banner17

Çocuğunuz için ne yaptığınız değil, onunla birlikte ne yaptığınız önemlidir

Ferhat Aslan: “Anne baba çocuklarıyla birlikte ona değer vererek zaman geçirdiyse bu kalıcıdır ve sağlıklıdır. Bunu yapmayıp çocuğu için harcama vb. yapan ve bunu yeterli gören yanlış yapmaktadır.” Ahmet Serin’in etkinlik haberi.

Çocuğunuz için ne yaptığınız değil, onunla birlikte ne yaptığınız önemlidir

Medeniyet kuran bir millet olarak yüzlerce yıl bilim, kültür sanat ve düşünce alanında çığır açtığımız herkesin malumu. Zaman geldi, medeniyeti kuran o vasıflarımızı yitirdik ve tarihte örneği görülen birçok millet gibi biz de bir çöküş yaşadık.

Tarih, bu gibi dalgalanmaların kaçınılmaz olduğunu söylüyor bize. Biz de kaçamadık bundan ve durduk ya da bazı tarihçilerin dediği gibi, durdurulduk.

Aslında durmak, yeni bir yürüyüşe başlamanın hazırlığıdır bir bakıma. Bizler de uzun soluklu yeni bir yürüyüşe başlamanın hayalini kuruyoruz nicedir. Ama yürüyüş dediğin şey de lafla olmuyor. Topyekûn bir hareket demek bu, topyekûn bir bilinç demek… Bu yürüyüşe hazır olmak gerekir büyüğüyle küçüğüyle.

İşte tam burada, sanki bir sıkıntı yaşıyoruz biz. O yürüyüşü gerçekleştirecek insan kaynağımızın yetişmesiyle ilgili bir sıkıntı bu. Görünen o ki her şeye ama her şeye kafa yoruyoruz da bir nitelikli insan yetiştirme konusuna yeterince kafa yormuyoruz sanki.

Psikoterapist-aile danışmanı sıfatını da taşıyan Ferhat Aslan, insan yetiştirme konusunu ne kadar ıskaladığımıza dikkat çeken bir konferans verdi Ensar Vakfı Bursa Şubesinde. Konferansının merkezinde çocuk eğitimi vardı Ferhat Aslan’ın. Ferhat Aslan,  “Cumhuriyet dönemi dâhil, Osmanlı’yı da hesaba katarak ‘Gelişmediğimiz bir alan var mıdır?’ diye sorduğumuzda bu soruya ‘çocuk eğitimi’ cevabını verebiliriz. Bugün Türkiye’nin en doğusundan bir aile ile en batısından bir ailenin çocuklarını eğitirken gösterdiği davranışa baktığımızda, bunların çok farklı olmadığını görürüz. Bu bize, çocuk eğitimi konusunu atalarımızdan devraldığımızı gösterir. Ama ya devraldığımız mirasta yanlışlar varsa ne olacak? Biz, büyüdüğümüz çevrenin çocuğuyuz. O yüzden, nasıl yetiştiysek öyle yetiştiriyoruz. Sürecin içinde olduğumuz için de yanlışlıkları göremiyoruz. Yazık ki eğitimimizde azarlama ve şiddet çok fazla yer alıyor.” cümleleriyle kanayan bir yaraya parmak bastı aslında.

Herkes sorunlarla büyür

Sorunların insan için vazgeçilmez olduğunu söyleyen Ferhat Aslan, önemli olanın bu sorunların farkına vararak onlarla yüzleşmek olduğunu “Ben de güllük gülistanlık bir aileden gelmiyorum. Ben de sorunlarla büyüdüm. Dayak da yedim. Ama ben, birçok insandan farklı olarak sorunların farkına vardım ve sorunların giderilmesi için çabaladım. Öncelikle yanlışın farkına varmalıyız. Ben, başkasını ayıplama çirkinliği yerine, kendimle uğraşıp kendimi değiştirme güzelliğini tercih ettim. İlk adımımız bence bu olmalı, yanlışın farkına varmalıyız.” cümleleriyle kayda geçirdi.

Eğitimde ve yitik hikmetin bulunmasında coğrafya aranmayacağına dikkat çeken Ferhat Aslan, “Batı medeniyeti, insanın hayvandan gelip insana evrildiğini kabul eder. Hristiyan inancına göre de çocuk günahkâr doğar. Batılılar bu iki veriden yola çıkarak çocuğun nasıl eğitileceğine kafa yorarlar. Onlar çocuğun günahını çıkarıp onu adam etmek için uğraşırlar. Bizde ise insan en güzel şekilde ve günahsız yaratılmıştır. İslam fıtratı üzerine doğar çocuklar. İşte eğitim burada devreye girer: İslam fıtratı üzerine doğan o çocuk, ailesinin eğitimiyle Hristiyan, Budist, Mecusi veya Yahudi yapılır. Hadis bize bunun öyle olduğunu söyler.” sözleriyle de iki medeniyetin çocuğa bakışını anlattı.

Ferhat Aslan,  varlık türlerine göre yaklaşımların değiştiğini, en hassas olunması gereken varlığın insan olduğunu da şu sözlerle aktardı: “İki eğitim modeli vardır: 1. Cansızlara uygulanan model, 2. Canlılara uygulanan model. Cansızlara dışarıdan müdahale edilerek cansız varlık değiştirilip biçimlendirilir. Canlı varlıklara ise dışarıdan müdahale edilmez, içeriden müdahale edilir. Dünyanın birçok yerinde durum böyledir ama bizim ülkemizde maalesef çocuğa dışarıdan müdahale tercih edilir. Mesela bir mermer, dışarıdan müdahale ile şekil alır. Canlılar için durum değişir. Burada canlının taşıdığı potansiyel önemlidir. Bir varlıkta potansiyel varsa o varlığa dışarıdan müdahale edilmemeli, onun kendi potansiyelini dışarı çıkarıp doğru yönde gelişmesine izin vermelidir. Mesela toprak seven bir tohumu taşlık bir bölgeye atmamalıdır. Böyle yapılırsa o tohum potansiyelini açığa çıkaramaz, cılız kalır. Tıpkı bunun gibi, çocuklarımız için de en uygun ortamı hazırlayıp ondaki potansiyelin doğru ve uygun bir şekilde ortaya çıkmasını sağlamalıyız.”

Duygularımızı yönetebilmeliyiz

Eğitim denen şeyi herkesin farklı farklı anladığına dikkat çeken Ferhat Aslan, çocukların gelişim süreçlerinin bilinip eğitimin o süreçler hesaba katılarak verilmesi gerektiğini not düştü. Daha sonra eğitimin can damarı olan duygu konusuna değinen Ferhat Aslan,  bu konuyla ilgili olarak da “Çocuk eğitimi demek, çocuğun duygularını açığa çıkarıp onları yönetmesini öğrenmesi demektir. Anne babaya düşen de o duyguların hırpalanmadan, zarar görmeden ortaya çıkmasını sağlamaktır. Eğitim çocuğu tokatlamak, ona düşünce aşılamak değil, ona düşünebilme yeteneğini vermektir. Şimdi annelerimiz ‘Ama biz ailemizden sertliği öğrenerek geldik.’ diyebilir. Bunun yanında, çocuk sadece anne tarafından eğitilmez, baba da vardır ailede. O zaman, en başta eş seçimi önemlidir. Hem annenin hem de babanın duygularını yönetebilen biri olması önemlidir. Ailede ebeveynden birisi duygularını yönetemiyorsa orada psikolojik sorunlar var demektir. Anne baba adaylarının en başta bunu bilip ona göre eş seçmeleri gerekir. Bu seçimi en başta yapamayan, ilerde sorunlarla boğuşacaktır.” sözlerini söyledi.

