Cumhuriyetin temellerine dokundu

Rasim Özdenören Birlik Vakfı’nda yeni anayasa üzerine konuştu.

Cumhuriyetin temellerine dokundu

 

Yeni anayasa tartışmalarının yeniden gündemi ısıtmaya başladığı şu günlerde, Birlik Vakfı'nca düzenlenen bir toplantı vesilesiyle üstad Rasim Özdenören’in mevcut ve ideal sistem üzerine fikirlerini dinleme imkânı bulduk.

Cumhuriyet, Kemalizm ve inkılaplarla ilgili ezber bozan açıklamalar yapan Rasim Özdenören, Türkiye'de cumhuriyetin koyu bir devletçilik esası üzerine kurulduğunu, halk adına bir şeyler yapılırken de çoğu zaman halkın unutulduğu sorunu üzerinde durdu. İnkılapların eleştirilmesinin, hatta neredeyse değerlendirilmesinin bile kanunlarca engellendiğini dile getiren Özdenören, devrimcilik diye tabir edilen şeyin "tutuculuk"tan başka bir şey olmadığını ifade etti.Birlik Vakfı

Askerliğin özelleştirilmesi gerekir

Bu koyu devletçilik fanatizminin toplumla yönetim arasında derin ayrılıklar oluşturduğunu, bundan ancak özelleştirme ile, yani tebaayı güçlendirmekle kurtulmanın mümkün olabileceğini düşünen Özdenören'in en dikkat çekici önerisi ise "askerliğin bile özelleştirilebileceği" tezi idi.

Özdenören şöyle devam etti: “Bugün bize oldukça yabancı ve enteresan gelen bu fikrin aslında atalarımızın mirası olduğu tartışma götürmez bir hakikat. Zira Osmanlı’da var olan tımar sistemi aslında askerliğin özelleştirilmiş hali idi. Devlet halka toprak karşılığında bakımını üstlenebileceği sayıda askerin ihtiyaçlarını karşılamasını şart koşmaktaydı. Bu makul yöntem sayesinde hem yüz binlerce askerin oluşturacağı ağır yük devletin omuzlarından iniyor, hem de toplumla iç içe, hatta toplumun içinden bir ordu kurulması mümkün oluyordu. Yeşilköy'den 200 kişiyle yola çıkan padişah, güzergahı üzerindeki tımarlı sipahileri topluyor ve Halep'e geldiğinde ordusu 200 bin kişiyi buluyordu. Bu askerler yalnızca savaşmıyordu, aynı zamanda imar insanlarıydılar. Yol boyunca sürekli çalışıyor, gerektiği yerde köprüler ya da binalar inşa ediyorlardı. Anlaşılan o ki Birinci Dünya Savaşı yıllarında tüm gençlerin toplanıp asker yapılma uygulaması, cumhuriyetten sonra ezeli ve ebedi bir gereklilik gibi dayatıldı.”

Rasim ÖzdenörenBizde de nikahı müftüler kıysın

Mevcut anayasanın Türkiye toplumunun dinamiklerine uyumsuz, başka kültürlerden aşırma olduğu gerçeği de Özdenören'in dikkat çektiği bir diğer noktaydı. Cumhuriyet sonrasında anayasa için bir çeviri ekibi oluşturulmuş ve muhtelif Avrupa ülkelerinin kanunları toplumumuza entegre edilmişti. Özdenören o dönemde mezkûr çeviri ekibindeki 26 yaşındaki genç bir ilim insanı olan Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’ndan bizzat dinlediği kısa bir anıyı da aktardı:

“İsviçre anayasasından nikahla ilgili kanunlar çevrilirken, İsviçre medeni hukukunda ülkenin içtimai yapısına uygun olarak nikahın kilisede, bir papaz tarafından kıyılabileceği kanunu görüldü. Bunun nasıl değiştirilebileceği düşünülürken, komisyonun genç üyesi ‘bizde de müftülükler kıysın’ diye bir öneri sundu. Diğer komisyon üyeleri ise sert bir tepkiyle ‘Biz laik anlayışımız doğrultusunda dini toplumdan uzaklaştırmaya çalışıyoruz, sen arkadan açık bir kapı bırakıyorsun. Sadece sus!’ diyerek çıkıştılar.”

Yeni anayasada bu yanılgılara düşülmesin

Laiklik konusuna da değinen Özdenören, laikliğin Türkiye'de en çok tartışılan, ama en az anlaşılan mesele olduğunu hatırlattı. Laiklik tanımının bile uydurma bir tanım olduğu, bu anlayışı Türkiye'ye getirmek isteyenlerin laikliği olduğu ve olması gerektiği şekliyle değil, kendi ihtirasları ekseninde değiştirdiklerini/uydurduklarını söyledi.

“Laiklik, Avrupa'da din otoritesi olan kilise ile siyasi otoritenin birbirinden bağımsız olması, yani birbirlerinin işlerine karışmaması biçiminde ortaya çıktı ve uygulandı. Oysa Türkiye'de bu durum maalesef dini toplumun ruhundan çıkarmak, insanların dinî taleplerini görmezden gelmek ve hatta engellemek olarak hayata geçirildi. Yeni anayasanın bu gibi yanılgılara düşmemesi gerektiği hepimizin niyazıdır. Elbette bunların Türkiye şartlarında ne kadar uygulanabilir olduğu hususundaki karamsarlığı takdir edersiniz. Fakat ben konuyu fikir boyutunda ele alıyorum, ideal olanı söylemeye çalışıyorum" diyen Rasim Özdenören, bu konuların daha çok konuşulmaya devam edeceğini söyledi.Birlik Vakfı

İsmail Kahraman ile eski anıları paylaştılar

Toplantı sonrasında Özdenören'le birlikte mikrofon başına geçen eski kültür bakanı ve Birlik Vakfı kurucularından İsmail Kahraman, Rasim Özdenören'le hukuk fakültesinden sınıf arkadaşı olduğunu, kadim dostlukları ve derin gönül bağlarının olduğunu söyledi. Rasim Özdenören de İsmail Kahraman'la birlikte yaşadığı eski anılarını paylaştı. Manevi değerlere bağlılığı olan öğrencilere o dönem bir kısım üniversite hocalarının özel bir husumet duyduklarını, bu öğrencilerin önüne birçok güçlükler çıkarıldığını, kendisinin de bu davranışlarla sık sık muhatap olduğunu anlattı.

Plaket sunumundan sonra gençlerle sohbet eden Rasim Özdenören, okurları için kitaplarını da imzaladı. Rasim Özdenören, İstanbul Tıp Fakültesi öğrencilerince ilk sayısı çıkarılan Kalem ve Onur dergisini hediye eden öğrencilere teşekkür ederek dergiyi inceleyeceğini söyledi.

 

Harun Doyran haber verdi

Güncelleme Tarihi: 17 Eylül 2013, 20:05
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13