Demokrasi şer değil fakat nötr de değil

Dr. Halil İbrahim Yenigün, BİSAV’da ‘İslami Demokrasinin Siyasi Ontolojisi’ başlıklı doktora tezi üzerine konuştu..

Demokrasi şer değil fakat nötr de değil

 

Bilim ve Sanat Vakfı Küresel Araştırmalar Merkezi (KAM) “TEZAT” toplantılarının altmışıncısında İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden Dr. Halil İbrahim Yenigün konuşmacı olarak yer aldı. Toplantıda Yenigün, geçtiğimiz aylarda Virginia Üniversitesi’nde tamamladığı “İslami Demokrasinin Siyasi Ontolojisi: Çağdaş Müslüman Siyaset Düşüncesinin Ontolojik Bir Anlatısı” başlıklı doktora tezini sundu. 2000 yılında Boğaziçi Üniversitesi'nin siyaset bilimi ve sosyoloji dallarından mezun olan Yenigün, sonrasında doktora için Virginia Üniversitesi'ne gitmiş. Tezi yazmaya 6 yıl önce başlamış.

"İslami demokrasi" kavramının net çizgileri yok diyor Yenigün. Yani kavram olarak bizim önyargılarımızdan geçemiyor. Bir zamanlar demokrasi küfür rejimi olarak biliniyordu. Ama bir anda insanlar, Müslümanlar “demokrasi nasıl İslamileştirilebilir” diye düşünmeye başladıklar. Bu 2011'deki "İslamcılık" tartışmalarından öncesine denk geliyordu. Aynı Allah'a, aynı kitaba, aynı vahiye inanan insanlar bir zamanlar demokrasiyi küfür sistemi olarak görürken bir anda demokrasiyle İslam'ı harmanlamaya çalışıyorlar.

Seyyid Kutub demokrasiden bahsederken parlamentolara “Allah'a ait yerleri gasp etmiş kişiler” diyordu. Aynı yolda olan Hasan El-Benna ise parlamentolarla İslam'ın şura sistemi arasında hiçbir çatışma olmadığını söylüyordu. Burada ortaya çıkan sorun ise şu; biz Müslümanlar olarak siyaset yaparken teolojiyi, inançlarımızı bir yana bırakacak ve öyle mi devam edecektik?

Demokrasi şer değil fakat nötr de değil, tartışılması gerekir

Aslında biz Müslümanlar olarak kitabı okuyoruz, anlıyoruz ama gerçek hayata gelince çıkarlarımız olduğunu görüyoruz. İnsanlarla ilişkilerimizden ve tecrübelerimizden artılar ve eksiler çıkarıyoruz. Bu ise ne yazık ki kitaba bakışımızı değiştiriyor. Yani aslında hayatımızı kitaba uydurmamız gerekirken, kitabı yaşadığımız hayata göre yorumlaya başlıyoruz. İşimize geldiği gibi.

Sözgelimi liberallerin dini yok, onlar özgürlükten yanalar. Ve dini de kısıtlayıcı olarak gösteriyorlar. Bu psikolojiyi kabul eden Müslümanlar ise liberallerle tartışırken bile onlara uymaya çalışıyor. Onlara uyum sağlamaya çalışıp aslında kendinden uzaklaşıyor. Oysa siyaset teolojisi efsaneleri reddeder. Ancak bizim dinimizde efsanelerin ve mucizelerin çok önemli bir yeri vardır.

Bizlerin kimlik inşası süreçlerinde farklı olarak kabul ettiğimiz şeyler bir şekilde dönüp dolaşıp "şer" olarak kafamıza yerleşiyor. Bunu aşamıyoruz maalesef. Ancak bir gerçek de var ki şer kavramını tamamen kafalarımızdan silmek ütopik olur. William Canole demiştir ki "Şer kavramını yok saymaktansa şer kavramını yumuşatmalıyız."

Buradan kafalarımızda şer olarak tanımladığımız demokrasinin nasıl İslamileştirildiğine geliyoruz. Aslında karşı taraftaki de bizden, onu da saflarımıza katmaya çalışıyoruz. Demokrasi şer değil fakat nötr de değil, tartışılması gerekir.

Seyyid Kutub her zaman tepeden inme bir İslami devlet anlayışına karşıydı, temelden gelinmesi gerektiğine inanıyordu. Devlet kavramı ona göre önem olarak İslami toplumdan sonra geliyordu. Yani önce halkın doğru bir İslam anlayışını kavraması ve yaşaması gerek, sonra da yönetimin İslamileşmesi gerek. Ancak Kutub demokrasiyi reddederken İslam'daki şura meclisini de geliştirmeye çalışıyor. Fazlurrahman ise yaşayan sünnete İslami demokrasi diyor.

Bir yandan da Müslümanlar olarak "şura"yı geliştiremediğimiz için sanki demokrasiyi İslamileştirmeye çalışıyoruz.

Evet, Halil İbrahim Yenigün'ün 2 buçuk saatlik tez sunumundan özet olarak ben bunları yazıyorum. Tabi ki tezi okumak çok daha fazla şey katacaktır bizlere…

 

Ali Agah Çelen haber verdi

Güncelleme Tarihi: 25 Ekim 2013, 12:08
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13