İnsanı yönlendiren şeyin duyguları olduğunu söyleyen Ferhat Aslan, bu konudaki Nebevi yönteme dair ipuçlarını da “İnsanlarımızdan bazıları duygusunu yönetemez, dövmek istemediği halde çocuğunu döver ve sonra da bir odaya kapanıp neden böyle yaptım diye oturur ağlar. Bu, sorunlu bir haldir ve o halde olanların destek alması gerekir. Yine böyle davrananlar, çocuklarına onları sevdiklerini söylemez. Bunu söylemeleri gerektiği zaman da baştan savma bir tavırla bunu söyler. Oysa insan sevdiğini söylemelidir. Bu, muhatabındaki potansiyeli açığa çıkarır. Kişileri birbirine yakınlaştırıp güveni artırır. Hadis-i şerif ‘Sevdiğinizi sevdiğinize söyleyiniz.’ diyor. Hazreti Aişe annemiz Peygamberimize ‘Beni ne kadar seviyorsun?’ diye sorduğunda Peygamberimiz ‘Seni kördüğüm gibi seviyorum.’ dermiş. Zaman zaman Hazreti Aişe ‘Kördüğüm ne durumda?’ diye sorar, Peygamberimiz de ona ‘Baştaki gibi.’ dermiş. Duygular böyledir. Hele kadınlar bunu hep duymak ister. Bir kadın eşine ‘Beni anlamıyorsun.’ derken kastettiği şey konuşulan şey değil, duygulardır. Eşler arasında en çok sıkıntı yaşanan konulardan biri de budur. Duygularımızı yönetebilmeli ve sevdiğimizi birbirimize, çocuklarımıza söylemeliyiz çünkü insanların güzellikleri duymaya ihtiyacı vardır.” sözleriyle aktardı dinleyicilere.

Kadında erkeksi bir yön de vardır

Kadın ve erkeğin birer eş olarak sarsılmaz bir dengede durması gerektiğine dikkat çeken Ferhat Aslan,  bu konuya dair tespitlerini de “Erkek, kadının sertleşmesine izin vermemelidir. Kadının üçte biri erkektir ve kadın sertleştiğinde erkek tarafı açığa çıkar. Bazı kadınlar erkekten bile daha sert olur. Onun için kadına yumuşak yaklaşılmalıdır. Yumuşak yaklaşılan bir kadının erkeksi yanı körelir ve tümü kadın olur ve bu kadın mutlu olur. Hem eşimize hem de çocuklarımıza sert davranmamalı, onlara, sevdiğimizi sık sık söylemeliyiz. Bilirsiniz, Hazreti Peygamber sahabeye hutbe verirken torunları içeri girer. Peygamberimiz hemen gidip onları kucağına alır, tekrar minbere çıkar. Minberde hem cemaatle konuşur hem de torunlarını sevip okşar, onlarla konuşur. Bu da Peygamberimizin sünnetidir. Bunu da yapmamız gerekir. Çocukla duygusal bağ oluşturmalıyız. Duygusal bağ oluşturamadığımız çocuk, ayaklarımızın dibinde bile olsa bizden uzaktır ve o çocuk bizim değerlerimizle büyümez. Anneyle baba arasında yumuşak bir ilişki ve duygusal bir bağ olmalıdır.” cümleleriyle anlattı.

Sağlıklı bir çocuğun sağlıklı bir ailede büyüyebileceğine dikkat çeken Ferhat Aslan,  sorunlu bir ailede neler olabileceğini de şu sözlerle zihinlere çizdi: “Çocuğun sağlıklı büyümesi için önce anne babanın kendi arasındaki sorunları çözmesi gerekir. Mutlu bir aile, sağlıklı bir çocuk için şarttır. Kendi sorunlarını çözemeyen ailelerin çocukları da sorunlu olur. Evde kavga gürültünün eksik olmadığı bir ailede büyüyen çocuk, duygularını yönetemez, yani sorunlu olur. Ebeveynler birbirleriyle de çocuklarıyla da dertleşmeyi bilmelidir. Baskıcı anne babanın erkek çocukları evlenerek özgürlüklerine kavuşuyor ama bu sefer de eşlerini anlamıyor, onları ihmal ediyor. Bu ailede baba ortada yoktur, kadın mutsuz ve öfkelidir. Çocuk ise ortada kalmıştır. Bu anne zaman zaman öfkesini çocuklardan çıkarır ve çocuk da ileride kötü bir aile reisi olacak şekilde büyür.”

Duygusal yakınlık kurmadan olmaz

Sadece çocuklara karşı değil, muhatap aldığımız herkese karşı duygusal bir yakınlık içinde olmamızın, sağlıklı bir ilişkinin ilk şartı olduğunu da “İnsanın sohbet ettiği kişiyle yakınlığı vardır. Eşinizle sohbet ediyorsanız yakınlığınız vardır. Sohbet etmiyorsanız yakınlığınız yoktur. Arkadaşlarıyla sohbet edip eşiyle sohbet etmeyenin eşiyle duygusal yakınlığı yoktur. Çocukla ilişkiler de böyledir. Çocuğuyla sohbet edenin onunla duygusal yakınlığı vardır. Sohbet ettiğiniz insanlara bakarak kimlere duygusal yakınlık duyduğunuzu anlayabilirsiniz. Eşiniz ve çocuğunuzla duygusal yakınlığınız yoksa orada sorun var demektir. Bazı çocuklar özgüven sorunu yaşar. Bunun sebebi de büyüme tarzıdır. Ebeveyni kendisiyle sohbet eden çocuklar özgüvenlidir. Yapılan araştırmalar, adam yerine konarak kendisine önem verilen, söyledikleri dinlenen çocukların ileride özgüveni yüksek ve başarılı insanlar olduğunu gösterir. Bunun tam tersi olan çocuklar ise özgüveni düşük ve sorunlu olur. Doğru çocuk eğitimi, çocuğun içindeki mekanizmaları harekete geçirmek demektir, onları köreltmek değil.” sözleriyle özetledi konuşmacı.

Nebevi yöntem kılavuzdur

Sohbetini, Müminlerin şaşmaz kılavuzuna bakarak her şeye bir hal çaresi bulabileceğimizi anlatan Aslan “Peygamberimizin, kuşu ölen bir çocuğa taziyeyi gittiğini hiç unutmamalıyız. Çünkü çocuğun duygu dünyası için kuşu çok önemlidir ve ona bu önemi hissettirmek gerekir. Ona, önemli olduğu duygusunu hissettiremeyen anne babanın çocuğu, büyüdükçe anne babasına kayıtsız kalacaktır. Günümüzde bayramlarda hatırlanmayan anne babalara baktığımızda, çocuklarıyla aralarında duygusal bağ kuramadıklarını görüyoruz. Bu anne baba ile çocuğun konuşmalarında muhabbet, sevgi saygı yok; zorakilik ve resmiyet vardır. Çocuk için kendisi için ne yapıldığı değil, kendisiyle birlikte neler yaşandığı önemlidir. Anne baba çocukla birlikte ona değer vererek zaman geçirdiyse bu kalıcıdır ve sağlıklıdır. Bunu yapmayıp çocuğu için harcama vb. yapan ve bunu yeterli gören yanlış yapmaktadır. Din eğitimi de böyledir. Çocuğa din eğitimi gönüllülükle verilmelidir. Gönüllü olarak değil de baba zoruyla namaz kılan bir çocuk, ilerde namazla sorun yaşayacaktır. Bu konuda bana birçok soru geliyor, on üç on dört yaşlarındaki çocuğunun namazı bıraktığından dert yanıyorlar. Baba korkusuyla kılınan namaz, baba korkusu geçtiği zaman kılınmaz olur. O namazın niyeti de Allah rızası değil, baba korkusu olur. Okunan ezanla dalga geçercesine ezan okuyan bir Yahudi çocuğun başını okşayıp ‘Ne güzel ezan okuyorsun, seni Mekke’ye, Kâbe’ye göndereyim de orada müezzinlik yap.’ diyerek o Yahudi çocuğun İslam’la şereflenmesine yol açan Peygamberimizin eğitim metodunu unutmamalı ve onu diğer alanlarda olduğu kadar, çocuk eğitimi alanında da kendimize rehber edinmeliyiz.” sözleriyle noktaladı Ferhat Aslan.

Ahmet Serin

Güncelleme Tarihi: 29 Ocak 2019, 14:47
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20