginin önemi ve gerçekleştirmiş olduğu devrim konusunda özetle şunları söyledi: “1990’lı yıllarda siyasi anlamda muhafakarların oyları yüzde 75 civarındaydı. Fakat bu kesimin kültürdeki varlıkları çok sınırlıydı ve genelde amatör denecek düzeyde faaliyetlerdi. Öncesinde Büyük Doğu, Diriliş, Hareket, Mavera, Edebiyat gibi önemli misyon dergileri vardı. Fakat bu dergiler üstâd dergileriydi ve yeni yeteneklerin çıkmasına çok da imkân vermiyorlardı. Dergâh, ilk defa üstâd koltuğuna sanatı koyan bir dergi olarak Türkiye’deki demografik değişimin talep ettiği kültür devriminin gerçekleşmesine aracı oldu.”

Türkiye’nin edebiyat, şiir, düşünce yolu ile yerlileşmesini sağladı

Dergâh’ın çıkışında derginin kadrosunda yer alan İsmet Özel’in, dergide yayımlanacak şiirleri kendisinin seçeceğini fakat şiirsiz çıkmayı göze alıp alamayacaklarını Mustafa Kutlu’ya sorduğunu aktardı. Böylesi bir çıta ile derginin çıktığını dile getirdi.

Dergâh’ın Türk şiiri için can damarı olduğunu ifade eden Ali Ayçil, solun sloganlarını tükettiği için artık şiir yazamadığı, muhafazakârların da şiir yazmadığı bir dönemde Dergâh’ın çok önemli bir boşluğu doldurduğunun ve Türkiye’nin aslında edebiyat, şiir, düşünce yoluyla yerlileşmesinde çok büyük rolü olduğunun altını çizdi.

Dergâh; usturup, edep, erkân yeridir

Dergâh Yayınları’nın, kuruluşundan itibaren dikkatle izlediği bir çizgi olduğunu söyleyen Hüseyin Akın, Dergâh dergisinin usturup, edep, erkân yeri olduğunu ifade etti. Sadece yazmayı değil tavır kazandırmayı önemseyen bir dergi olduğunun altını çizdi. Dergâh dergisinin ürün merkezli bir dergi olmasına rağmen hayatı önceleyen; eser verenlerin zehirli kaprislerini törpüleyen bir yapısı olduğunu sözlerine ekledi. Dergâh’ta ürünlerin yayımlanmasının yanında yayımlanmamasının da bir yetiştirme tarzı olduğuna dikkati çekti.

Son olarak vefaya vurgu yapan Hüseyin Akın, çok sayıda şairin, yazarın yetişmesinde rolü olan Dergâh dergisine vefa gösterme konusunda yazar ve şairlere çağrıda bulundu.

Hepimiz Mustafa Kutlu’nun paltosundan mı çıktık?

Söz arasında geçen “Hepimiz Mustafa Kutlu’nun paltosundan çıktık.” tespitine katılmadığını ifade eden Cihan Aktaş, katılmama gerekçesini açıklamak için tekrar söz aldı. Mustafa Kutlu’nun kendi çizdiği, dergi ofisinde bulunan tablolarındaki tek tek ağaçların onun sanatını ve yaşamdaki duruşunu çok iyi özetlediğini; onun süsten, abartıdan uzak sade bir insan olduğunu, bu yapıdaki bir insanın -palto olmanın çağrıştırdığı gibi- buyurgan bir tavrı kabullenmeyeceğini ifade etti. Mustafa Kutlu’nun daha çok akran gibi insana eşit mesafede ve insanın yanında yer almak isteyeceğini, dolayısı ile bu tespite katılmadığını vurguladı.

 

Serdar Arslan notlarını aktardı

Yayın Tarihi: 10 Mart 2015 Salı 11:50 Güncelleme Tarihi: 10 Mart 2015, 11:50
banner25
YORUM EKLE

banner26