Değerlerimizi İhya Ederek Güçlü Bir Sistem Kurabiliriz

M. İbrahim Turhan, geçtiğimiz günlerde Bursa'da 'Bölgesel Bir Güç ve Küresel Bir Aktör Olarak Türkiye' başlıklı bir konferans verdi. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor.

Değerlerimizi İhya Ederek Güçlü Bir Sistem Kurabiliriz

Devletlerin önce kurulduğu, daha sonra da yöneticilerin halklarını müreffeh yaşatmak için yayılmacı/sömürgeci bir politika izledikleri ve bunun için de iktisat bilimine ihtiyaç duydukları İbn-i Haldun’dan beri bilinen bir gerçek. İktisadını bilmeyen bir devlet, devlet olamaz kısacası. Bu, verili bir gerçek artık.

Borsa İstanbul’un eski yönetim kurulu başkanı Doç. Dr. M. İbrahim Turhan, 29 Nisan Cuma günü Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin geleneksel Cuma Meclisi'nde “Bölgesel Bir Güç ve Küresel Bir Aktör Olarak Türkiye” başlıklı sohbetinde, iktisada dair bu durumu daha da ileri götürerek “İktisat, hayatımızı derinden etkiler ve iktisat bilinmeden de Müslüman olunmaz.” şeklinde alışılmamış bir yorum getirdi. Bu iddialı cümlenin dayanaklarından biri, hepimizin bildiği Maun suresindeydi. Doç. Dr. M. İbrahim Turhan, bu suredeki “O namaz kılanlara yazıklar olsun ki yetimi gözetmez, gösteriş yapar ve yardımı sakınırlar.” mealindeki ayetlerin iktisadi olarak yorumlanması gerektiğini, bu ayetlerin toplumun iktisadi hayatı düzenleyip insanın sadece namazla kurtulamayacağını; bireyin, toplumun iktisadi hayatında aktif bir özne olarak yer alması gerektiğini söyleyerek bu ayetlerin insanlara bu durumu ihtar eden ayetler olduğunu söyledi. Ayette “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki” ihtarının muhataplarının ‘Yetimleri doyuracak halde olup onları doyurmayan, yoksulların ihtiyaçlarını giderecek halde olup onların ihtiyaçlarını gidermeyen kişiler’ olduğunun altını özellikle çizdi.

Birçok ayet aslında bir iktisadi düzen de öneriyor

Allah’ın “Onlar Allah’a karşı savaş açmışlardır.” dediği faizle uğraşma işinin de yine iktisadi bir faaliyet olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. M. İbrahim Turhan,  bu kişiler arasında namaz kılıp oruç tutanlar bulunabileceğini ama Allah’ın bunu öncelemediğini söyledi. Bunların dışında, Rahman suresinde “Ölçüye dikkat edin” ayetinin hem tartı ve hem sosyal hem de kozmik dengeyi işaret ettiğine dikkat çekti. Kısacası, birçok ayetin aslında iktisadi düzen önerdiğini, iktisadi düzeni bozanların ise ciddi olarak uyarıldığı düşüncesini ifade etti Doç. Dr. M. İbrahim Turhan.

Tarihteki olaylara da sadece geçmişi anlatan birer bilgi olarak bakmanın yanlış olduğunu söyleyen Doç. Dr. M. İbrahim Turhan, tarihi olayları kronolojik olarak bilmenin tek başına bir şey ifade etmediğini, bu olayların ışığında geleceğe bakabilirsek bunun anlamlı olduğunu söyledi. Tarihi olaylara bakıldığında, bu olayların da arkasında mutlaka bir iktisadi sebep bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. M. İbrahim Turhan, sözlerine “Tanzimat Fermanı birçoklarınca gavurlaşma olarak görülür. Bu ferman –doğrusuyla ve yanlışıyla- devletin kendini koruma refleksinden kaynaklanır. Göz önünde sürekli olarak Tanzimat Fermanı vardır ama şu bilinmelidir ki, devleti bu fermanı ilana iten sebep 1839’daki Baltalimanı Ticaret Anlaşması’dır. Bu anlaşma, Osmanlı iktisadi sistemini sarsan bir anlaşmadır ve devlet, sistemini yeniden kurmazsa yıkılacağını anlamıştır.”

