banner17

Cihan Aktaş Bursa'daydı

Bir yanda kardeşçe duygular ve kardeşçe yaşamak isteyenler, diğer yanda iktidarını sürdürmek isteyenler…

Cihan Aktaş Bursa'daydı

26 Mart 2011 Cumartesi günü akşamı TYB Bursa Şubesinin konuğu, yazar Cihan Aktaş idi. Cihan Aktaş öykücülüğünün yanısıra yıllardan beri genelde Türkiye’nin, özelde de İslami hareketin sorunlarına kafa yoran,sorunlara nelerin çözüm olabileceğini, bu çözüm önerilerinin nasıl olması gerektiğini tartışan, düşüncelerini kitap halinde okurların ilgisine sunan üretken bir yazar.

Gözlemleri ve ilgisi sadece Türkiye ile sınırlı olmadığı için olaylara geniş perspektiften bakabiliyor. Yaşadığı yerler ve yaşadığı yerlerdeki gözlemleri ona eleştirel bir bakış açısı da kazandırmış. Cihan Aktaş gözlem, deneyim ve birikiminin meyvelerini çoğunluğunu “mesture genç bayanların” oluşturduğu bir ortamda dinleyicilerle paylaştı, kardeşliğin ne olduğunu ve kardeşliğin nasıl inşa edilebileceği konusundaki düşüncelerini aktardı. Konu “Stalinist Vatandaş Kardeşliğe Karşı” ana başlığını taşısa da, konuşma tek bir izlekte seyretmedi, çağrışımların sürükleyiciliğine uyularak daldan dala atlandı. İşte konuşmadan notlar:

Günümüzün fantezi konuları neler?

Cihan Aktaş, Bursa terminalinden Seyyid Usul Kültür Merkezine ulaşıncaya kadar olan kısa yolculuğunda Bursa’yı gözlemlediğini ve Bursa’nın tarihi silüetinin de özellikle TOKİ eliyle bozulduğunu üzülerek gördüğünü belirterek artık ülkemizde sanat, mimari gibi konuların sadece birer fantezi olarak kaldığını söyledi. Ki hatırlanacağı üzere, bu tesbiti ilk yapan da sadece o değil. Gönlü naif olan herkesin üzülerek gördüğü ve bazılarının da yıllardan beri haykırdığı bir tespit bu.

Kapalı kadınlar

Osmanlı bakiyesi olan Türkiye’de kadınların rolüne değinen ve konuyu sık sık aktüalite ile ilişkilendiren Cihan Aktaş, konuya dair şunları aktardı:

Cihan Aktaş“Günümüzde mütesettir olma hali “kapanmak” kelimesiyle karşılanıyor. Oysa Osmanlı’da böyle bir ifade biçimi yoktu. Bu tanımlama, cumhuriyet sonrasında ortaya çıktı. Zamanla kapanma sözcüğü –belki de varlığını sürdürme amacıyla(A.Serin)- sadece örtünme anlamıyla sınırlı kalmadı, beraberinde bir içe kapanmayı da getirdi. Müslümanlar “O kapalı biri” ya da “O aile kapalı bir aile” cümleleriyle tanımlanır oldu.”

Kapanmak ama nereye kadar?

Cihan Aktaş, kapalılığın beraberinde içe kapanmayı da getirdiğini ama bu halden özellikle son zamanlarda yavaş yavaş uzaklaşılmaya başlandığını ama bunun da çok sağlıklı bir şekilde olmadığını şu sözlerle anlattı:

“Şimdilerde yavaş yavaş açılmaya başlayan bu toplum, sağlıklı bir açılmayı gerçekleştiremediği için ‘sarhoş’ bir haldedir.”

Olan bitenler karşısında Müslümanların tavrı ne?

Müslümanların kafalarında ’iyilik ve kötülük yapmaya dair belli bir şablon’ olduğunu söyleyen yazar, bu şablonun hayatımızı zorlaştırdığını ve birçok soruna sadece bu yüzden duyarsız kaldığımızı belirtip şunları söyledi:

“ Biz Müslümanlar her şeyi paranteze alıp ideal İslam toplumunda yapılması için öteliyoruz. Böyle yaparak yaşadığımız günün sorunlarını tartışmaktan kaçınıyoruz. Tartışmadığımız için de sorunlara çözüm bulamıyoruz. Oysa bunları tartışmalı ve sorunlara çözüm aramalıyız.”

“Emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker” neyi, nasıl emreder?

İnsanlar arasındaki iletişimin aracı olan dilin doğru ve özenli kullanılmaması halinde olumsuz sonuçlara yol açacağını söyleyen Cihan Aktaş, konu hakkında şu düşüncesini aktardı:

“Dil çok önemli. Dildeki bir hata, toplumda sarsıntılara yol açar. Mesela “Emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker” sözündeki “emr” ifadesini emir kipiyle kullanıp başkalarını bu şekilde uyarmak, otoriter bir tavır anlamına geleceği için çok doğru olmaz. Bunu emir olarak değil de “yapılacak işler” olarak anlamak daha doğru olur. 80’li yıllarda “Emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker” düsturu gereğince yekdiğerini sert şekilde uyaranlar vardı ve bu tavır iticiydi.”

Cihan Aktaş, Kardeşliğin DiliKardeşlik örneği: Ensar ve muhacir

Stalin’in hükümranlığını sürdürmek için “muhbir vatandaş”lardan yararlandığını, bu “muhbir vatandaş”ların hem toplumdaki kardeşlik duygularını zedelediğini hem de Stalinist yapının sonunu getirdiğini söyleyen Aktaş, konu hakkında düşüncelerini şöyle açıkladı:

“İslam tarihinde kardeşliğe örnek ensar-muhacir ilişkisidir. İslam, kardeşlik duyguları inşa eden bir dindir. Bu durumun günümüzdeki tam tersi durum ise Çin’de yaşanmaktadır. Çin toplumu, çocuk sayısı birle sınırlandırıldığı için kardeşsiz bir toplumdur. Bana göre, kardeşlik duygusunu yaşamadıkları için Çin toplumu, patlamaya hazır bir toplumdur.”

Son sözleri

Kardeşlik ve paylaşmanın iç içe kavramlar olduğunu söyleyen Aktaş, paylaşmanın kardeşliğe, kardeşliğin de paylaşmaya götüreceğini söyledi. Dava kardeşliğinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak sözlerini noktaladı.

 

Ahmet Serin kardeşliğin sözde kalmaması dileğiyle yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Nisan 2011, 00:05
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner20