Cihan Aktaş ile Ankara'da Bir Gün

Cihan Aktaş Ankara'da geçtiğimiz günlerde 'Sinemanın İslam Kültürüne Etkileri ve İran' başlıklı bir konuşma yaptı. Meryem Karagöz hem Aktaş'la tanışıklarını hem de etkinlikten notlarını paylaşıyor.

Cihan Aktaş ile Ankara'da Bir Gün

Perşembe günü cep telefonuma şöyle bir mesaj geliyor: “Araştırma ve Kültür Vakfı Ankara Şubesi’nde Cumartesi konferanslarının bu haftaki (10 Şubat 2018) konuğu Cihan Aktaş. Konu: Sinemanın İslam Kültürüne Etkileri ve İran. Saat:14:00. Araştırma ve Kültür Vakfı Ankara Şubesi Konferans Salonu”

Yüzüme keyifli bir tebessüm konuk oluyor. Cihan hoca ile yüz yüze görüşme imkânı bulacağız inşallah diye içimden güzel güzel konuşuyorum. Mesaj metnini de Cihan hocaya yolluyorum latife yapmak için, Ankara’ya Cihan Aktaş gelecek diye…

Kitaplarıyla tanışıklıktan dert ortaklığına

Cihan hoca deyince akla ilk önce yazarlığı geliyor elbet, velud yazarlarımızdan. Mimarlık eğitiminin getirdikleri de yazılarına, hikâyelerine iz bırakıyor. Eşinin İranlı olması İran sinemasını daha yakından takip etmesini kolaylaştırmıştır diye düşünüyorum.

Cihan hoca güven hissi verir, kalbi hatırlatır, ilkeli olmayı unutmasak der. Bilmiyorum benim bakışım: Sevgisini de eleştirisini de ince perdeden verir. Karşısındaki, yanındaki kişinin de onun gibi ince düşünmesini beklediğinden midir acep… Birden okuyup geçemem yazılarını, kelimeler düşündürür, yoğundur, bir anda anlayamadığımdandır elbet. Mimarlıkta unutmak diye bir şey yok galiba. Cihan hoca da, eksik kalmasın diye belki, yazılarında ayrıntıya önem verir.

Sosyal medyanın, sohbet mahfillerinin yavaş yavaş sanal âleme kurban verildiği bir gerçek. Yüz yüze olmak her zaman mümkün olmuyor, vakitleri yetiremiyoruz. Uzaklarda kalıyoruz. İyi tarafı farklı şehirlerde olan dostlarla muhabbeti devam ettirebilmek. Birçok dostumla sosyal medyadan bağ kurmak hoşuma gidiyor.

Cihan hoca ile birebir tanışmamız ise Twitter üzerinden… Ben onu takip ediyorum çok uzun zamandır. Onun beni takip etmesi ise beklediğim bir hal değildi. Okur alışkındır, yazarla öyle dostluk ilişkisine girilmeyeceğini bilir.

Bir gün farklı bir durum oluyor, o da beni takibe başlıyor. Zaman zaman bir şey yazdığımda bana cevap yazıyor. Baktım muhabbetimiz güzel güzel gidiyor, öyle hesapsız. Doksanları konuşmak, “mahalle eskiden öyleydi de niye şimdi böyle hocam”, zaman zaman kızgınlığıma “daha sakin bak” diye nasihatleri. Yazma aşamasındaki kitaplarından bahsetmesi keyif veren hallerdendi, bu değerliydi Meryem için. Bir nedenden dolayı moralim bozuk bir şekilde ona yazdığımda ise uzun uzun konuşup dert ortaklığı yapmıştı bana. Herkese yazamayacağım bir hali Cihan hocayla paylaşmak. Kendisini ne kadar yakın hissettiysem kendime, değerliydi.

Sinema üzerine keyifli bir sohbet

Derken beklenen gün geliyor. Araştırma ve Kültür Vakfı’nın Ankara şubesinin yeri Ulus’ta Hacı Bayram Veli Hazretlerinin türbesinin etekleri… Dolmuştan iniyorum, yeri biraz şaşırıyorum galiba, ilk deneme başarısız… Sonra bir esnafa soruyorum, Şeyh İzzeddin Türbesi nerede diye, tarif ediyor sağolsun… Türbenin yanında Araştırma ve Kültür Vakfı. İşte buldum. Aşağı kata iniyorum… Cihan hoca ön sırada; yanında tanıdık bir yüz daha var, Mehtap Toruntay. Sunucu, Cihan hocayı sunmaya başlıyor. Okuduğu okul, ödülleri, yayın hayatı. Ve Cihan hoca kürsüye geliyor. 

