Demokrasi birçok defa ters şeride girdi

‘28 Şubat - Demokrasi Ters Şeritte’ isimli kitabıyla tanınan Ezgi Gürses, bahsekonu kitabı etrafında ‘Yakın Dönem Türk Demokrasi Tarihi ve Askeri Müdahaleler’ konulu bir konferans verdi.

Demokrasi birçok defa ters şeride girdi

 

Şule Yayınları’ndan çıkan 28 Şubat - Demokrasi Ters Şeritte isimli kitabıyla tanınan akademisyen - yazar Ezgi Gürses, 13 Mayıs Perşembe günü, T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın İzmir Koordinasyon Ofisi’nde, bahsekonu kitabı etrafında “Yakın Dönem Türk Demokrasi Tarihi ve Askeri Müdahaleler” konulu bir konferans verdi.

Konferansa Nijerya’dan Kosova’ya, Azerbaycan’dan Letonya’ya birçok ülkeden Türkiye’ye eğitim almak amacıyla gelmiş çok sayıda yabancı öğrenci katıldı. Ezgi Gürses konuşmasında 1923-2013 yılları arası Türkiye siyasetinde demokrasinin gelişimini irdeledi ve kronolojik bir anlatımla Türk siyasi hayatının önemli olaylarını dinleyenlere aktardı. Çok partili hayata ve demokrasiye gerçek anlamda geçişin Demokrat Parti döneminde olduğunu söyleyen Gürses, 68 yıllık demokrasi deneyiminde 4'ü gerçekleşmiş 8'i teşebbüs aşamasında kalmış 12 askerî müdahalenin yaşandığını belirtip, “umarım demokrasiyi kendi şeridinden çıkarıp ters bir şeride girmesine neden olan olaylar tekrar yaşanmaz” diyerek bu süreçleri katılımcılara aktardı.

Ezgi Gürses konuşmasının devamında şunları söyledi: “Türkiye’nin 1945 yılında özellikle dünya konjonktürünün etkisi ile çok partili demokrasiye geçme kararı 14 Mayıs 1950 tarihinde Demokrat Parti’nin iktidarı elde etmesi ile sonuçlandı. 1945-1950 arasındaki süreçte ordunun CHP’ye duyduğu güvenin azalması ve hatta iktidar partisinin bazı uygulamalarından duyduğu hoşnutsuzluk Demokrat Parti’ye sıcak bakmasına neden oldu, ancak ne paradokstur ki DP’nin iktidara gelişiyle ordu ile siyasiler arasındaki ipler beklenenin aksi şekilde gerildi. İktidarda olduğu dönemde DP’nin, gerçekleştirmiş olduğu bazı düzenlemeler ve yapmış olduğu bir takım icraatlar rejime dönelik bir karşı devrim olarak yorumlandı.”

MGK Türk siyasi hayatına 1961 anayasasıyla girdi

Gayrimüslim azınlıklara yönelik bir takım sert davranışlardan bu iktidarın büyük ölçüde sorumlu tutulduğunu belirten Ezgi Hanım, yine bu dönemde ordu içinde iktidara yönelik bir takım olumsuz yaklaşımların da gün yüzüne çıktığını söyledi: “DP iktidarının siyasi alan üzerindeki ordu etkisini en aza indirmeye yönelik girişimleri ordunun giderek iktidar aleyhine bir tutum takınmasına neden oldu. DP’nin laiklik hususunda daha esnek ve hoşgörülü bir yaklaşıma sahip olması (ezanın tekrar Arapça okunmasına izin verilmesi, din derslerinin zorunlu ders statüsüne getirilmesi vb.) orduda kökten dinciliğe taviz verildiği, bu şekilde bir ‘karşı devrim’in yolunun açıldığı şeklinde bir kanı uyandırdı. Bu durum silahlı kuvvetlerin siyasi iktidara tavır almasına neden oldu. Sonuçta yaşanan tüm bu olayların yarattığı birikim 27 Mayıs 1960’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içinden çıkan bir grubun yönetime el koyarak halkın seçilmiş temsilcilerini işbaşından uzaklaştırmasına ve Türkiye’nin sonraki birkaç on yıl boyunca görülecek siyasi darbelerden ilkini yaşamasına neden oldu.”

Bu dönemde yaşananların sorumlusu olarak görülen ve hukuk dışı asılan siyasetçilere iade-i itibarlarının daha sonra geri verildiğini de ekleyen Gürses, ayrıca merhum Başvekil Adnan Menderes için adıyla özdeşleşen Vatan Caddesi’nde bir de anıt mezar yapıldığını ifade etti.

Ezgi Gürses, yakın siyasi tarihimizde önemli bir yere sahip olan MGK hakkında da şu bilgileri verdi: “Darbeden sonra hazırlanan 1961 Anayasası genelde özgürlükler adına birçok genişlemenin olduğu bir anayasa olarak görüldü ancak bu anayasa siyasi iktidarın hareket alanını, rejim lehine daraltacak hükümler de içerdi.  Milli Güvenlik Kurulu, Türk siyasi hayatına ilk kez bu anayasa ile girdi ve etkin bir kurum olarak Türk siyasi hayatında bu dönemden sonra rol oynadı.”

