Çelebi Mehmed'i de tedavi etmiş o hekim şair

Hüsrev ü Şirin ve Hârname müellifi Kütahyalı şair Şeyhi, ‘şiirin üzerindeki acem elbisesini çıkarıp türkî elbise giydiren şair’ olarak da anılıyormuş..

Çelebi Mehmed'i de tedavi etmiş o hekim şair

 

Mustafa Özçelik’in verdiği bilgilere göre 1998 yılında aşk ve himmet ehli birkaç zat “Kütahyalı Şairler Sempozyumu”nu tertib etmiş. Bir ilk olan bu teşebbüs Kütahyalı büyük şair Şeyhî’nin kabrinin ziyaret edilmesi ve kabri başında dualar ve gazellerin okunmasıyla başlamış, akşam ise Maltepe Parkı’nda kandile rastlaması sebebiyle daha çok münacaat ve naatlar okunarak musikiyle hitam bulmuş. Fakat devamı gelmeyen bu organizasyon bir defalık bir teşebbüs olarak kalmış.

Yağmurlu bir ikindi vakti Kütahya soğuklarının adım adım yaklaştığını hissettiren bir günde Kütahyalı şair Şeyhî’nin kabri başında bu sefer DPÜ İlahiyat Fakültesi mensupları olarak, dekanımız Bilal Kemikli Bey’in de katılımıyla toplandık. Cevdet Dadaş merhum, o gün üniversite bünyesinde Kütahyalı şairlere kayıtsız kalmayan nadir zevattan biri olarak himmetini diriğ buyurmayarak bu teşebbüsün bizzat içinde yer aldığı gibi bugün de biz bu sessiz davete icabet ederek şairin huzuruna geldik. Daha önce de söylediğimiz gibi üniversiteler bulundukları şehre yabancı olmamalı; şehir hakkında malumat sahibi olmak da yetmez, onu tanımalı, hissetmeli, yaşamalı... Bunun için DPÜ İlahiyat Fakültesi olarak Şeyhî’nin kabrine geldik. Merhum Akif İnanların, Cevdet Dadaşların izinde, şair Şeyhî’nin huzurundayız şimdi...

Şeyhî’nin kabri başında sessizce durduk, dualarımızı ettik… Uzun bir sessizlikten sonra Şeyhî’yi daha yakından tanımak için hayatına dair tuttuğumuz kısa notları hazıruna okumak vazifesi de ben fakire düştü…

“Şiirin üzerindeki acem elbisesini çıkarıp türkî elbise giydiren şair”

Şair Şeyhi, Klasik Türk Edebiyatının kurucularından sayılıyor. Asıl adı Yusuf Sinan. II. Yakub Bey’e ait bir vakfiyede Sinanüddin bin Mecdüddin olarak ismi geçmekte. Şeyhî mahlasını ise Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin terbiyesinden geçtikten sonra kullanmaya başlamış, Germiyanlı Şeyhî diye anılır olmuş. Hekimlik yönü de olan Şeyhi’nin, özellikle mahir bir göz hekimi olduğu kaynaklarda zikredilmekte. Bu açıdan Hekim Sinan olarak kendisinden bahsedilmiş.

1370 yıllarında doğduğu tahmin edilen ve ilk tahsiline memleketi Kütahya’da başlayan Şeyhi, divan şairi Kütahyalı Ahmedi’den ve diğer âlimlerden ders alır. Daha sonra İran’a giderek burada edebiyat, tasavvuf ve tıp alanlarında eğitim görür. Büyük âlim, büyük şârih Seyyid Şerif Cürcani ile ders arkadaşı olur. İran’dan Kütahya’ya dönerken Ankara’ya uğrayan Şeyhi, burada Hacı Bayram-ı Veli’yle görüşür. Bazı kaynaklarda Şeyhî’nin Hacı Bayram-ı Veli’nin müridi değil dostu olduğu ve asıl mürşidinin Emir Sultan olduğu zikredilmekte. Fakat bu bilgi şair Şeyhî ile Alaşehirli Şeyh Sinan’ın birbirine karıştırıldığı itirazıyla birlikte hatalı kabul edilmiş.

Bu tartışmayı bir tarafa bırakarak Emir Sultan’ın vefatında Hacı Bayram-ı Veli’nin gelip cenaze namazını kıldırdığı bilgisiyle mevzuu ele alacak olursak aslında bu iki büyük mürşidin ve dolayısıyla şair Şeyhî’nin birbirleriyle irtibatı yadsınamaz. Ayrıca Şeyhî’nin Bursa’da Seyyid Nesimi ile de görüştüğünden bahsedilir. Yani Şeyhî, ismiyle müsemma olarak hem bir derviştir, hem de dervişlerle her daim bir aradadır.

Şeyhi, Germiyan Hâkimi II. Yakub Bey’in hem musahibi hem de özel tabibi olur. Aynı zamanda Yakub Bey’in musahipliğiyle beraber Çelebi Mehmed ve II. Murad gibi Osmanlı padişahlarıyla da yakınlık kurar. Hatta Çelebi Mehmed’in hastalığını tedavi etmesi için Osmanlı sarayına çağrılmış ve başarılı bir tedaviden sonra kendisine ihsanlarda bulunulmuş. Eserlerinden bazılarını bu Osmanlı padişahlarına ithaf etmiş Şeyhi. Ama daha çok Yakub Bey’in yanında bulunmuş. Ölüm tarihi ise kesin değil. Fakat 832/1429’da ölen Yakub Bey’e mersiye yazdığına göre bu tarihten sonra vefat etmiş olmalıdır. Mezarı Kütahya’dan Tavşanlı’ya giden yolun yedinci kilometresinde. Kabri üzerindeki yapı, 1961 yılında Oktay Aslanapa’nın çizdiği plana göre bina edilmiş. Yanında Hekim Sinan Tıbbî Bitkiler Araştırma Merkezi bulunuyor şu an.

Kaynaklarda Şeyhi “hüsrev-i şuarâ”, “pîşterîn-i şuarâ-yı Rûm”, “şeyhü’ş-şuarâ”, “emlahu’ş-şuarâ” diye zikredilmekte. Divan sahibi bir şair olan Şeyhî daha çok mesnevi alanında meşhur olmuş. Hüsrev ü Şirin ve Hârname adlı mesnevileri var. Oldukça akıcı bir dille yazdığı eserlerindeki canlı tasvirler çok beğenilmiş. “Şiirin üzerindeki acem elbisesini çıkarıp türkî elbise giydiren şair” diye anılmış.

Bu eserlerin dışında şairin tıbba dair, daha çok bitkileri ve faydalarını anlattığı manzum bir eseri de var. Tam adı Kenzü’l-Menâfi fi Ahvâli Emzice ve’t-Tabâyi olan bu esere kısaca Nazm-ı Tabâyi de denir.

Şairin hayatıyla ilgili bu kısa notlardan müstefid olarak her birimiz şairin bir gazelini okuduk. Tekrar tekrar dualar ederek inşallah şairin ruhunu şad etmiş olmanın mesruriyetiyle huzurdan ayrıldık…

 

Abdullah Erdem Taş yazdı

Güncelleme Tarihi: 05 Ekim 2013, 12:20
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13