Tanzimat Fermanı, devleti kurtarma girişimidir aslında

Doç. Dr. M. İbrahim Turhan, Tanzimat Fermanı’yla ilgili şu ana kadar pek dile getirilmeyen farklı bir yorum getirdi: “İşte Tanzimat Fermanı, asıl olarak bir sistem kurma arayışıdır. Yabancı devletlere verilen ekonomik imtiyazları bir şekilde telafi etme arayışıdır. Çünkü iktisadi olarak var olmayan bir devlet, devlet olarak kalamaz. Dikkat edilirse, Tanzimat Fermanı’ndan sonraki zamanlarda toprakla ilgili düzenlemeler, ticaretle ilgili düzenlemeler yapılmaya devam edilmiştir. Bunlar asıl olarak devleti korumaya yönelik çabalardır ve hepsinin de iktisadi boyutu vardır.”

Kırım’ın kaybı Müslüman aydınları derinden sarstı

Entelektüel seviyesi yüksek olan sohbette Doç. Dr. M. İbrahim Turhan, İslamcılık konusuna da şu sözlerle değindi: “Buradayız çünkü bir derdimiz var. Bu dert, yitiklerimizi tekrar bulma derdi. Aslında biz, 1774 yılında kaybetmeye başladık bu değerleri. Bu tarihte Küçük Kaynarca Anlaşması, bizim ilk kaybedişimizdir. Bu anlaşma ile biz ilk kez darül İslam olan bir toprağı, Kırım’ı kaybettik. Bu kayıp, daha önceki kayıplar gibi değildi ve bu kayıp, Müslüman aydınları derinden sarstı. Bundan önceki kayıplar sadece askeri kayıplardı ve olması mümkündü ama Kırım’ın kaybı hem askeri hem siyasi kayıptı ve bu devlet için bir alarmdı. Aydınlar ‘Nerede hata yaptık?’ demeye başladılar, bir endişe ortaya çıktı. Bu endişe bir sorgulamaya yol açtı. İzzet sahibi Müslümanlar ‘1. Artık bir özeleştiri yapmalı ve eksiklerimizi yeniden ihya etmeliyiz, 2. Ümmet şuurunu oluşturmalıyız, 3. Baskıcı anlayışa karşı adalet ilkesini hayata geçirmeliyiz.’ umdelerini belirlediler. İşte bu anlayış ve bu umdeler, daha sonra ‘İslamcı akım’ adını alacak olan akımdır. Bizim yeni sandığımız İslamcılık akımının arkasında böyle bir tarihi birikim ve ihya hareketi vardır.”

Sistem kurmak çok önemlidir

Türkiye’nin yetmişli yıllarda diş macunu bile üretemeyecek teknolojiden mahrum olduğunu söyleyen Doç. Dr. M. İbrahim Turhan, İkinci Dünya Savaşı bitiminde aynı şartlarda yolculuğa başladığımız Güney Kore’nin bir sürü dünya markası olduğunu ve bunun da iktisadi sistem kurmayla ilgisi olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı: “Bir sistem kurmak çok önemlidir. Biz, geçmişte dünyaya örnek olacak bir sistem kurduk ama bunu sürdüremedik. Sistem, insanlarla kurulur. Bunun için insanlara güvenmeliyiz. Ama unutmamalı ki güven, denetime engel değildir. Kurulacak olan bu sistem, bizim yitirdiğimiz ilkeleri yeniden ihya etmekten ibaret aslında. Bu ilkeler ‘1. Adalet, 2. Şeffaflık, 3. Hesap verme yükümlülüğü, 4. Sorumluluk.’ ilkeleridir. Allah adildir ve bizi de adil olmaya çağırmaktadır. Aynı zamanda Allah, gizlilikten uzak durup açık olmamızı istiyor. Sahabenin Hazreti Peygambere ve halifelere hesap sorduğu vakidir, diğer yöneticiler de hesap vermelidir elbette. Allah emaneti yerlere ve göklere teklif etti, o sorumluluğu insan kabul etti. İnsan bu sorumluluğu hep yerine getirmelidir. Bu sorumluluk kurdu da, kuşu da; dağı da, denizi de; dünyayı da, evreni de kapsayan bir sorumluluktur. Bunları yaparsak biz, Allah’ın rızasını kazanma yolunda adım atmış oluruz.”

 

Ahmet Serin

Yayın Tarihi: 02 Mayıs 2016 Pazartesi 11:23 Güncelleme Tarihi: 02 Mayıs 2016, 11:23
banner25
YORUM EKLE

banner26