Ordu-siyaset ilişkileri konusunda çalışan akademisyen Ezgi Gürses daha sonraki gelişmeleri şu şekilde aktardı: “12 Mart 1971’e gelindiğinde ise askerî muhtıra ile Süleyman Demirel’in başbakanlığındaki hükümet istifa etti. Bu dönemde dünyanın hemen her yerinde görülen kitlesel eylemler Türkiye’de de etkili oldu, bunun yanında terör olayları da baş gösterdi. Olaylar genellikle öğrencilerin etkinliğinde gelişmişti. Öğrencilerin hedefi toplumu kendi ideolojileri doğrultusunda dönüştürmekti. Bu hareketlerde özellikle sol cenah bilhassa kritik bir rol oynadı. Değişen hükümetle CHP’nin ‘sağ’ kanadında yer aldığını söyleyebileceğimiz Nihat Erim başbakanlığındaki yönetim terörü önlemede başarısız oldu. Bunun üzerine MGK sıkıyönetim kararı aldı. Sıkıyönetim süresince binlerce tutuklama yaşandı, binlerce kişi yargılanarak mahkum edildi. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı da bu dönemde yaşandı.”

Özgürlükleri genişletmek ve askeri vesayeti azaltmak adına…

“1971 muhtırası sonrası devam eden ülkedeki karışıklık, Türkiye’nin yeni bir darbe ile karşılaşması sonucunu doğurdu.” diyen Gürses, ’80 darbesinin gelişimini şu şekilde aktardı: “1980 darbesinin en belirgin özelliği Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tamamen yönetime el koymasıdır. Bu müdahale sonrası Türkiye Büyük Millet Meclisi kapatıldı, tüm parlamenterlerin dokunulmazlıkları kaldırıldı, tüm siyasi partiler kapatıldı, siyasetçiler tutuklandı, tüm yurtta sıkıyönetim ilan edildi. Ülke genelinde 13 sıkıyönetim bölgesi saptandı ve bu bölgeleri yönetmek üzere 13 general sıkıyönetim komutanı olarak atandı. Darbeden bir yıl sonra tutuklanan kişi sayısı 122.600’e kadar çıktı, askeri mahkemelerde yargılanan isimler için 3600 idam cezası istendi. Milli Güvenlik Konseyi, tıpkı 1960 darbesinden sonra olduğu gibi yeni bir anayasa hazırlanmasını istedi. Hazırlanan 1982 Anayasası halk oylamasına sunuldu ve kabul edildi. Milli Güvenlik Konseyi bu anayasa ile kendini tamamen meşru bir yapıya getirdi ve kurumsallaştı.”

Askeri darbeler konusunda dünyadan da örnekler veren Gürses, “Ancak çok ilginçtir ki bizim ülkemizin diğer ülkelerden farkı şuradadır. Bizim ülkemizde darbeden hemen sonra demokrasiye geçiş görülür. Darbe olur ve hemen akabininde seçimler yapılır” dedi. Gürses konuşmasının devamında şunları söyledi: “1980 darbesi sonrasında da bu yaşandı, gerçekleşen seçimler sonucunda Turgut Özal liderliğindeki Anavatan Partisi iktidara geldi. Özal ile birlikte Türkiye’de serbest piyasa eğilimli daha liberal bir siyasi politika çizgisi izlendi. Özgürlükleri genişletmek ve askeri vesayeti azaltmak adına pek çok önemli adım bu dönemde atıldı. Özal’ın 1993 yılındaki vefatının ardından Süleyman Demirel Cumhurbaşkanlık görevine geldi. 1993-1996 yılları arasında Türkiye’nin ilk kadın başbakanı DYP lideri Tansu Çiller siyaset sahnesinde görüldü ve 1996 yılında ANAP lideri Mesut Yılmaz ile çok kısa bir koalisyon hükümeti yaşandı.

1997 yılına gelindiğinde ise Türkiye’de perde arkasından dengelerin yeniden değiştirilmeye çalışıldığı görüldü. Milli Nizam ve Milli Selamet Partisi kökeninden gelen Erbakan’ın Refah Partisi 1997 yılında Tansu Çiller ile bir koalisyon hükümeti kurdu. Bu koalisyondan rahatsız olan ordu sahneye çıkmadan medya, sivil toplum kuruluşları, muhalefet partileri vasıtasıyla ‘Postmodern darbe’ dediğimiz bir müdahaleyi gerçekleşti. Medya, STK’lar ve muhalefet partileri bu dönemde askeri söylemlerle Erbakan hükümetini tabiri caizse topa tuttu. Ordu ile hükümet karşı karşıya getirildi, özellikle medya militarist söylemleriyle sivil iktidarı tehdit etti. İşin içine büyük sermaye gruplarının da girmesiyle tüm yapılanlar nihayete erdi ve Erbakan başbakanlık görevinden istifa etmek zorunda kaldı.

Bu dönemden sonra Mesut Yılmaz liderliğindeki ANAP, Hüsamettin Cindoruk liderliğindeki DTP ve Bülent Ecevit’in liderliğindeki DSP, ANASOL-D hükümetini kurdu. 1999 yılında yapılan seçimler sonucunda DSP ile Ecevit iktidara geldi, daha sonra MHP ve ANAP ile koalisyon kurarak 2002 yılına kadar iktidarda kaldı. 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi uzun bir aradan sonra ilk kez tek başına iktidara geldi, 2002 sonrası AB’ye yönelik adımlar atılarak, Türkiye’de özgürlüklerin önünü açma yönünde çabalar gösterildi. Askeri vesayet tehdidi ortadan kaldırılmaya çalışıldı ve Türkiye kendi içine sıkışmış bir çevreden yüzünü bir nebze olsun dünyaya dönmeye çalıştı. 3 seçim üst üste tek başına iktidar olan AKP, başbakanın tabiriyle, çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerini yaşadı. Bundan sonraki dönemin ne olacağını hep beraber göreceğiz.”

Konferanstan sonra katılımcıların sorularına cevap veren Gürses, öğrenciler ile birlikte hatıra fotoğrafı çektirdi.

 

Metin Erol haber verdi

Güncelleme Tarihi: 19 Haziran 2013, 15:41
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13