İkinci sıradayım. Salona bakıyorum, dolu sayılır, güzel… Cihan hoca da karşımda beni farkedince gülümsüyor; gülümsemekle kalmıyor, gülmeye başlıyor ve ekliyor: “Tanıdık yüzler olunca gülümsüyorum böyle, biz Meryem’le tanışıyoruz ama ilk defa yüz yüze geldik böyle.” Gülümseyerek kendisine teşekkür ediyorum. Araştırma ve Kültür Vakfı’na da teşekkürlerimi sunuyorum, Cihan hocayı davet ettiği için. Gülümsemek iyi geliyor bizlere…

Cihan hocam konuşmasına fotoğrafın tarihinden başlıyor, sonra sinemadan devam ediyor… Türk sineması ve İran sineması karşılaştırması yapıyor. İbni Heysem’in Görüntüler Kitabı’ndan bahsediyor, sonrasında neden kadınların fotoğraf çekilmesinin şeyhülislamlar tarafından yasaklandığı bir duruma geldiği üzerine düşündürtüyor bizi… İbni Heysem üzerinden gidebilseydik fotoğrafın, sinemanın doğudan çıkması uzak ihtimal olmasa gerekti…

Türk sinemasının ilk döneminde kadının sinemadaki gösterilişini anlatıyor. Kamusal alan korkusu üzerinden kadınların resmedildiğini belirtiyor. Aynı durumun kendisinin de dahil olduğu İslami camia içinde son zamanlara kadar devam ettiğini belirtiyor. 60’larda Halit Refiğ, Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Lütfü Akad ile sinemada kazanılan ivmenin 70’lerde ve sonrasında devam edememesi, aynı dönemde İran’da başlayan ivmenin artarak devam etmesi üzerine konuşuyor hocam. 60’lar Türk Sineması üzerine konuşurken “bu konuda sen ne düşünüyorsun Meryem” diye sözü bana verdi… Pek alışkın olmadığım durum tabi. Bu taltif hoşuma gidiyor, ne yalan söylemeli. Bir bilgim var mı bilmiyorum ama sinema üzerine okumalar yapmıştım, onları paylaşıyorum. Konuşma sohbet ortamına dönüşüyor tabi… Arada heyecanlı öğrenci hallerine bürünürken dur diyorum kendi kendime, Cihan hocanın konuşmasını dinlemeye geldim… Dinleyicilerden iki üç isim de benim gibi heyecanlı söze karışıyor.

Derviş Zaim’in, Ahmet Uluçay’ın isimlerini zikrediyoruz. İran sinemasının hayatın içinden ayrıntıları da sinemaya taşıdığından bahsediyor Cihan hocam. Ben de ekliyorum: Küçük hikâyelere önem vermeliyiz… Sokağın ince hikâyelerini, insanı, iyi taraflarıyla kötü taraflarıyla, sevabıyla günahıyla…

Güzel bir bilgi alışverişi oluyor. Hocamın konuşmasının tamamını eklendiğinde Youtube’dan izleyebilirsiniz. Araştırma ve Kültür Vakfı kanalını takip etmekte yarar var.

Muhabbetli bir imza faslı

Konuşma faslı bitiyor, çay faslı başlıyor dışarda. Çay varsa her şey iki kere rafine… Kendime bir çay alıyorum. Toplantı bittikten sonra bir de imza faslı var. Gençlerin ellerinde hocamın kitapları. Hem kendileri hem de orada olmayan dostları için imzalamaya gelmişler. Farklı bir imza vakti oluyor aslında. Cihan hoca orada olmayan dostları merak ediyor, ne ile meşguller, isimleri, yakınlıkları ne; espriler ortamı kaplıyor. Bir aile ayrıca dikkatimizi çekiyor, anne baba öğretmen. Cihan hocaya muhabbetleri pek güzel, Cihan hoca ile sarılıyor öğretmen annemiz. Genç öğrenciler de hakeza öyle. Arada Cihan hocaya takılıyorum. Hocam diyorum, imza faslınız farklı oluyor, her yazarda böyle olmuyor. Zaten diyor, imza günlerimde yoruluyorum. Diyorum ee hocam normal hep böyle ise… Böyle olmadığında çok ticari bir hal olacağını düşünüyor. Ufak bir cümleniz Cihan hocada muhabbetle büyüyor vesselam…

Yukarı davet ediyor Araştırma ve Kültür Vakfı yönetimi. Benim elimde de kitaplarım, Cihan hocamdan en son ben imza istiyorum gülerek. Yukarda imzalayayım diyor, peki diyorum. Yukarıya doğru çıkarken de Cihan hoca okurlarıyla. MGV yayınlarının editörü bir arkadaşımız da orda, Cihan hocadan hikâye istiyor, mail atmış kendisine. Bir ara kendisiyle konuşurken kitap beklemek yerine yazarları arayan bir editör olmaktan bahsediyor editörümüz.

Cihan hoca ile masadayız, yanına otuyorum, lakin imzamı alamıyorum bir türlü. Karşısındaki büyüklerimiz soru soruyor, Cihan hoca cevap veriyor heyecanlı heyecanlı, bir taraftan da süre kısıtlı, uçağa yetişecek. Kitaplarımı imzalatıp fotoğraflarımızı çektirdikten sonra sarılıyorum kendisine uğurlarken. Sonra arabaya biniyor. Ben de aşağıya doğru yürüyorum, dolmuşa bineceğim evime gitmek için. Aklımda yarım kalan çayımız ve Cihan hoca ile günün güzelliği. Tadı damağımda vesselam.

 

Meryem Karagöz

Yayın Tarihi: 15 Şubat 2018 Perşembe 15:48 Güncelleme Tarihi: 16 Şubat 2018, 17:57
banner25
YORUM EKLE

banner26